Yoga Pratiği ile Rıza Kültürü Oluşturma

90e0b09d448307a1c81d564575cb7569

Yoga Pratiği ile Rıza Kültürü Oluşturma

Travmaya Duyarlı Yoga ya da travma bilgili yoga / hareket çalışmalarında dokunma meselesini uzun uzun anlatıyorum. Hafta sonu yaptığım son eğitimde üzerine çokça konuştuğumuz bir konu olduğu için yazmak istedim. 

Özellikle ülkemizde kişisel alan ve kişisel sınırlarla ilgili bilgi ve davranış muğlaktır.  Kişisel alan/ sınır kavramı kültürel olarak pek bilinmez ve anlaşılamaz. Dolayısıyla çok fazla ihlal vardır. Sıra beklerken önümüzdekilerin dibine gireriz, kaldırımda alan olmasına rağmen öteki kisilerin dibinden geçeriz,   toplu taşımada nefesler birbirine karışacak kadar yakınlaşırız, halbuki o noktanın bir adım ötesi olsa olsa sarılmak ya da öpüşmektir. Tanımadığımız çocuklara hiç çekinmeden, düşünmeden dokunur, öper, yanağından kesme alırız. Liste daha uzar gider… Tam da bu yüzden özellikle ülkemizde konuyu gündeme getirmek ve hatta tartışmaya alan açmak için “Rıza Kartları” ndan bahsetmek istiyorum. 

Dokunmak ve dokunulmak karmaşık bir mesele. Bir başkasına fiziksel yakınlık gösterme konusunda aslında hemen oluşan derin ve hassas bir şey var. Dokunma güven ister ve kırılganlığı ortaya çıkarır; birbirine bağlanırken, kişilerden biri güvenlik açığına izin vererek kendi bedenindeki özel alana diğerinin girmesine izin verir.

Çoğu yoga stüdyosunda, eğitmenin fiziksel yönlendirme yapması, yoga uygulanmasının onaylanmış bir parçası haline gelmiştir. Ve diğer geleneksel uygulamalar gibi, normalleşmeyi sorgulamak bazen zorlaşır; Başka bir deyişle, bir stüdyo alanını yöneten bir dizi söylenmemiş kurala katılmamak ya da itiraz etmek zor olabilir.

Bazı öğrenciler yoga eğitmeninin istikrarlı ve bilgili bir biçimde onları pozda derinleştirmesini teşvik edebilirken, diğerleri – belki de travma deneyimi olanlar veya kronik ağrı çekmiş olanlar – yönlendirme ile ilgili daha karışık duyu ve duygulara sahip olabilirler. Aslında, herkesin dokunulma isteği günden güne, andan ana değişebilir.

Birçok yoga topluluğu, kültürel paylaşım, kapitalizm, ırkçılık, beden pozitifliği ve feminizm gibi konuların, yoga alanlarını nasıl dönüştürdüğü üzerine tartışmalarla, sosyal ve politik sorunların kişisel pratiğimizi nasıl etkilediğini anlamaya başladı. Bu yüzden bütünsel ve somutlaşmış bir hareket olarak, yoga / hareket öğretmeni fiziksel bileşenlerle birlikte rıza politikasını dikkate almalıdır.

Rıza birçok yerde tartışılmıştır, ancak çoğunlukla ve doğal olarak cinsel şiddete, utanca meydan okuyan, aynı zamanda hayatta kalanı destekleyen feminist harekete dayanır. Ancak, rıza hakkındaki argümanlar cinsiyetin ötesine ulaşır, daha geniş olarak ele almak gerekir; Fikrimizi değiştirmek için evet ve hayır diyebilmek, her durumda cinsiyet ayırmadan, her insan için geçerlidir.

Yoga, pozda düzeltme yapılması gerektiği fikrini taşıdığından, yoga eğitmenleri de kendi üzerlerinde baskı hissedebilirler; Bu baskı, öğretmenlerin  fiziksel olarak yardım / düzeltme yapmazlarsa, yeterince iyi olmadıklarını hatırlatan ince bir mesaj bile olabilir. Ayrıca dokunmak için gerçekten güvenilir bir onay alma konusundaki belirsizlik, ek stres yaratabilir.

Bir yoga öğretmeni öğrencilere sınıfta yüksek sesle  “Size elle düzeltme / yönlendirme yapabilir miyim?” diye sorabilir. Ama birçok sebepten dolayı, bu soru kolay ve anlaşılır bir cevabı sınırlar; Topluluğun içinde  samimi ve cömert bir teklife kaba davramamanız gerektiği öğretilmiştir. Dolayısıyla cevap güvenilir olmayabilir.  Rızanın normal veya doğal olmadığı, fiziksel haklarının sıklıkla sorgulandığı bir sosyal dünyada öğrencinin ihtiyaçlarını ifade etmesi utanç verici, zorlayıcı veya hatta imkansız olabilir.

Yoga kültürünün birçok yönü bize genellikle bedenlerimizi ve zihinlerimizi tam olarak bilmediğimizi hatırlatıyor – aslında bağlantıyı koparmaya teşvik de ediyor olabilir miyiz? Yoga dersinde bir rıza kültürü oluşturmak, sadece biriyle bağlantıya geçmek ve dokunmak için izin istemekten çok daha fazlasıdır. Kendimizi ve bedenlerimizi tanımadığımızın altı çizilirken; sosyal dünyadaki aktif savunmamıza yönelik bir sorgulama oluşur. Böylece kişisel sınırlarımızı aşmaya teşvik ediliriz.

Bir rıza kültürü oluşturmak ise, bu kimlikleri ve geçmiş deneyimleri bedenimizde birbirimize gösterme şeklimizin, nefes alanımızın ve eylemlerimizin bir parçası olduğunu bilerek, birçok farklı kimliğe ve hayat deneyimine değer verdiğimiz ve saygı duyduğumuz anlamına gelir. Sınırlar, kendini onaylama ve seçim yapma hakkındaki konuşmaları normalleştirmekle ilgilidir.

Dokunmak önemlidir. Aynı zamanda güzel bir yoga çalışmasına yaşamının bir bölümünü ayırmış bir kişinin bilgisini, fiziksel bir yolla aktarma pratiği yapmasına izin vermek de önemlidir.

Bu nedenle, öğrencilerin uygulamaları sırasında “Evet” ile “Hayır” arasında geçiş yapmasına izin veren rıza kartları gibi araçları önemli buluyorum.

Travma bilgili yaklaşımlarla, Kuzey Amerika’da oldukça yaygın kullanılan bu kartlar ilk olarak 2013 yılında Christian Slomka and Jamilah Maiika tarafından Toronto’da önerildi. 

Slomka bir röportajında şöyle demişti: “Bir insanın neler yaşadığını ve dokunmanın bir tetikleyici olup olmadığını her zaman bilemeyiz (özellikle rıza olmadan). Tecavüz ve cinsel istismar, rızaya önem göstermeyen bir kültürde devam edebilir. Rızanın bizim için önemli olduğunu göstererek, kültürde bir değişimi güçlendirebileceğimize inanıyorum. Nihayetinde rıza, daha güvenli bir alan geliştirmemize yardımcı olacaktır. ”

Ülkemizde belki bu kartlar öğrenciler tarafından pek anlaşılmayabilir; tam da bu noktada “Rıza” olgusunu konuşmak, düşündürmek için tohum atabiliriz. Travma bilgili sınıflarda bu, olmazsa olmaz uygulamalardan biridir. Ve bence büyük bir fırsattır. Bu kartları dahil ederek, yoga eğitmenleri öğrencilerine hayati bir mesaj verir… Seçim sana ait.

Rıza kartları, bir stüdyonun ya da öğretmenin kültürüne iyi entegre olmuşsa, topluluklarının bilinçli bir seçim yapma, hesap verebilirlik ve öğrencinin kendi bedeniyle ilgili kararına öncelik verdiğini vurgulamaktadır. Herkesin kişisel farkındalığını  geliştirmesine, hem öğretmenlere hem de öğrencilere, düzeltmeleri / yönlendirmeleri, sunma ve alma süreçlerinde yetki vermesini sağlar. En önemlisi, birbirimizle, gerçekten konuşmamız gereken iyileştirici toplum olgularını oluşturmaya devam edebilmemiz için bu konuşmaları yapmamız gerekir.

*Derslerimde kullandığım kartlardan esinlenerek kendi dersiniz için kartlar oluşturabilirsiniz 🙂

Uzm. Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut Dere 2019

 

Çocuklar için öz düzenleme önerileri

Çocuklar için öz düzenleme önerileri

Çocuklar endişe, üzüntü, korku, öfke vb hislere kapıldıklarında ya da aşırı uyarıldıklarında sözle telkin etmek pek bir işe yaramaz. Duyusal olarak da desteğe ihtiyaç duyarlar. Çocukların regülasyonuna yardımcı olabilecek bazı öneriler paylaşmak istiyorum. Bu önerileri bir reçete gibi algılamak yanlış olur. Her durum özeldir ve her çocuğun ihtiyacı farklıdır; ama bu öneri ve oyunları deneyebilirsiniz.

