Bırakın Çeneniz Konuşsun

e25d635543f0b77ed00ea83d2ef8ae64

Bırakın Çeneniz Konuşsun 

İfade için güvenli alan

Travmatik deneyim ya da olumsuz çocukluk çağı deneyimlerinin vagus sinirinde fonksiyon bozukluklarına yol açtığını biliyoruz. 12 Kranial sinirin en uzunu olan, Vagus sinirinin, ventral vagal kolunun en önemli işlevlerinden biri sosyal temas ve zevk ile ilişkilidir. Doğrudan yüz kaslarını, sesi etkiler ve ifadeyi belirlemeye yardımcı olur ve sosyal iletişimde aktiftir. Göz teması, işitme, yemek yeme, konuşma, şarkı söyleme, şefkat gösterme / bakım, öpüşme, gülümseme ve bazılarının söylemiyle doğrudan kalpten kalbe teması sağladığı söylenir. Kişiler arasında, temasa geçmedeki rolünden ötürü, ventral vagal sistem, aynı zamanda kişinin öz güvenini destekler, ancak bu anlattıklarımın aktif olması için kişinin makul miktarda, gerçekten güvende hissetmesi gerekir.

Uzun süreli baskılanan duygular ve ifadeler, tehlike, travmatik deneyim veya kronik stres de ventral vagal sistemin gelişimini köreltebilir veya sistemi bozabilir. Buna ek olarak, özellikle travmatik deneyimde Broca alanın da fonksiyonu bozulur. Bessel van der Kolk bunu sessiz/sözsüz terör olarak nitelendirir. Yani travmatik deneyimi ifadede, ifadesiz kalma, söz bulamama…

Bu körelme, kendini ifadede sıkışıklık; yani sesin kendi rengini ve potansiyelini bulamaması, çene, boyun ve üst gövdede gerginlik, mikro mimiklerde ya da gözlerde donukluk olarak kendini gösterebilir. Kişi kendi sözlü ve sözsüz ifadelerine tam olarak hakim olamadığı gibi iletişimde bulunduğu kişinin de sözlü ve sözsüz iletişim verilerini doğru yorumlayamaz.

İfade alanı, özgün ses ve sessiz kalarak kendini koruma arasında bir savaş halindedir. Duyulma, anlaşılma ihtiyacımız, onaylanma ve güvenliğe yönelik ihtiyaçlarımızla mücadelele eder. Ama ihtiyaçlarımızı göz önünde tutarak, tarafsızca ve değişime zorlamadan; rahatlamak, hareket ve ifade için zamanla güvenli bir alan yaratabiliriz…

İfadenizi, düşüncelerinizi, duygularınızı iletmek için ses çıkarmaya yardımcı olan ve sizi destekleyen çene; dil, boğaz ve çevresindeki kasları ve kemikleri içerir. İfadenin bulunduğu alandaki fiziksel hareketler sesi oluşturur. Hareketsizlik sessizdir.

Ağız, nefes, beslenme, sözlü anlatım, duyu ve dokuyu algılama, öpüşme ve sözlü dokunuşla başkalarına bağlanmak için temel geçittir. Bebekler ve küçük çocuklar, herşeyi ağzına koyarak, dünyalarını coşkuyla araştırırlar. Duygularını önce ağlayarak, gülerek, anlamsız sesler çıkararak ve sonunda kelimelerle ve şarkılarla özgürce ifade etmeyi öğrenirler.

Çocuklar büyüdükçe, çoğu keşifte ve ifadede sağlıklı sınırlarla karşılaşırlar. Sınırlar hakkında bilgi sahibi olurlar:

Ne zaman “iç sesi” kullanabilirim?

Ne zaman dudaklar ve dil yerine, göz ve parmaklarımla keşfedebilirim?

Gizlilik ve nezaket göstermek için kelimeleri nasıl seçerim ?

Sevgi dolu ve tutkulu bir öpücük vermeden önce karşı tarafın durumunu nasıl değerlendirebilirim ?

Ne zaman ve ne yiyeceğimi, bedenimde nasıl dinlerim?

Duyguları içsel olarak yönetmenin yanı sıra, sesin içine sızmasına nasıl izin veririm? 

Bu sağlıklı sınırlar, ifade yolunu canlı, açık ve ulaşılabilir kılar.

Ancak çok fazla çocuk, seçimler ve ifadeler yüzünden cezayla ve utandırma yoluyla sağlıksızlık sınırlarla karşılaşır. Bu onları susturur. İstismar dahil olmak üzere aile sırları, her ne pahasına olursa olsun içeride tutulur. İstismar, zorla besleme, fiziksel şiddet veya sözlü taciz doğrudan ağzı etkileyebilir. Tüm beden, utanç ve korkudan dışavurum halini kısıtlar. Ailede ya da sosyal çevrede onaylanmak, kabul görmek için “iyi çocuk” rolünü fazla benimseyerek kendini ya da olumsuz duygularını ifade edememe / kısıtlama hali yani bir başka deyişle, duyguları yutma gerçekleşir. Özellikle de öfkeyi ifade etmekteki sosyal baskı ve tutma hali kronikleşir. Uzun zaman tutalan ya da yutulan ifade, bir zırh oluşturmaya başlar. Çene kasları sıkılaşır ve rahatlamaya direnç gösterir.

jaw_musclesYandaki resimde Temporalis ve Masseter kaslarının kafatasındaki yerini görebilirsiniz. Şimdi çenemizde nazik bir keşif yapalım. Üst ve alt dişleriniz şu an birbirine dokunuyor mu? Diş hekimleri, dişlerimizin çiğnemedikleri veya yutma eylemini desteklemedikleri sürece birbirlerine dokunmaları gerekmediğini hatırlatır. Sıkıştırılmış bir çene, dişlerinize zarar vereceği gibi, TME (temporomandibular eklem), boyun ve baş ağrısına neden olabilir. Halbuki bir kas sapı, çeneyi hafif açık bir pozisyonda tutmak için rahatça desteklemektedir. 

İfade için güvenli bir alan oluştururken aynı zamanda kendimiz için ifadeyi kolaylaştıracak bazı stimulasyonlar yaratabiliriz.

Şimdi nazikçe ve yavaşça çenenizi birkaç kez açın ve kapatın. Vücudunuzun geri kalanında ne olduğuna dikkat verin. Kolayca nefes almaya devam ediyor musunuz yoksa nefesinizi tutuyor musunuz? Boynun ve boğazın hareketi rahat mı yoksa sıkışık mı? Omuzlar yerli yerinde duruyor mu yoksa çenenizi hareket ettirmek için yardımcı mı oluyorlar? Herhangi bir yargıda bulunmaya gerek yok sadece bu duyumları fark etmeye çalışabilirsiniz. 

İçeriden hareket:

Çeneniz açık V şeklinde açısıyla her iki uçtan kafatasına bağlanır. Ağzınızın tabanı da dil köküyle doldurulur, kemik değildir. Samimi bir merakla, çenenizi hareket ettirin. Parmaklarınızın kulaklarınızın hemen önündeki TME’de  (çene eklemi) hafifçe hareket etmesine izin verin. Çeneniz bu eklemlerde düşmekte ve kaymaktadır. Üst dişleriniz kafatasının bir parçası olarak sabittir. Çenenizin hareketi sarsıntılı, takılı veya asimetrik ise, daha yavaş veya daha kısa bir mesafe içinde hareket etmeyi deneyin. Üst ve alt dişler arasında boşluk yaratmak için çenenizi biraz aşağıya bırakın. Alt çenenizi çok minicik bir mesafede kulaklardan uzaklaştırın sonra yavaşça kulaklara doğru yaklaştırın. Yine çok kısacık bir mesafede iki yana doğru yavaş ve nazikçe hareket ettirin. Sonra ağzınızı açın, üst ve alt dişleriniz arasındaki  hafif boşluğu koruyarak tekrar kapatın.

Eğer  geceleri dişlerinizi sıkıyor veya gıcırdatıyorsanız, yatmadan önce yukarıdaki gibi birkaç yumuşak hareket, çenenizin daha fazla seçeneğe sahip olduğunu hatırlatabilir.