  • Ara vermek 🙂
  • Köpüklü balon üflemek.
  • Rüzgar çarkı üflemek.
  • Sakız çiğnemek.
  • Spor lastiklerini çekiştirmek.
  • Sert bir şekeri emmek.
  • Smootie gibi yoğun bir içeceği pipetle içmek.
  • Suyu pipetle köpürtmek.
  • Buz emmek.
  • Serin su içmek.
  • Organik hoş kokulu yağlarla oynamak. (Sürmek, koklamak vb)
  • Müzik dinlemek.
  • Sesli kitap dinlemek.
  •  Doğa sesleri dinlemek.
  • Yürüyüş yapmak ya da bisiklete binmek. (Çocuklar, hava nasıl olursa olsun her gün  açık havada yeterince vakit geçirmelidir.)
  • Sert olmayan zeminlerde zıplamak. (Örn. yatak, koltuk, trambolin)
  • Salıncakta sallanmak.
  • Lego ile oynamak.
  • Yap-Boz ile oynamak.
  • Tebeşir  ile çizim yapmak.
  • Resim yapmak/boyamak.
  • Bir kediyi ya da köpeği sevmek.
  • Ağaca tırmanmak.
  • Sessiz bir yere gitmek.
  • Ses geçirmez kulaklık takmak.
  • Gözleri kapatıp 10 dan geriye saymak.
  • Şarkı söylemek ya da enstrüman çalmak.
  • Zihin kavanozu kullanmak.
  • Akvaryumda balıkları izlemek.
  • Dans etmek.
  • Yoga yapmak.
  • Baş aşağı durmak.
  • Köpüklü banyo yapmak.
  • Organik hoş kokulu bir losyonu kendine sürmek.
  • Masaj- Kas ve  eklemleri rahatlatma.
  • Saçı ya da bedeni fırçalamak.
  • Aynada komik suratlar yapmak.
  • El işi yapmak.
  • Gölge oyunu ya da kukla ile oynamak.
  • Duvarı itmek.
  • Güneş gözlüğü takmak.
  • Işıkları kapatmak.
  • El feneri ile kitap okumak.
  • Merdiven çıkmak ya da tırmanma duvarına tırmanmak.
  • Olumlama yapmak.
  • Oyun hamuru ile oynamak ya da Stres topu sıkmak.
  • Ağır iş yapmak. (Temizliğe/ Bahçe işlerine yardım vb)
  • Ağır bir battaniye sarınmak ya da ağırlık taşımak. (Örneğin sırt çantasını  biraz fazla doldurup onunla bir süre yürümek.)
  • Battaniye ile sıkıca sarmalanmak.
  • Bir oyuncağa ya da yastığa sıkıca sarılmak.
  • Birine sarılmak.
  • Hayvanlarla oynamak.
  • Hayvan taklitleri yapmak.

Hayvan taklitleri oyunu aşağıdaki görselde anlatılıyor. Her bir hayvan taklidi 45 saniye sürer. Taklitlerin arasında 15 saniye dinlenin. Hareketleri çocuğunuzla birlikte yapmaya çalışın, hatta mümkünse hayvanların özelliklerini de düşünerek birlikte hikayeler yaratabilirsiniz. Hem bu oyunu hem de yukarıdaki önerileri istediğiniz sıklıkta uygulayabilirsiniz.

Cocuklar icin oz duzenleme oyunu

Uzm. Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut Dere 2019

Travmanın Paradoksu

5f99e1b9d881a619ebddba0e477cdcc2

Travmanın Paradoksu

Yaklaşık bir yıl kadar da yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin acil servisinde Travma Bilgili Bakım projesi yürüttüm. Fiziksel büyük yaralanmalardan, kazalara, şiddet, ateşli saldırı, taciz, madde kullanımına kadar, farklı yaşlardaki yüzlerce hasta ve çok çeşitli travma olgusu ile karşılaştım. Travma bilgili hastane olma yolunda çalışırken defalarca duvara çarptık. Çünkü bu aslında yara bakımından farklı bir şey değil. Siz yarayı özenle temizlerken başkası gelip üzerine steril olmayan bir bez koyarsa çabanızın pek bir kıymeti kalmıyor.  Travma bilgili yaklaşımın da tam bu yüzden yayılmacı bir yol izleyerek toplumun her kesimine ulaşmasını çok önemli buluyorum. Elbette bu yaklaşım birincil olarak riskli alanlara öncelik vermeli. Bununla birlikte toplumda bir travma prevalansı oluşturmamız gerekiyor.

Travma, genellikle yokuş yukarı bir mücadeledir. Mesele sadece insanların iyileşmesine yardımcı olacak teknikleri ve müdahaleleri bulmaktan ibaret değildir. Çalışma yapılan alanlar aslında uzun vadede daha büyük sistemlere hizmet eder. Travmanın insanların yaşamları üzerindeki etkisinin anlaşılmasına yardımcı olmak da en önemli girişimdir. 

Travma bilgili bakım olarak adlandırılan yaklaşım, en basit basit anlatımıyla, sorduğumuz temel sorularda bir değişimle açıklanabilir: “Senin derdin ne? / Ne sorunun var?” sorusu “Sana ne oldu ?” ve daha önemlisi “Sana olan şey, hayatında yaşamaya nasıl devam ediyor?”, “Bugün hayattaki fonksiyonunu nasıl etkiliyor?” sorularına dönüştü. Bu açıdan travma konusunda bilinçli yaklaşım daha fazla hassasiyet ve anlayışın derinleşmesine yardımcı oluyor. Ancak bu noktada paradoks devam ediyor, çünkü toplum olarak oldukça açık bir şekilde, travmanın gerçekten ne anlama geldiğini anlamak için hala biraz isteksiz davranıyoruz.

1980 sonrası travma sonrası stres bozukluğu ya da TSSB tanısı tanındı ve bu alanda çalışanlar için gerçekten önemli bir kilometre taşıydı. Ancak TSSB her zaman sınırlı bir tanı olmuştur. Çünkü bu tanı, yetişkinliklerinde travma geçirenlerin “yetişkin” deneyimlerine dayanmaktadır. Travmatik olayın müdahaleci anı ve duyumlarıyla yaşamanın neye benzediğini ve travma ile ilgili herhangi bir uyarandan kaçınmak için, sayıca çok fazla olan baş etme stratejileriyle nasıl yaşadıklarını anlatabilme becerisi ile de sınırlıdır.

Fakat gerçek şu ki, onlarca yıllık araştırmadan sonra bile, çok önemli dramatik öykülere sahip çocukların sadece% 25’inin TSSB kriterlerini karşıladığını görüyoruz. Çünkü çocukluk çağı travması ve kendini gösterme şekli derinden farklıdır; çocuk için çok kritik ilişkiler içinde gerçekleşir ve kişinin gelişimi üzerinde yıkıcı etkisi olabilir.

Adamım Bessel… Bessel van der Kolk’a olan saygımı kelimelerle ifade etmem çok zor ama tam bu noktada, ona ve çalışma arkadaşlarına müthiş bir şükran duyuyorum. Hala resmi olarak tanınmasa da gelişimsel travma bozukluğu adını verdikleri başka bir tanıyı bıkmadan, usanmadan savunuyorlar ve yaptıkları klinik çalışmalar doğrultusunda DSM’ e sokmaya çalışıyorlar. Üstelik bu uğraş yeni de değil neredeyse 30 yıllık araştırmaya dayanıyor.  Öncelik, şu an gelişimsel travma bozukluğu üzerine, ama bunun dışında üzerine çalıştıkları başka travma bozuklukları tanıları da var. 

Gelişimsel Travma Bozukluğu tanısı, erken travmanın etkisinin ne kadar yaygın ve kalıcı olabileceğini anlamak için çok güçlü bir çerçeve sunmaktadır. Üstelik sadece çocuk üzerinde değil, ergen ve sonrasında yetişkinlerde travmatik reaksiyonu başarılı bir şekilde çözemezsek insan gelişiminin sonucunun ne olacağına dair bize büyük bir resim gösterir. 

Insan gelişimini olabildiğince basit anlatacağım. Görmeyi umduğumuz şey, bir insanın dünyayı güvenilir bir şekilde algılayabilmesi, objektif bir şekilde problem çözebilmesi ve geleceği esnek bir şekilde planlayabilmesidir. Bir kişinin duygularını tanımlayabilmesini görmeyi bekleriz. Duygularını ve duyumlarını yeterince uzun süre tolere edebilmesini dolayısıyla, deneyiminin bir öğrenme sürecine dönüşmesini bekleriz. Elbette bu öğrenme ile onları yönetebilmesini bekleriz. Kişinin istikrarlı bir kimlik duygusu geliştirebileceğini ve öz yeterlik için kapasite geliştirebileceğini umarız. Kişinin güvene dayalı ilişkiler kurabileceğini ve ihtiyaç duyulduğunda destek ve yardım için bu ilişkilere güveneceğini umarız.

Artık insan gelişimi alanlarının tümü sağlıklı ve iyi düzenlenmiş bir beyine dayanıyor. Sağlıklı gelişimde, yetişkinlikte gördüğümüz, düşünen beyin ve duygusal beynin birlikte iyi / uyumlu çalışabilmesidir. Böylece stres ya da sıkıntı yaşadığımızda beyin baş edebilme mekanizmalarını kullanır ve bizi stabil bir duruma geri getirebilir. Bu gelişimin temelidir ve bu temel çocukluk çağı travmasında çok derinden etkilenir.

Travma geçirmiş bir beyinde gördüğümüz gerçekten çok kritik üç etki vardır. 

Bunlardan ilki duygusal beynin tam anlamıyla sağ kalım (survival) beyin yapısına dönüşmesidir. Çünkü, travmatik bir deneyimle büyüyen çocuklarda, onları beslemesi, koruması ve onlara rehberlik etmesi beklenen ilişkilere güvensiz hale gelecekleri deneyimler yaygındır. Böylece vücutlarında güvensiz, duyguları ile güvensiz ve sonuçta kaotik ve tehlikeli bir dünyayı anlamaya çalıştıkça düşünceleriyle de güvensizdirler. 

Travmatize olmuş bir kişinin beyninde gördüğümüz şey, beynin bir kısır döngüde sürekli olarak, temel otomatik hayatta kalma tepkilerine ( Savaş /Kaç / Don) dayanmasıdır.

Bu olgular, bir çocuk, bir ergen ya da bir yetişkinde kendini çok farklı şekillerde gösterebilir ama temelde sinir bilimcilerin açıkladığı üzere otomatik yanıtlardır. Hatta sinir bilimciler bunu kelimenin tam anlamıyla düşünen beynin kaçırılması (hijack) ya da zorla alıkonması olarak tarif eder. Yani güçlü olumsuz duygularla, bilinçli ve düşünen beynin düşmanca ele geçirilmesidir.

Şimdi lütfen bu etkinin derinliğini düşünün. Çünkü insanların, iyi kararlar aldığı ya da kötü kararlar aldığına dair temel bir inancımız var. Beyin bilimi ve yapılan çalışmalar gösteriyor ki bu o kadar basit değil… Travmatize beyin, karar verme tarzını oluşturmak için düşünen beynine güvenilir bir şekilde erişemez ve onu kullanamaz.

Kişinin vermesi gereken kararlar ya da yönelimleri düzenleyecek beceriye ulaşımı yoktur. Bu da travmatik beyinde gördüğümüz ikinci büyük etkidir; beyindeki alarm sistemi korkunç şekilde çarpıklaşmıştır.

Hepimizin tehlikeyi kaydetmek ve tehlikeyi işlemek için bir alarm sistemine ihtiyacımız vardır. Ama ya alarm sistemi her yerde tehlike algılayacak kadar çarpıksa; Tehlikeli durumlarda tehlike ve nötr durumlarda tehlike ve daha trajik olanı çoğumuzun iyi ya da olumlu olarak değerlendirdiği durumlarda tehlike algılıyorsa…

Büyümenin nasıl bir şey olduğunu düşünün… Kafanda bir alarm var, Tehdit! Tehlike! Tehdit! Tehlike! diye sürekli yanlış bir uyarı veriyorsa, bu, mevcut olmaya, etrafınızdaki kaynakları ve ilişkileri kullanmanıza derin bir müdahaledir.

Travma deneyimlemiş beyinde gördüğümüz üçüncü derin etki, şimdiki zamanı değerlendirme ve deneyimden öğrenme yeteneğidir. Bu durumu bazıları teflona zımpara etkisi olarak örneklendirir. Bence bu erken deneyimlerin gücünü ve gerçekte beyni nasıl yapılandırdığına dair yerinde bir örnektir. Erken dönemdeki olumsuz deneyim o kadar güçlü ve ağırdır ki, yaşamın daha sonraki dönemlerinde gerçekleşen iyi deneyimleri gölgeler. Önemli ve ihtiyaç duyulan yeni iyi deneyimler, basit bir şekilde erken dönem olumsuz deneyimlerin gücünü devre dışı bırakamaz.

Sonra bu insanların genellikle iyileşemeyeceğini düşünüyoruz? ya da iyileşmeye karşı dirençli olduklarını, ya da sunduğumuz önerilere uygun olmadıklarını… Çünkü davranışsal bir sağlık sistemi var ve daha kısa süreli olan tedaviler savunuluyor. Ancak gelişimsel travma kısa sürede tedavi edilemez, zaman alır. Maalesef, en çok yardıma ihtiyacı olan insanlar iletişim kurması ve ulaşması en zor olanlardır. O zaman akla şöyle bir soru geliyor: Travma deneyimi olan ve beyin işletimi hasarlı onlan insanlara yardım edebilmek için daha iyi durumda olmalarını mi beklemek lazım? Bunu düşünmek rahatsızlık verici ama geleneksel yöntemleri kullanmaya devam etmekte kararlıysak cevap “Evet.” olabilir. Ama aslında  cevap yankılanan bir “Hayır!” olmalı.* 

Travma bağlanması ve beyin bilimlerinde onlarca yıl süren araştırmalardan sonra travmayı nasıl iyileştireceğimiz hakkında artık daha fazla bilgiye sahibiz. Herşeyi bilmiyoruz. Ancak, daha fazla bilgimiz ve daha fazla umudumuz var; beyne ulaşabilir ve onu sakinleştirebiliriz. Süregelen yöntemler dışında, Neurofeedback, bedene yönelik çalışmalar, Duyu Bütünleme, EMDR ve daha fazlasını biliyoruz. Bu yöntemleri de devreye sokarak yardıma ihtiyacı olanlar için, şu anda sahip olduğumuz müdahalelerden daha verimli sonuç alabiliriz. Bazılarının “Vay.. Size iyi şanslar” dediğini biliyorum. Açıkça yapmamız gereken çok iş var ama iletmek istediğim daha büyük bir mesaj çünkü travma hepimizi etkiler. Çocukluk çağı travmasının derin etkisini gösteren olumsuz çocukluk çağı deneyimleri (ACE) çalışması için Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan çalışmaya bakmanız bunu anlamak için yeterlidir.*

Anksiyete, depresyon, madde bağımlılığı ve intihar gibi tahmin edebileceğiniz şeylerin dışında, çocukluk çağı travması, kalp hastalıkları, otoimmün hastalıklar gibi bir dizi kronik tıbbi hastalığın en güçlü ve tek belirleyicisidir. Pek çok araştırmacı, çocukluk travmasının dünyanın en büyük halk sağlığı krizi olduğunu söylüyor. Travma alanındaki profesyonellerin elbette devam eden çalışmaları var. Ancak şimdi toplum olarak da çalışmamız gerekiyor. 

Tekrar düşünmenizi rica ediyorum, çocukluk çağı travmasının özü, güçlü ikili ilişkilerde gerçekleşir. Pek çok bilimsel yaklaşım, temel ilişki modelinde yaraların olduğunu ve iyileşmeyi teşvik etmek için yeni ilişkiler kurmak gerektiğini söyler.

Ama, hangi kişinin, ilişki modelini iyileştirme yolunda belirleyici bir katalizör olabileceğini asla tahmin edemeyiz. Bu bir öğretmen, bir antrenör olabileceği gibi, bir işletmeci de olabilir; bir polis, avukat olabileceğini gibi bir komşu ya da sanatçı da olabilir. 

Bu yüzden sizden hepimizin travmadan etkilendiği fikrini almanızı / anlamanızı rica ediyorum. Her birimiz bedeli hem kişisel hem de toplumsal olarak ödüyoruz. Hem kişiden kişiye hem de toplumsal olarak birbirimizle bağ kurduğumuzda insanların iyileşmesine yardımcı olabiliriz. Dolayısıyla travma bilgili olmak hepimizin ilgilenmek zorunda olduğu bir meseledir. Geleceği ancak böyle iyileştirebiliriz. 

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

* Bu yazı Dr. Kelly’nin travma bilgilendirme çalışmalarının önemini anlattığı bir dersten alıntılar içermektedir.

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Travmatik Stres ve Otoimmün Hastalıklar

d67ce3e183dc0dea1f8067a425178c22

Travmatik Stres ve Otoimmün Hastalıklar 

30 yıllık dev bir çalışma ile stres ve otoimmün hastalık arasındaki bağlantıyı ortaya koyuyor.

30 yıllık veriyi kapsayan ve bir milyondan fazla insandan oluşan bir kohort grubunu (istatistik) inceleyen büyük bir çalışma, TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) da dahil olmak üzere, çeşitli stres bozukluklarından muzdarip olan kişilerde, Artrit ve Crohn hastalığı gibi otoimmün hastalıkların gelişmesi riskinin artması arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor.

Bazı travmatik yaşam stresleri ve otoimmün bozukluklar arasındaki bağlantı bazen biraz daha açıkça görünebilir. Sonuçta, çoğumuz mide ağrısı gibi fiziksel semptomlarla kendini gösteren stres deneyimlemisizdir. Ancak, şaşırtıcı bir şekilde, strese dayalı psikiyatrik durumlar ve bağışıklıkla ilişkili spesifik hastalıklar arasındaki doğrudan bağlantıyla ilgili bilimsel çalışma bugüne kadar sınırlıydı.