Kendine masaj:

Temporal ve masseter kaslar (şekle bakın) çeneyi kapalı olarak çeker. Genellikle masajı severler. Çenenizin alt köşelerinden başlayarak, her iki taraftan kulaklarınıza yakın elmacık kemiğine kadar nazikçe masaj yapın. Masseter vücuttaki en güçlü kaslardan biridir ve biraz daha fazla baskı/bası isteyebilir. Bu daha derin basıları deneyimlerken nazikçe dokunmayı unutmayın. 

Temporali rahatlatmak için, parmaklarınızı elmacık kemiklerinden, şakaklara, kulaklarınızın üstünden kulakların arkasına, kafatasına doğru ilerletin. Parmaklarınız farklı yönlerde ve küçük daireler çizerek hareket edebilir. Kaslarınızın size neyin iyi hissettirdiğini söylemesine izin verin. Çenenizde, başınızda veya boynunuzda fark hissediyor musunuz ?

Dışarıdan hareket:

Şimdi çenenin ön tarafına dudağın altına elinizi koyun ve çenenizi çok küçük açılarda yukarı aşağı ve yanlara doğru hafifçe sallayın. Çeneniz harekete izin veriyor mu, yoksa hareket tutuk mu? Çeneniz ve eliniz birlikte hareket ederse ne olur aynı hareketi sallamak yerine daha da yavaş deneyebilirsiniz? İlk başta hareketlerin çok küçük olması önemlidir, çene yapısı güçlü olduğu kadar narindir. Çenenizi kontrol etmeye yardım etmek için başka bazı kasların devreye girdiğini hissediyor musunuz ? Mesela boyun, omuzlar veya karnınızdaki diğer kaslar?

Güç kullanmak yerine kapıyı nazik bir dikkatle açın. Bu egzersizlerde kesinlikle güç kullanmıyoruz, sadece çeneyi gevşetmek için hassas bir alan yaratıyoruz. 

Şimdi parmak uçlarınızla, dudakların hemen altında çenenin hemen önüne minik vuruşlar (tapping) yapın. Sonra parmakları dudağın üstüne çıkarın ve burnunuzun hemen altına minik vuruşlar yapın. Sonra ellerinizi yavaşça çenenin iki yanına, oradan yukarı gözlerin altında elmacık kemiklerine, daha sonra şakaklarınıza ve son olarak alnınıza doğru yönlendirerek bu minik vuruşlara devam edin. 

Çeneniz şimdi nasıl hissediyor? Biraz rahatladıysa, esneme, daha derin solunum ya da karnızda guruldamaya şahit olabilirsiniz. Gerginlik ile ilgili duygu veya düşünceleri de fark edebilirsiniz. Yargılamaya yönelik herhangi bir iç ses yükseliyor olabilir? Bu deneyimle ilgili olumsuz hisler yükseliyorsa, muhtemelen bu duygular çenenizde saklanmıştı. Ellerinizi, bir çocuğun yüzüne dokunur gibi şefkatle kendi yüzünüze yönlendirebilirsiniz. Ya da tapping yani minik vuruşları tekrarlayabilirsiniz. İhtiyaç hissettiğiniz kadar uzun ve sık  bu önerileri uygulayabilirsiniz. 

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Reklamlar

Gelişmekte olan yeni bir alan: Bebek Ruh Sağlığı

5ebd137dbc57fe211194573d802c9163.jpg

Gelişmekte olan yeni bir alan: Bebek Ruh Sağlığı 

Yakın zamanlarda bir arkadaşım bana bir elektronik posta gönderdi. Bebeği için uyku eğitimi danışmanlığı almıştı ve fikrimi soruyordu… Mektubu incelediğimde şaşkınlık içinde kaldım. Hemen danışman ile ilgili internet üzerinden bir araştırma yaptım ama konuya yetkinliğini kanıtlayacak bir bilgi bulamadım. 

Bu danışman bebekle ve aileyle tanışmadan internet üzerinden bir reçete düzenlemişti: Şu saatte uyandır, bu saatte yedir, filanca saatte yatır, sonra su saatte uyandır… Yatır, ağlarsa yanına git ama pes etme, bir süre sonra alışacak…! Alışacak ?