Yeni ve olağanüstü büyük ölçekli gözlemsel bir çalışma, İsveç’te 30 yıl boyunca bir milyondan fazla olgu izledi. TSSB’den, akut stres reaksiyonu ve uyum bozukluğuna kadar stresle ilişkili bir bozukluk teşhisi konmuş 100.000 den fazla hastayla çalışıldı. Bu denekler, 30 yıllık süre boyunca herhangi bir stres temelli bozukluk tanısı konmayan bir milyon denek ile eşleştirildi.

Çarpıcı sonuçlar, tanısı konan stres bozukluğundan şikayetçi olanların, ilerleyen zamanlarda 41 farklı otoimmün hastalıktan birinin tanısının konulması olasılığının yüzde 30 ila 40 daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Bu otoimmün hastalıklar arasında Romatoid artrit, Sedef hastalığı, Crohn hastalığı ve çölyak hastalığı gibi hastalıklar var.

Araştırmanın önde gelen bilim insanlarından biri olan Unnur Anna Valdimarsdóttir: “Önceki araştırmalardan, aşırı stresin bağışıklık sistemimizi bozabileceğini biliyorduk, ancak bu araştırma, TSSB ve diğer stres bozuklukları tanısı olan bireylerde, otoimmün hastalıklarının yüksek oranda artan riski arasındaki doğrudan bağlantıyı gösteren ilk çalışmadır.” diyor.

Calışma otoimmün hastalık riskinin, genç yaşta TSSB tanısı alan bireylerde fazla olduğunu gösteriyor.  Ve daha da ilginç olarak, tanıdan kısa bir süre sonra TSSB için tedavi gören hastalar, daha sonraki otoimmün hastalıkları geliştirmede daha düşük oranlar sergilemiş. Bu açıdan bulgular, stres ile otoimmün bir hastalığının başlangıcı arasında nedensel bir bağlantı olduğunu öne süren hipotezi destekliyor. Araştırmacılar aynı zamanda bulgularla ilgili temkinli olduklarını, şimdilik sadece bir korelasyonun çizilebileceğini düşündüklerini söylüyor.

Belki de bu çalışmadan çıkarılacak en ikna edici sonuç psikolojik stres ve fiziksel enflamasyon durumları arasındaki güçlü bağın doğrulanmasıdır. Daha önce bazı araştırmalar çeşitli psikolojik rahatsızlıkların beyindeki enflamasyondan kaynaklanabileceğini düşündüren zorlayıcı bir hipotez vardı. Son zamanlarda yapılan bir çalışma, beyin enflamasyonu ile intihar düşüncelerini açık bir şekilde ilişkilendirecek kadar ileri gitti.

Psikolojik bozukluk ya da enflamasyon durumu bulgularını “hangisi önce başlıyor / tetikliyor” argümanına dönüştürmeye çalışmak cazip gelse de, son calışma bu olgunun çok daha karmaşık ve birbiriyle bağlantılı bir ilişki içinde olduğunu ortaya koyuyor. 

Yani otoimmün hastalıklar ve psikolojik durumlar temelde aynı madalyonun iki yüzü olabilir, ve bu garip bütünsel bağlantıyı ne kadar çok anlayabilirsek, hem zihin hem de beden içinde farklı hastalıkların daha doğru tedavi edebiliriz.

Kaynak: İzlanda Üniversitesi – çalışma JAMA dergisinde yayınlandı.

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

637af23313054e9ddf0902a2626cfa05

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

Bu yazıyı yakın zamanda  okuduğum bir başka yazı ve kendi deneyimlerimle derleyerek sunmak istedim. Bir süredir yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin (Mercy) acil servisinde, trauma informed care yani travma bilgili bakım projesi yürütüyorum. Travma Bilgili Bakım (Trauma Informed Care) travma konusunda yaygınlaşan bir yaklaşım modeli. Bunun bir benzeri okullarda uygulanıyor: Travma Bilgili Okul (Trauma Informed School) ya da Travma Bilgili Ebeveynlik (Trauma Informed Parenting) adı altında çeşitli yaklaşımlar görebilirsiniz.

Türkiye’de travma bilgilendirme konusundaki zorluklarla Amerika’daki zorluklar birbirinden çok farklı. Kültürel ve sosyal olarak iki tarafta da hiç akla gelmeyecek dirençlerle karşılaşabiliyorsunuz. İnanın travma konusunda yapılan onca calışma ve öncü oluşuma rağmen toplum sağlığı açısından, burada da yolun epey başındayız… Ancak bizden biraz farklı olarak travma konusundaki eğitimlere daha ılımlılar; Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ve travmanın (özellikle ilerleyen yaşlarda) yaşam boyu sağlık problemleri yarattığını ve bu bağlamda acil servise yapılan ziyaretlerin çok daha fazla olduğunu biliyorlar.

Benim bu projedemde uyguladığım model üç gruba ayrılıyor: Genel olarak acil servis doktorları, hemşireleri, teknisyenleri ve hasta kabul biriminde çalışanlar için Travma Bilgili Bakım. İkinci grup Care for First Responders dediğim ilk müdahale ekibi (ambulans, itfaiye, acil servis profesyonelleri, polisler) için kendine öz bakım. Son grup ise Care for careers dediğim hasta yakınlarına yönelik çalışmalar… Tabi her şey kolayca olmuyor ama çalışmaya devam ediyoruz… 

Eldiven kullanmadan hastanın kan sızıntısını temizlemeyeceğiniz ya da hastanızın kolunu sterilize etmeden damar yolu açmayacağınız gibi, tıpta çok iyi bilinen bazı evrensel kurallar var. Bence travma bilgili bakım da tıpkı bu kurallar gibi evrensel olmalı ve hastanede bir hasta ya da hasta yakını ile karşılaştığımız her durumda, o kişinin travmatize olmuş olabileceğini hesaba katmalıyız.

Elbette bu tek başına yeterli değil . Çünkü biz de insanız yoruluyoruz, öfkeleniyoruz ya da bizim de yaralı yerlerimiz devreye giriyor. Böyle durumlarda objektif kalıp “travma bilgili” lenslerimizi takmak pek kolay olmayabiliyor. Sonuç olarak hastaya, hasta yakınına ve kendimize karşı başarısız oluyoruz. 

Okuduğum yazıda kendi deneyimlerime benzeyen çok sayıda örnek vardı, ben bir tanesini paylaşayım… Hemen her gün yaşadığım basit bir örnek…

Hastaneye genç bir travma vakası geldi, yani hayati durumu tehlikede… Silahla yaralanma. Doktor ve hemşireler hastayı stabilize ettiler. Ameliyata almadan bazı testlerin sonuçlarını ve ameliyathanenin hazırlanmasını bekliyorlar. Yani doktor ve hemşireler için artık hastanın hayati tehlikesi yok. Test sonuçlarına göre ameliyata girilecek. Hastanın yakınları “quiet room” yani sessiz oda dediğimiz izole edilmiş, mahremiyeti olan bir odada bilgilendirildi. Ama doğal olarak duyduklarını anlayabilecek durumda değiller. Anne,  bir an önce ameliyata ve yoğun bakıma alınması gerektiğini düşündüğü için sürekli soru sorup yardım istiyor. Giderek ses yükseliyor, öfkeleniyor ve iş çığırından çıkıyor. Havaya savrulan tehditler ve küfürler başlayınca yasa gereği hemen devreye güvenlik giriyor. Güvenlikten izin isteyerek, (yine de kapı önünde nöbet tutuyorlar) dakikalarca durumun kontrol altında olduğunu açıklıyoruz. Her seferinde sabırla başka yöntem ve örnekler deneyerek anneyi bizi duyabileceği bir noktaya getiriyorum.  Maalesef burada en ufak taşkınlığa müsade yok maalesef diyorum çünkü yasalar gereği  benim “çok normal bir tepki” olarak gördüğüm dışa vurum, burada çok sert müdahalelerle bastırılıyor ve sonuçta travmayı daha da büyütmekten başka bir işe yaramıyor. 

Masama döndüğümde doktorlardan biri soğukkanlılığını yitirmişti – son derece kızgın “Boşuna dil döküyorsun” dedi. “Seninle asla böyle konuşamaz, biz burada yardım etmeye çalışıyoruz! Herkesin asabını bozdu”

“Oğlunu kaybetmekten korkuyor.” dedim. – “Yine de böyle konuşamaz, seninle böyle konuşmasına asla izin vermemeliydin!” ve söylenmeye devam etti… 

Konuşurken görüyorum ki doktorda da bir şeyler çok tetiklenmiş, sinirden eli ayağı titriyor. Hatırlatıyorum, -Travma doktorusun ama travmayı pek iyi tanımıyorsun, o yüzden bunu (trauma informed care) yapıyoruz. Kadının tepkisini kişisel almıyorum. Bu tepki çok normal – istediği şeyi elde etmek için kendini ve sesini böyle yükseltecek; çünkü şiddetli (abusive) bir ailede büyüdüysen onlardan öğrendiğin tek şey budur. Çocukken korkudan ölüp ölüp dirilirsin ama stres altındayken tek bildiğin iletişim paterni olarak bu yüzeye çıkar.”

Bizden farklı olarak doktor bu cümlelerimi ukalalık olarak algılamıyor. Bana cevap yetiştirmeye ya da baskınlık kurmaya da çalışmıyor. Ama söylediğimi şimdi de doktoru duymuyor çünkü bu anne her yönüyle bu adamı tetiklemiş durumda. 

Doktorun hayat hikayesini bilmememe imkan yok – gerek de yok. Belki sabahtan beri kaçıncı insanın yaşamını elinde tuttuğu için yorgun, belki zor durumda olan birine yardım etmeye çalışırken karşılaştığı tepkiyi hazmedemiyor. Annenin ona minnettar olması gerektiğini düşünüyor. Belki böylesine bir öfke patlamasında kadının ağzının payını veremedi diye kızgın. Belki de büyüdüğü ailede öfkelenmeye ya da öfkeyi göstermeye izin yoktu. Dolayısıyla travma üzerine yaptığımız onca eğitim ve çalışma, triune brain, travmayla beynin nasıl değiştiği, olumsuz cocukluk çağı deneyimleri (ACE) gibi bilgiler bir an havaya uçuveriyor…

Travma bilgili bakım uygulayabilmek için travmayı görebilmeniz, tanıyabilmeniz gerek. Bu yüzden projenin yapısını biraz güncelledim ve travmanın kendini nasıl gösterdiği üzerine daha çok duruyoruz. 

Kendi travma geçmişimizden kaynaklanan birçok etiket, önyargı ve tepki var. Diğer insanların davranışlarına takılıp travmayı gözden kaçırıyoruz.

Pasif agresif? Kontrol delisi? Travma.

Hijyen eksikliği? Duygusal manipülasyon? Travma.

Savunmacı? Agresif ? Travma.

Altta yatan travmayı tanıyamıyorsak,  bizim için “doğru” olan şeye karşı çıkan insanları cezalandırma eğilimindeyiz ya da onları damgalayıp, dışlıyoruz.

Anne uzun uğraşlar sonunda daha dengeli bir hale geldi. Ama onu cahil, küfreden, histerik kadın olarak dışlamak ya da yargılamak çok kolay olurdu.

Bu arada her günüm böyle geçse kendimle gurur duyardım, ne kadar şefkatli ve doğru bir tavırda olduğumu, bu işi ne kadar iyi çözdüğümü filan düşünürdüm. Ama bazı günler bazı diyaloglarda ben de karşı tarafa sinirleniyorum, iletişim kurmaktaki beceriksizliğe kızıyorum ya da verdiğim cevapları yeterince iyi bulmayıp kendime yükleniyorum. Her zaman “travma bilgili” lenslerden bakmak, her zaman bu bilgileri ve şefkati korumak kolay değil. 

Böyle durumlar için size bazı sorular önermek istedim: 

  • Yargılama yapmadan, tepkim (fiziksel, duygusal, zihinsel) neydi ve nasıl karşılık verdim?
  • Davranış kişisel değerlerime aykırı mıydı?
  • Öğrendiğim sosyal değerlere karşı saldırı var mıydı?
  • Travmamı tetikliyor muydu?
  • Diğer kişide travma yanıtına tanık oldum mu?
  • Kendim ve diğer kişi için şefkat bulabilir miyim?
  • Cezalandırmak, sarsmak, utandırmak veya haddini bildirmek için karşılık verdim mi?

Bu soruların sadece birinin karşı taraftaki kişi ile ilgili olduğunu farketmişsinizdir. Bir başkasının ihtiyaçlarına cevap verme ya da  travmasıyla bağ kurma yeteneğimiz, kendi duygularımızı ne kadar iyi düzenleyebileceğimize dayanıyor. Bazı günler ben de başarısız oluyorum. Durumu onarmak için girişimde bulunmam (yarı gönüllü ve belki hala öfkeli) iyi sonuç vermeyebiliyor. Ama kendime yüklenmiyorum ve travma bilgili lenslerimi tekrar deniyorum. Siz de deneyin derim…

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Geç Kalmak…

KB9786059746564-1

Geç kalmak…

Hayatım boyunca “geç kalıyorsun” diye eleştirildim. Hep böyleydim galiba, baştan başlamak hep hoşuma gitti… İstediğim bölümü bulana kadar 3 üniversite değiştirdim mesela… Ama öyle kazandım da gitmedim değil… Gittim, okudum “Bu bana uymadı.” dedim, tekrar girdim sınava…“Şimdiye bitirmiştin – Geç kalıyorsun…”

Çok iş yaptım, hiçbiri amatörce değildi… Hepsini tam profesyonellikte öğrendim, uyguladım üstelik aynı zamanda… Yani hep birden çok işim vardı. Hala da öyle… Bir süre sonra başka bir iş daha yapınca ya da yeni bir eğitime daha başlayınca yine “Geç kalıyorsun” -lar başlardı… “Daha ne öğreneceksin…” , “Ne gerek var?” , “Emekliliğe geç kalıyorsun, sigortana geç kalıyorsun”… En cesuru da “Hayata geç kalıyorsun”

Kime göre, neye göre???

Önümde “katılacağım eğitimler listesi” uzayıp giderken, bazılarına öncelik verince, sertifika hak edişlerime geç kalıyorum mesela. Bunu biliyorum, ama mühim değil. Bessel van der Kolk ve Boston Travma Merkezi’nden eğitim almayı tam 8 sene planladım.  Yığınla yazışma, okuma, bütçe vs. derken çok zaman geçti yine…

Hocam Bessel van der Kolk’un kitabı “Beden Kayıt Tutar” Türkçe’ye çevrildi (Nurdan Cihanşümül Maral, Önder Kavakçı, Hayal Demirci) ve bu ay basıldı. Ben çeviriye talip olduğumda – geç kalmıştım – başka biriyle çoktan anlaşmışlardı. Ama sanki kitabı ben yazmışım, kendim çevirmişim gibi sevindim. çünkü bence bu yüzyılın en önemli bilim adamı Bessel ve bu yüzyılın en önemli konusu  malesef travma… “Terapide Travmaya Duyarlı Yoga” kitabını çevirmeye talip olduğumda ise Bessel’in kitabı ile yakın zamana yetişsin istedim – olmadı. Önce yayıncı bulamadım.  Yayıncı bulduğumda da resmi evraklar geç tamamlandı.

Dürüst olayım, son aylarda nihayet içimde derin bir kaygı oluşmaya başladı… Geç mi kalıyorum gerçekten…

Tekrar okula dönmek, doktora yapmak için vaktim var mı?  Çeviriler bekliyor, kitaplar bekliyor, projeler bekliyor, vakit geçiyor… Burada görüşmelerimde sıklıkla karşılaştığım bir soru var: “Fazla niteliklisiniz (over qualified) niye baştan başlıyorsunuz?” diyorlar. Ben de “çünkü bu ülkede başlangıç seviyesindeyim (entry level)” diyorum,  gülüyoruz çok…  Ama bir yandan da içim bir garip oluyor.  Ülke değiştirdim yeni ve yine baştan başlıyorum. Geç mi kalıyorum gerçekten…

Maalesef bu geç kalıyorum kaygısının beni ele geçirmesine hepten izin verdim bu hafta. Büyük bir hastanenin, ilk müdahale biriminde çalışmaya başladım; Hasta kabul ve acil servis müdahale birimi “travma-bilgili” (trauma informed care) olacak. Hastane düzeni ile ilgili eğitim alıyorum, böylece iletişim için doğru yönlendirme yapabileceğim. Ama 4 gündür öyle saçma prosedürler öğreniyorum, o kadar garip şeylere vakit harcıyorum ki kendimi sorguluyorum… “Ne işin var burada ?”, “Şimdiye üç sahne yazmıştın”, “20 sayfa çeviri yapmıştın” vs…

“Niye buradasın?”  diye kendimi yerken, hiç kimsenin içinde bulunmak istemeyeceği ama “Niye buradasın?” a cevap olacak bir gün yaşadım… Hayatta korkunç şeyler oluyor… Önüne geçemiyoruz ama zararı azaltmak için birbirimize ve iş birliğine ihtiyacımız var… Travmayı önleyemiyoruz. Ama ikincil travma ya da travmanın daha da yaralayıcı olmasının sebebi çoğu zaman destek mekanizması; Yani destek için ilk gelen her kimse, aile olabilir, doktor, polis vb… Travma-bilgili yaklaşımlar bu yüzden önemli.