İnanmak istemedim… Birilerinin böyle bir reçete verebilecek cesarette olmasına, dahası birilerinin de bu reçeteyi uyguladığı düşüncesi / gerçeği son derece talihsiz… Üstelik reçete karşılığında ciddi de bir ücret talep ediliyordu. 

Bebekler robot değil ki… uyuyan bebeği uyandır, istemeyen bebeği o saatte yemeye zorla… Çocuk elbette belli sınırlar ister ve o sınır içinde rahat hisseder. Ancak “bırak ağlasın, alışır” yaklaşımının ne kadar yanlış olduğu artık tartışma konusu bile değil…

Ama anladığım kadarıyla son zamanlarda bazı aileler uyku eğitimini, tuvalet eğitimi gibi olması gereken bir durum olarak algılıyor. Bebeğin ebeveynden ayrı, bütün gece deliksiz uyması ne ara bu kadar önemli bir mevzu haline geldi bilemiyorum. Çünkü bu ilk emailden sonra üç ayrı arkadaşım aynı konuda fikrimi sordu. Henüz bir çocuğum yok, ancak bu tip soruları genelde gelişimsel ve travma – bağlanma bilgilerim doğrultusunda ve bu alandaki deneyimim ölçüsünde cevaplarım. Bence uyku için eğitim gerekmez, bebek zaten uyur, daha rahat uyuması için uygun şartlar hazırlanır sadece… Anne, baba da buna destek olur. Uyku zaten bebeklerin temel ihtiyacıdır ve gerekli şartlar sunulursa uykuları düzene girer ve bebekler yanlarında biriyle de uyuyarak bu temel ihtiyacını giderir, bu emmek kadar doğaldır. Uyku zaten zamanla düzene girecektir, her bebek için her reçete (her uyku eğitimi yaklaşımı uygun) değildir.

Ayrıca bazı çalışmalar gösteriyor ki bir bebek ne kadar çok kucağa alınır ve dokunulursa o kadar daha az derin uykuya dalar ama fiziksel ve ruhsal gelişimi de bir o kadar sağlıklı olur. Çünkü ilk 15 ay, derin uyku bebek için tehlikelidir; sıklıkla uyanma çocuğu ani bebek ölümlerinden korur. Uyku eğitimi vereceğim diye bebek ve ebeveyn bağını riske atmak, çocuğun hem ruhsal hem fiziksel sağlığına uzun vadede hasar verebilir. Zaten ilk yıllar bağlanma açısından zaten hayati önem taşır… Yani bebeğin ağlayarak tek başına uyumayı öğrenmesi mi daha önemlidir, yoksa anne baba ile geliştireceği bağ mı daha önemlidir sorusunun cevabı son derece basittir. 

Son zamanlarda olumsuz çocukluk çağı deneyimleri (ACE) ve Travma teorileri üzerine çalışmalar ilerledikçe yepyeni araştırma alanları da açıldı; Prenatal yani hamilelik döneminde fetüs, doğum, doğum sonrası ve erken çocukluk dönemine yönelik psikiyatri ve psikoloji çalışmaları başladı. Biliyoruz ki hayatın ilk yıllarında, bir çocuğun beyni saniyede 1 milyondan fazla sinirsel bağlantı üretir. Araştırmacılar da, beyin gelişimimizin bu çok erken yıllarında, yaşadığımız şeylerin bizi nasıl etkilediğini daha iyi anlamaya başladılar. Yaşamımızın ilk yıllarındaki bu deneyimler daha sonraki yıllardaki öğrenme, davranış ve fiziksel iyiliğimizi / sağlığımızı etkiliyor. 

Bebekler ağlayarak da iletişim kurar. Ağlamaya yanıt verilmemesi bebek için stres ve çaresizlik hissi yaratır. Ağlamasına uzun süreli cevap verilmeyen bebeklerde stres hormonu olan kortisolun arttığı ve dolayısıyla da gelişimsel açıdan dezavantajlı olduğu bilinmektedir ve bu yüzden, ebeveynlerin bebeklerinin ağlamasına tutarlı şekilde cevap vermeleri gerekir. 