Küçük bir çocuk travma öyküsü ile acile getirildi… Birimdeki her insan için infial uyandırıcı bir olaydı. Bir yandan protokoller işliyor, bir yandan da herkes vekaleten travmatize* durumda… Derin bir nefes aldım; real deal…

Amerika’da böyle durumlar için müdahale son derece profesyonel. Sosyal hizmetler uzmanı, psikolog, pediatri ve polisler gelecek. Herkes birlikte çalışacak. Bu kişiler zaten (çoğu  zaman) bu vb. durumlar icin özel eğitim almış. Peki onlar gelene kadar ne olacak? Çocukla ya da aileyle hiç mi konuşmayacağız… Zaten şokta olan bu insanlara süreçle ilgili nasıl bilgi vereceğiz… Doktorlar, hemşireler insan değil mi ? Ne kadar kontrol etmeye çalışsalar da doğal olarak öfke, üzüntü yüzlere ve tavırlara yansıyor… Travma-bilgili bakım ilk burada devreye giriyor…

Henüz 4. günümde, herkesin bir adım geri çekilip, “Buyrun sıra sizin” dedikleri an, niye buradayım-ın cevabını aldım.  Acil doktoru, “Bugüne kadar böyle yaptık, sen de kimsin?” demedi onun yerine, “Normalde şöyle tetkik yaparım, sonra bunu yaparız, senin önerin nedir?” dedi. Benim önerimi hem hasta, hem ailesi hem de kendisi için almaktan ya da dinlemekten gocunmadı… Aklına yatmayan sordu, cevabımı merakla dinledi… Ufacık değişiklikler yaparak uzman ekipler gelene kadar en zararsız ortamı sağlamaya çalıştık. Yine ufacık müdahalelerle acil müdahale biriminin “vekaleten travmatize” olmasının önüne geçmeyi denedik… Bugün zor bir gündü, duygusal olarak çok yorucuydu ama doktoru, hemşiresi, teknik elemanı, hasta kayıt vs. birlikte elimizden geleni yaptık. Hem mağdur, hem aile, hem kendimiz için… Elbette mağdur çocuk için yol uzun… Keşke öyle yazılıp çizildiği gibi kolay olsa ama kimsenin travmasını çözümlemedik…

Niye burayadayım, niye taşındım sorusuna çok cevabım var ama en önemli sebep insanlardaki bu tavır; bilgiye saygı ve açıklık…  İşte tam böyle bir anda bir şeye “geç kalmış” olmadığımı,  tam zamanında olmam gereken bir yerde olduğumu, öğrendiğim bir bilgiyi paylaşabilmenin, belki bir kişiye, bir nebze yararı dokunabileceğini hissettim.

*Bessel van der Kolk’un kitabını okuyun, okutun; travma-bilgili olmaya adım atmış olursunuz, – geç kalmadan- keşke hiç lazım olmasa ama ilk müdahale önemli.

Ece Turkmut Dere

Vekaleten travmatizayon:  Travmatik bir deneyim yaşamış kişiye destek olurken; kişinin yaşadığı hikayeyi, terörü, öfkeyi ve umutsuzluğu daha düşük seviyede siz de yaşayabilirsiniz. Bu durum “travmatik karşı aktarım” ya da “vekaleten travmatizasyon” olarak bilinir.

 

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Vagus Sinirini Uyarmanın Yolları

ea5d973c64ef1fa58d6ff78a5d40d3fc

Bir önceki paylaşımım Vagus Siniri Fonksiyon Bozukları üzerineydi. Yazıyı okuyanlardan bazı mesajlar aldım. Herkese toplu bir cevap vermiş olayım; Vagus Sinirini nasıl uyarabiliriz?

Vagus Sinirini Uyarmanın Yolları

  • Şarkı  söyleyin.

Şarkı söylemek kalp hızı değişkenliğini arttırıyor. Mırıldanma, şarkı söyleme, mantra, ilahiler, özellikle pozitif, enerjik, ritmik şarkılar Kalp hızı değişkenliğini çeşitlendiriyor. Şarkı söylemek vagal hareketin (pulsation) çalışmasını başlatır. Enerjik, eğlenceli şarkıları  söylemek sempatik sinir sistemini ve vagus sinirini harekete geçirir ve sinir sisteminin normal akış durumuna geçmesine yardım eder. Ayrıca şarkı  söylemek oksitosini arttırır.

  • Soğuk 

 Bedeniniz soğuğa uyum sağladığında sempatik sinir sistemi aktivasyonu (savaş – kaç) azalır, vagus sinirinin yönlendirdiği parasempatik sinir sisteminin (dinlen – sindir) aktivasyonu artar. Her türlü akut soğuğa maruz kalma vagus siniri aktivasyonunu arttıracaktır. Soğuk duş zor geliyorsa yüzünüzü soğuk suyla yıkayarak başlayabilirsiniz.

  • Yoga ve meditasyon yapın

Yoganın genel olarak vagus siniri ve parasempatik sistemin aktivitesini arttırdığı zaten biliniyor. Sadece 12 hafta süren klinik bir deneyde yoga yapan grubun, yürüyüş yapan kontrol grubuna kıyasla ruh hali ve kaygı düzeyinde daha fazla iyileşme gözlendi. Araştırma, yoga yapan grupta iyileşmiş ruh hali ve azalmış kaygı ile ilişkilendirilen talamik GABA düzeylerinin arttığını ortaya koydu.

Om söylemek ve özellikle şefkat meditasyonu (Loving Kindness / Compassion meditation) vagal tonusu arttırıyor.

  • Pozitif Sosyal İliskiler

Kısaca sosyalleşin işte ☺️ Hocam Bessel van der Kolk “Nurture is our nature” der. Her durumda en iyi iyileşme ve destek pozitif sosyal ilişkilerden geçiyor. Burada bir konuya açıklık getireyim pozitif diyerek sizi hep mutlu eden ya da “pozitif düşün” diye ısrar eden  insanlarla kaynaşın demek istemiyorum. Normal, sağlıklı ilişkiler kurabilmekten bahsediyorum.

  • Hareket 

Egzersiz, spor, tai chi, dans… Hayatınızda hareket daha çok yer alsın. Başımıza ne geliyorsa hareketsizlikten geliyor. Elinize fırsat geçerse (çocuk parkında vs) salıncakta sallanın, Trampolin bulursanız zıplayın vestibular girdilerle çalışmak vagusa iyi geliyor.

  • Kahkaha

Gülmek herşeyin ilacı. Vallahi öyle… Gülecek haliniz yoksa, iyi bir komedi izlemeyi deneyebilirsiniz.

  • Probiyotikler, Omega 3, D3

Beslenmenize dikkat edin. Özellikle bağırsak mikrobiotasini arttıracak besinleri tercih edin. Omega 3 almayı ihmal etmeyin. Memleketimiz balık yönünden çok bereketli. Ayrıca memleketimiz güneş açısından da çok şanslı. Öğle saatlerinde güneşin açısı dikken soyunup dökünüp güneşe çıkın (koruyucu sürmeden) D3 böyle çalışıyor.

Yurt dışında “Trauma Informed” dediğimiz bir kavram var. Yani travma konusunda bilgili uzman anlamına geliyor. Şimdilerde bu konuda eğitim alan farklı alanlardan uzmanlar var. Öğretmenler, sosyal hizmetler, profesyonel sağlık hizmeti verenler, psikolog ve psikiyatristler.  Her psikiyatrist ya da hekim travma konusunda bilgili değil  malesef. Trauma informed yani travma bilgili psikiyatristler tedaviye mutlaka beslenme planını da dahil ediyor. Çünkü bağırsak iyileşmeden akıl sağlığının iyileşmesi pek mümkün olamıyor. Bununla ilgili ayrıca çeviri yapacağım.

  • Masaj

Özellikle boynunuzda Sinokarotidiyen’in bulunduğu alana masaj yapmak vagus sinirini uyarıyor. Baskının  yoğun olduğu bir masaj genel olarak vagus sinirini harekete geçirir. Kalp hastalığı riskini azaltır. Duş başlığınızı tazyikli konumunda kullanarak kendi kendinize masaj yapabilirsiniz. Ama tavsiyem işi uzmanına bırakmak…

  • Gargara 

Normal boğaz gargarası yapmak vagus sinirini ve gastrointestinal sistemi tetikler.

  • Dili bastırmak

Hani doktora gittiğinizde boğazınıza bakmak icin bir çubukla dilinize bastırır ya, insan kusacak gibi olur. Hah iste aradığımız refleks bu. Bir eğitimde, şarkı söylemek ya da gargara yapmak gibi, arada bu refleksi çalıştırmak vagusa push up yaptırmak gibi demişti  hocam.

  • Akupunktur

Geleneksel akupunktur noktalarının özellikle de kulağa yapılan uygulamaların vagusu uyardığı  biliniyor.

  • Nefes

Derin ve yavaş nefes alma, vagus sinirini uyarır. Kalbiniz ve boynunuzda bazı nöronlar baroreseptörler olarak adlandırılan reseptörleri içerir. Bu uzman nöronlar kan basıncınızı tespit eder ve nöronal sinyali beyne (NTS) iletir, bu sinyaller de tansiyonunuzu ve kalp atış hızınızı azaltmak için kalbinize bağlanan vagus sinirinizi aktive eder. Ancak bir travma öyküsünün eşlik ettiği anksiyete bozukluğu, panik bozukluk ya da genel ismiyle “travma sonrası stres bozukluğu” sorunuz varsa bu maddeyi es geçin. TSSB ve nefes başlı başına ayrı bir mevzudur.

Derleyen: Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

 

Om ile uyuyan bebek!?

 

Niyetimiz iyi bile olsa hata yapabiliyoruz ve eylemimizin sonucunu yanlış yorumlayabiliyoruz. Bebeklerin zihni ve ihtiyaçları yetişkinlerden çok farklı. Bu yüzden -işe yarıyor gibi gözükse de- standart reçeteler uygulayamayız. Bebekle duygusal olarak senkronize olmalıyız, böylece sezgisel olarak ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu sözsüz iletişimle anlayabiliriz.