Bebek ruh sağlığı…

Psikolog ve Avustralya Çocuk Ruh Sağlığı Kurumu’nun başkanı Jenna Thornton’a göre, bu multidisipliner alan (bebek ruh sağlığı), özellikle bağlanma teorileri, sinir bilim, motor gelişim ve travma teorilerinden yola çıkarak 0 ile 3 yaş arasındaki çocukların duygusal ve sosyal gelişimini desteklemeyi amaçlıyor: “Çocukların, hem rahat hem de rahatsız edici bir dizi duyguyu ifade etmesinin yanı sıra, deneyimlemelerine, bu duyguları yönetmelerine ve aynı zamanda çevrelerini keşfetmelerine ve öğrenmelerine yardımcı olmak.” diyor ve ekliyor “Çalışmalar temelde, çocukların bakım verenlerle ve akranlarıyla yakın ve güvenli ilişkiler kurmasını desteklemeyi amaçlar”.

Çok mu genç?

Jenna*, bebeklerin ve küçük çocukların gerçek duygusal ve sosyal ihtiyaçlara sahip olmaları için çok küçük oldukları inancının çok büyük bir yanılgı olduğunu söylüyor. Jenna, “Fiziksel ihtiyaçlarının bakıcıları tarafından karşılanması kesinlikle önemlidir. Ama bağlanma teorisi, gösteriyor ki duygusal gereksinimlerine cevap vermek bebek için hayati derecede önemlidir.” diyor.

Jenna, erken dönemlerde desteklenen iyi bir zihinsel sağlığın, çocuklara duygularını yönetme, güçlü ilişkiler kurma ve başarılı bir öğrenme modeli geliştirme için özgüven kazandırdığını söylüyor.

“Ama bunu yalnız yapamazlar”…

Peki bir çocuğun gözünden bu neye benzer ? Ağlayan bir bebek için onu neyin üzdüğünü anlayamasanız bile bu, ağlamaya cevap vermek, kucaklamak ve yatıştırmak anlamına gelebilir. “Biliyoruz ki, sakin ve şefkatli bir şekilde ağlamaya cevap verdiğimizde ve onların duygularını yönetmelerine yardım ettiğimizde, zaman içinde, büyüdükçe kendileri için bunu nasıl yapabileceklerini öğreniyorlar” diyor.

Yürümeye başlamış çocuk içinse destek, çocuğun bakış açısına açık olmakla başlıyor. Jenna ilişkiler bağlamında şunu da ekliyor: “2 yaşındakilere çok stresli ve üzücü gelen bir şey bir yetişkin ile aynı olmayabilir, çocuğun duygularını isimlendirmeye ve doğrulamaya yardımcı olmak daha dayanıklı, daha nazik, daha güçlü ve daha akıllı bir yetişkinin gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca çocuğun duygularını bir olay ile ilişkilendirmek ve duygularını hissettirmek ve kendilerini güvende hissetmeleri için de iyidir.” Bu da basitçe şöyle örneklenebilir: “Kızgın olman çok normal, çünkü Joey oyuncağını aldı. Bu bana olsaydı ben de çok sinirlenirdim. Kızgın olmanda bir sorun yok. Bu büyük bir duygu, ve kendini tekrar iyi hissedene kadar seninle kalacağım.”

Dünyada güvende hissetmek…

Bebekler doğdukları andan itibaren bizimle bağlantı kurmaya hazırlar, ve beyin sıcak, olumlu ve duyarlı ilişkilerle daha iyi büyüyor. “Bakım verenleriyle oluşturdukları bu güvenli ilişkiler, hayatın daha sonraki dönemlerindeki ilişkiler için güçlü bir temel oluşturmasına yardımcı olma açısından gerçekten çok önemli” diyor. Doğdukları andan itibaren bizim bebeklerle ilişkimiz güvenli bağlar geliştirmelerine yardımcı oluyor, böylece bizimle ve dünyada güvende hissediyorlar ve sonuçta kendinden emin ve bağımsız yetişkinler oluyorlar.

Özetle diyeceğim şudur ki uyku eğitimi reçeteleri yerine, önce biraz bağlanma teorileri ve ACE üzerine kafa yormak lazım…

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

*Jenna Thornton röportajının orijinali Avustralya’da yayın yapan Particle’dan alıntılanmıştır.

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018