Travmaya Duyarlı Yoga eğitiminden beri söylediğim bir şey var; Herkes travmayla çalışmak ya da interoceptive yoga eğitmeni olmak zorunda degil ama travma konusunda bilgili (trauma informed) olmalıyız. Tam da o videoyu vb. doğru yorumlamak icin..

Bebeklerin yüksek sese hassasiyeti vardır. Yüksek ses içgüdüsel bir uyarı vererek amigdalayi aktive eder.

Figure-2-Reaction-times-mean-SEM-to-auditory-black-circles-and-visual-targets.png

Sosyal medyada bu videoyu ilk izlediğimde çok rahatsız oldum. Video çok yayıldı, özellikle yoga ile ilgilenenler ve yoga eğitmenleri tarafından çok paylaşıldı. Baba ağlayan bebeğine Om diyor ve bebek uyuyor. Çoğu yorumda da şuna benzer şeyler  yazıyor: “Yoga her durumda işe yarar”…

Hayır efendim öyle olmuyor malesef… Videoyu izlerken çok rahatsız oldum çünkü bebek aşırı stres içindeydi ve babanın yaptığı aslında bebeği daha da strese sokuyordu. Sonunda çocuk  disasiasyona girdi yani bebek uyumadı ayrışmaya girdi. Travma konusunda bilgili iseniz -uzman olmaya gerek yok- bunu görmemek mümkün değil.

Perinatal sinirbilim konusunda uzman Dr. Nils Bergman (kendisi aynı zamanda “ten tene temas” konusunda yaptığı  çalışmayla bütün  dünyada tanınıyor) videoyu yorumlayan bir röportaj verdi.

Dr. Nils Bergman’ in Analizi:

  • Baba yüksek sesle monoton bir ton yapmaya başlıyor.
  • Yüksek sese anında tepki veriyor: irkilme, korku
  • 4 saniye sonra: kol ekstansiyonda, parmaklar yayılmış; teyakkuzda ve arayışta.
  • 5 saniye sonra: elini yumma, kavrama, göz kontağı yok, gözler kapanıyor; Korku evresi (durumu)
  • 2 saniye sonra: Takipne (aşırı hızlı solunum): sürekli devam eden tehditi teyit etme ve değerlendirme
  • 9 saniye sonra: hızlı solunuma devam ediyor ama artık donma durumuna geçti.
  • 7 saniye sonra: Hala solunumunda zorlanma var. Hala gergin, el hala büzülmüş, gözleri kapalı; Donma durumunu koruyor.
  • 3 saniye sonra: Esneme işareti aslında bu yavaş bir nefes alış, bebek uykulu değil; tehlike sinyali (otonomik bir oto dengeleme diyebiliriz) uyarı sinyali durdu; artık donma durumunda değil.
  • Sonunda: Göz teması arıyor, hala uyarılmış durumda, hala korku içinde .

Baba bebeğe bakmıyor, göz teması kurmuyor, bebeğin yüzündeki ifadeyi görmüyor, sessizce konuşmuyor, uzanan kollarını kavramıyor. Onun yerine bebeği aşırı yüksek bir sese boğuyor. Bebeğin kolları ekstansiyonda kaldı. Çünkü elleriyle temas kurup rahatlama sağlayabileceği birini bulmaya çalışıyor. Korkudan ya da kaçamadığı yüksek gürültüden ayrışmak icin ya da kendini “saklamak” icin sımsıkı  gözlerini kapatıyor. Çok hızlı nefes alıyor. Bebek panik modunda. Evet belki susmaya koşullandırılmıştır ya da bu çok yüksek titreşime alışmıştır. Böylece sessizleşiyor mu? Hayır panik içinde ve  kaçamıyor. Bunu “elektrik süpürgesi” sesinde de görüyoruz; bebekler aynı çaresizlikle yüksek sesi protesto ediyor ama bir süre sonra çaresizce ayrışma ve donma tepkisine giriyor.

Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Psikiyatri Travmayı Göz Ardı Etmeyi Bırakmak Zorunda!

c12dfb05341a20ca6a0ff4aa2517e242

Psikiyatrinin “travma” ile her zaman karmaşık bir ilişkisi olmuştur. Önceleri insanların sahip olduğu tuhaf semptomlara bakan bir disiplin olarak başladı; 1800’lerin sonlarında özellikle Paris’teki Salpetriere’de insanların travmaya çok tuhaf tepkiler verdikleri bulgulandı ve böylece 150 yıl önce histeri tanımı ortaya çıktı. Biraz ilgi hep vardı ama sonra bunu sonlandırdılar; histeri konusunda araştırma yapmaya izin verilmedi. Birinci Dünya Savaşı patladı ve çok büyük sayıda travmatize olmuş erkek, kadınlarla aynı semptomları gösteriyordu. Birinci savaştan eve dönenler korkunç tecrübeler yaşamıştı. Ciddi biçimde travmatize olmuş insanlar; muhtemelen Nazizmin yükselişi ile ilgisi var. Hepsi malingering* ile itham edildi.

Nihayetinde İkinci Dünya Savaşı… 1947’de savaş travması ile ilgili tek bir kitap yayınlandı ve 1982 yılına kadar hiçbir şey yoktu. Anlayacağınız uzun zaman alıyor… Hatta öğrenciyken kitaplarımdan birinde ensestin aşırı derecede nadir olduğu, aslında insanlar için iyi olduğu ve gerçekten büyük bir hasara neden olmayacağı; çünkü kadınlara ve kızlara aslında yasak olan ancak sonuç olarak zihinsel sağlıklarını koruyan bir şey yapmalarına izni verdiği yazıyordu. Yani psikiyatrinin uzun zamandır gerçekten travmayı görmek istemediği ve Psikiyatrinin İncil’i kabul edilen DSM ölçütlerinde yer vermek istemediği karmaşık bir ilişki var.

Meslektaşlarım ve ben, Ulusal Çocuk Travmatik Stres Ağı’nda, istismara uğramış ya da ihmal edilmiş, aileleri hapiste olan, aileleri uyuşturucu bağımlıları olan, anne ve babaları mevcut olamayan ve onlar için bulunmayan, milyonlarca çocuğun olmasa da yüz binlerce kişinin durumunu belirleyebilecek ve yetişkin olmalarına yardım edecek bir teşhis koymak için çok çalıştık. Gelişimsel Travma Bozukluğu adını verdiğimiz bir teşhis adı almaya çalışıyoruz. Bu problemle ilgili 20 bin çocuğa ilişkin veriler gönderdikten sonra, “Ah bu teşhis için aslında yeterli kanıtınız yok” cevabını aldık.

Gerçekte psikiyatrik bakım ve iyileşme arayan çok sayıda insan aslında travma geçirmiş insanlardır.

Bu yüzden şimdi tuhaf teşhislerle yaşıyoruz; Karşıt Gelme-Karşıt Olma Bozukluğu… insanlar neyin bu çocukların savunmasız veya soğuk veya karanlık hale getirdiğini sormuyor. Çocukların garip davrandığı herşeye bozukluk deniyor. Bipolar bozukluk; zihinsel olarak tutarsız olan çocuklar, duygular bir aşağı bir yukarı sürekli hareket ediyor.

Ve insanlar – psikiyatri gerçekten bunun arkasında ne var bakmak istemiyor. Sonuç olarak, bu bozuklukların kökeni olarak, sosyal koşullara bakmak yerine, bu çocuklar ilaçla uyuşturuluyor. Geçen yıl ABD’li çocuklara 18.1 milyar dolar değerinde psikotropik ilaç verilmiş ve bu ilaçlar insanları gerçekten sakinleştiriyor ama aynı zamanda beyindeki ödüllendirme sistemi üzerinde de etki ediyorlar ve bu ilaçlar merak, açıklık, deneme ve insanlarla etkileşimi azaltırlar.

Amerika’da bu ilaçlı çocukların “normal hayata katılım kapasitesi” açısından eksiklikle büyüyor olmasından son derece endişe duyuyorum. Öğrenme, orjinal olma, dahil olma, iş gücünün faydalı bir üyesi olma kapasitesinde ciddi bir eksiklikle büyüyorlar.

Dolayısıyla özellikle ABD’de travma konusunun ihmal edilmesi, yok sayılması çok ciddi bir halk sağlığı sorunudur.

Dr. Bessel van der Kolk

Yukarıda çevirisini yaptığım videonun orjinalini izlemek için:

Psychiatry Must Stop Ignoring Trauma, with Dr. Bessel van der Kolk 

*Malingering: İkincil kazanç sağlamak amacıyla zihinsel ya da fiziksel semptomların uydurulması. Fibromiyalji, kronik yorgunluk, kronik ağrı vb. semptomlar olarak bedende kendini gösterse de bu semptomların dikkat çekmek için uydurulduğu inancı.

Çeviri: Uzm. Ece Turkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Travmatik dönemlerde çocuklara destek olmak

d5a438d87f7f18c0311a08a4cd05d983

Ülke olarak zorlu zamanlardan geçiyoruz. Yetişkinler olarak olabildiğince uyum geliştirme becerisi içinde aldığımız her kötü haberi, şahit olduğumuz her talihsiz olayı sindirmeye, tolere etmeye çalışıyoruz. Tepemizde dolaşan kara bulutlarla ilgili sürekli bir bilgiye, sohbete, yayına, fotoğrafa maruz kalıyoruz. Biz bunlarla baş etmeye çalışırken çocuklara nasıl yardımcı olabiliriz? Bu uzun bir konu çok sayıda çalışma ve öneri var ancak aklıma gelenleri hızlıca paylaşmak istedim.

Travma şiddet, taciz, terör gibi olağandışı olaylardan kaynaklanabileceği gibi gündelik ve sıradan olaylardan da kaynaklanabilir. Çocuklar sık sık potansiyel olarak travmaya neden olabilecek olaylara maruz kalırlar. Ancak çocuklar doğaları gereği hem kırılgan hem de dirençlidir. Çocuğun stresi atlatıp atlatamayacağı tehdit sırasında ya da sonrasında yaşadıklarına bağlıdır. Çocuklar özellikle 8 yaşına kadar olan herşeyin “kendileri yüzünden” olduğunu düşünür. Çocuğa birşey söylediğinizde bu yüzden unutmaz. Kayda alır. Onlarla ilgili olmadığını anlatmak gerekir.  Öncelikle bebeklerin, okul öncesi çocukların ya da küçük çocukların “küçük” oldukları için olaydan “etkilenmeyecek” ya da “hatırlamayacak” olduğu mitlerini unutun. Çocuklar etkilenir ve hatırlar bu noktada önemli olan “yetişkin” ve “ebeveyn” olarak sakin, tutarlı ve sabırlı bir destek sunmaktır.

Her çocuğun travmaya yatkınlığı farklı olur. Yaş, erken dönem bağlanma ilişkisi, genetik eğilim, geçmişte yaşanan stresler bu farkı belirler. Çocuk ne kadar küçükse, daha büyük çocukların ya da yetişkinlerin etkilenmeyeceği olaylar onları daha çok sarsabilir. Bunun travmaya neden olan olayla ilgisi yoktur. Bununla birlikte tek bir olaya bağlı travma psikolojik değil, fizyolojiktir.

Çocuğun sarsıcı olayı atlatma kapasitesini geliştirmek için bazı öneriler sıralayacağım. Ancak bazen zor da olsa tüm bu önerileri uygulayabilmek için öncelikle sizin sakin ve sabırlı olmanız gereklidir.

Görebileceğiniz davranışlar: 

  • Aileden ayrılma korkusu
  • Bağımlı ve yapışan davranışlar
  • Agresif davranışlar
  • Daha az duygu gösteren çekingen davranışlar
  • Daha çok ağlama, sızlanma, tantrumlar, çığlık atma
  • Hedefsiz hareketler, organize olamayan tavırlar, donma tepkisi
  • Kendini rahatlatamama
  • Uyumakta zorlanma ya da sık sık uyanma
  • Öfke ve bıkkınlık gibi duyguları tolere edememe
  • Şahit olduğu bir sahne varsa, oyun vb içinde sahneyi tekrarlama

Daha erken yaşta görünen davranışlara dönme: 

  • Tuvalet problemleri
  • Parmak emme
  • Karanlık korkusu
  • Dil ve konuşma becerisinde gerileme
  • Hafıza problemi
  • Olduğu yaştan daha çocukça davranışlar

Travma sonrası stres semptomları: 

  • Travmatik olayı tekrar tekrar deneyimleme, yaşantılama, hatırlama
  • Uyuşma (duyguları ifade edememe)
  • Kaçınma (olayı hatırlatacağını düşündüğü şeylerden kaçınma)
  • Olayla doğrudan ilgisi olmayan yeni korkular geliştirme
  • Çevreyi keşfetmede, oyun oynamada isteksizlik
  • Normal gelişimsel becerilerini yapamama
  • Fiziksel semptomlar (karın ağrısı, baş ağrısı vb)

Neler Yapılabilinir? 

  • Çocuğu dinlemek için mevcut ve hep müsait olun.
  • TV, sosyal medya vb erişimini engelleyin.
  • Sakin bir ses tonu ile konuşun.
  • Çocuğun hislerini ciddiye alın “ağlama”, “geçti”, “bebek gibi davranma” vb  sözler sarfetmeyin
  • Çocuk konuşmak isterse konuşun, kesinlikle konuşmaya zorlamayın
  • Çocuk kucaklanmak, sarılmak, dokunmak vb fiziksel temas istiyorsa, teması o sonlandırana kadar sürdürün. Bolca sarılın.
  • Çocuğun ağlamasına izin verin.
  • Çocuğun duygularını ve fiziksel reaksiyonlarını tanımlayabilmesi için bir dil geliştirmesine yardım edin.
  • Bolca oyun oynayın, hayal gücünü kullanmasını ve hareket etmesini sağlayacak oyunlar üretin.

Çocuğun duyu farkındalığını geliştirmek için neler yapabiliriz? 

*Bolca oyun oynayın, hareket etmesini sağlayın. Bütün oyunlara siz de katılın. Oyunun temposunu çocuğunuz belirlesin.

  • Nefes egzersizi 

Travma ve kronik stres durumlarında nefes kaotiktir. Nefesi sakinleştirmek yardımcı olabilir. Elbette oturup nefes egzersizi yapmak çocuğun ilgisini çekmeyebilir. Bunu bir oyuna dönüştürün mesela köpük balon üfleyin. Nefeslerin alınışı ve verilişine dikkat vermesi ile ilgili yönlendirmeler yapabilirsiniz. Burundan derin bir nefes alıp köpüğü üfleyerek şişirmesini isteyebilirsiniz.

  • Duyu dili geliştirmek 

Bir kutuya farklı şekil, boyut ve dokularda nesneler koyun. (Taş, pamuk, kaygan bir oyuncak, değişik kumaş parçaları vb) Yine bir oyun ile çocuğunuzun gözleri kapalı bu nesnelere dokunmasını ve tanımlamasını ya da nesneyi tahmin etmesini isteyin.

Bütün nesnelere dokunduktan sonra bu nesnelere dokunmanın parmaklarında nasıl hisler yarattığını anlatmasını isteyin (batan, ağır, soğuk, yumuşak, gıdıklayan vb.)

Sonra tek tek bu nesnelere dokunduğunda kaslarındaki hisleri anlamasını sağlamak için karşılaştırma yapmasını isteyin. (hafif, ağır vb)

Başka bir yöntem de yiyecek üzerinden yapılabilir. Küçük kaplarda tatlı, tuzlu, baharatlı, ekşi vb. ve farklı dokularda yiyecekler hazırlayın. Yiyecekleri beraber tadabilirsiniz. Her tadımdan sonra su ya da kraker vererek ağzın içini temizleyin ki sonraki tadı ayırt edebilsin. Denediği her lokmanın tadını, dokusunu tanımlaması ve karşılaştırması için yukarıdaki yönergeleri kullanın.

Birlikte yemek yapabilirsiniz. Bir kek mesela; un, su vb farklı dokular ve kokulara teması olur ve yine yukarıdaki önermeleri kullanarak ifade yöntemleri geliştirmesine yardımcı olun.

Keşfettiği duyu ve duyguların listesini yapın.

  • Boyama 

Rastgele yapılan çizimler çocuğun kendini ifade etmesi için çok faydalıdır. Ayrıca Renklerle bir kodlama oluşturmasına yardım edebilirsiniz.

Mavi- üzgün

Turuncu- sinirli

Pembe- mutlu

Mor- enerjik

Kırmızı – kızgın, sıcak

Kahverengi – kasılmış

Boş bir insan/çocuk resmine ve kod sistemini görebileceği bir şekilde, o an hissettiği duyguları bedenin bölgelerinde boyamasını söyleyin. Bu yöntem rahatsız edici duyumların betimlenmesine yardımcı olur.

  • Meditasyon 

Yine nefes egzersizi gibi bir oyun eşliğinde zihni sakinleştirmek mümkündür. Ancak bunu duyu ve duyguları ifade edebilecek söz/ kelime dağarcığı arttıktan sonra yapmanız tavsiye edilir.

Zihin Kavanozu

Bir kavanoza su ve simler koyun. Şu sallayınca karışan biblolar gibi. Kendinize de bir tane yapın. Üzerine zihin kavanozu yazın. Oynamaya istekli olduğunda; “Bu kavanoz tıpkı benim aklımdaki düşünceler, duygular gibi… Senin kavanozunda da senin aklındaki duygular ve fikirler var.” diyerek açıklama yapın. Kavanozu sallayın, ve simlerin hareketini izleyin. Bir kaç kez tekrar edebilirsiniz. Sonra tekrar son bir sallamadan sonra “İçerideki duyguları merak ediyorum?” diyerek çocuğun gözlerini kapatarak kendine odaklanmasına aracı olun. 1 dakikadan fazla sürmesin. Sonra gözlerinizi açıp “Bugün içeride ne farkettin çok merak ettim?” diyerek onu konuşması için yüreklendirin.

  • İp Atlama

Hayali ip atlama oyunu. Gerçek bir ip kullanmayın çünkü yorulabilir ya da düşebilir. Bu oyun hayali bir iple oynandığında çocuğu harekete geçirir. Çocuğun ip atlarken başarılı bir kaçışı temsili olarak gerçekleştirmesine fırsat vermiş olursunuz.

Uzm. Ece Türkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017