Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

637af23313054e9ddf0902a2626cfa05

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

Bu yazıyı yakın zamanda  okuduğum bir başka yazı ve kendi deneyimlerimle derleyerek sunmak istedim. Bir süredir yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin (Mercy) acil servisinde, trauma informed care yani travma bilgili bakım projesi yürütüyorum. Travma Bilgili Bakım (Trauma Informed Care) travma konusunda yaygınlaşan bir yaklaşım modeli. Bunun bir benzeri okullarda uygulanıyor: Travma Bilgili Okul (Trauma Informed School) ya da Travma Bilgili Ebeveynlik (Trauma Informed Parenting) adı altında çeşitli yaklaşımlar görebilirsiniz.

Türkiye’de travma bilgilendirme konusundaki zorluklarla Amerika’daki zorluklar birbirinden çok farklı. Kültürel ve sosyal olarak iki tarafta da hiç akla gelmeyecek dirençlerle karşılaşabiliyorsunuz. İnanın travma konusunda yapılan onca calışma ve öncü oluşuma rağmen toplum sağlığı açısından, burada da yolun epey başındayız… Ancak bizden biraz farklı olarak travma konusundaki eğitimlere daha ılımlılar; Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ve travmanın (özellikle ilerleyen yaşlarda) yaşam boyu sağlık problemleri yarattığını ve bu bağlamda acil servise yapılan ziyaretlerin çok daha fazla olduğunu biliyorlar.

Benim bu projedemde uyguladığım model üç gruba ayrılıyor: Genel olarak acil servis doktorları, hemşireleri, teknisyenleri ve hasta kabul biriminde çalışanlar için Travma Bilgili Bakım. İkinci grup Care for First Responders dediğim ilk müdahale ekibi (ambulans, itfaiye, acil servis profesyonelleri, polisler) için kendine öz bakım. Son grup ise Care for careers dediğim hasta yakınlarına yönelik çalışmalar… Tabi her şey kolayca olmuyor ama çalışmaya devam ediyoruz… 

Eldiven kullanmadan hastanın kan sızıntısını temizlemeyeceğiniz ya da hastanızın kolunu sterilize etmeden damar yolu açmayacağınız gibi, tıpta çok iyi bilinen bazı evrensel kurallar var. Bence travma bilgili bakım da tıpkı bu kurallar gibi evrensel olmalı ve hastanede bir hasta ya da hasta yakını ile karşılaştığımız her durumda, o kişinin travmatize olmuş olabileceğini hesaba katmalıyız.

Elbette bu tek başına yeterli değil . Çünkü biz de insanız yoruluyoruz, öfkeleniyoruz ya da bizim de yaralı yerlerimiz devreye giriyor. Böyle durumlarda objektif kalıp “travma bilgili” lenslerimizi takmak pek kolay olmayabiliyor. Sonuç olarak hastaya, hasta yakınına ve kendimize karşı başarısız oluyoruz. 

Okuduğum yazıda kendi deneyimlerime benzeyen çok sayıda örnek vardı, ben bir tanesini paylaşayım… Hemen her gün yaşadığım basit bir örnek…

Hastaneye genç bir travma vakası geldi, yani hayati durumu tehlikede… Silahla yaralanma. Doktor ve hemşireler hastayı stabilize ettiler. Ameliyata almadan bazı testlerin sonuçlarını ve ameliyathanenin hazırlanmasını bekliyorlar. Yani doktor ve hemşireler için artık hastanın hayati tehlikesi yok. Test sonuçlarına göre ameliyata girilecek. Hastanın yakınları “quiet room” yani sessiz oda dediğimiz izole edilmiş, mahremiyeti olan bir odada bilgilendirildi. Ama doğal olarak duyduklarını anlayabilecek durumda değiller. Anne,  bir an önce ameliyata ve yoğun bakıma alınması gerektiğini düşündüğü için sürekli soru sorup yardım istiyor. Giderek ses yükseliyor, öfkeleniyor ve iş çığırından çıkıyor. Havaya savrulan tehditler ve küfürler başlayınca yasa gereği hemen devreye güvenlik giriyor. Güvenlikten izin isteyerek, (yine de kapı önünde nöbet tutuyorlar) dakikalarca durumun kontrol altında olduğunu açıklıyoruz. Her seferinde sabırla başka yöntem ve örnekler deneyerek anneyi bizi duyabileceği bir noktaya getiriyorum.  Maalesef burada en ufak taşkınlığa müsade yok maalesef diyorum çünkü yasalar gereği  benim “çok normal bir tepki” olarak gördüğüm dışa vurum, burada çok sert müdahalelerle bastırılıyor ve sonuçta travmayı daha da büyütmekten başka bir işe yaramıyor. 

Masama döndüğümde doktorlardan biri soğukkanlılığını yitirmişti – son derece kızgın “Boşuna dil döküyorsun” dedi. “Seninle asla böyle konuşamaz, biz burada yardım etmeye çalışıyoruz! Herkesin asabını bozdu”

“Oğlunu kaybetmekten korkuyor.” dedim. – “Yine de böyle konuşamaz, seninle böyle konuşmasına asla izin vermemeliydin!” ve söylenmeye devam etti… 

Konuşurken görüyorum ki doktorda da bir şeyler çok tetiklenmiş, sinirden eli ayağı titriyor. Hatırlatıyorum, -Travma doktorusun ama travmayı pek iyi tanımıyorsun, o yüzden bunu (trauma informed care) yapıyoruz. Kadının tepkisini kişisel almıyorum. Bu tepki çok normal – istediği şeyi elde etmek için kendini ve sesini böyle yükseltecek; çünkü şiddetli (abusive) bir ailede büyüdüysen onlardan öğrendiğin tek şey budur. Çocukken korkudan ölüp ölüp dirilirsin ama stres altındayken tek bildiğin iletişim paterni olarak bu yüzeye çıkar.”

Bizden farklı olarak doktor bu cümlelerimi ukalalık olarak algılamıyor. Bana cevap yetiştirmeye ya da baskınlık kurmaya da çalışmıyor. Ama söylediğimi şimdi de doktoru duymuyor çünkü bu anne her yönüyle bu adamı tetiklemiş durumda. 

Doktorun hayat hikayesini bilmememe imkan yok – gerek de yok. Belki sabahtan beri kaçıncı insanın yaşamını elinde tuttuğu için yorgun, belki zor durumda olan birine yardım etmeye çalışırken karşılaştığı tepkiyi hazmedemiyor. Annenin ona minnettar olması gerektiğini düşünüyor. Belki böylesine bir öfke patlamasında kadının ağzının payını veremedi diye kızgın. Belki de büyüdüğü ailede öfkelenmeye ya da öfkeyi göstermeye izin yoktu. Dolayısıyla travma üzerine yaptığımız onca eğitim ve çalışma, triune brain, travmayla beynin nasıl değiştiği, olumsuz cocukluk çağı deneyimleri (ACE) gibi bilgiler bir an havaya uçuveriyor…

Travma bilgili bakım uygulayabilmek için travmayı görebilmeniz, tanıyabilmeniz gerek. Bu yüzden projenin yapısını biraz güncelledim ve travmanın kendini nasıl gösterdiği üzerine daha çok duruyoruz. 

Kendi travma geçmişimizden kaynaklanan birçok etiket, önyargı ve tepki var. Diğer insanların davranışlarına takılıp travmayı gözden kaçırıyoruz.

Pasif agresif? Kontrol delisi? Travma.

Hijyen eksikliği? Duygusal manipülasyon? Travma.

Savunmacı? Agresif ? Travma.

Altta yatan travmayı tanıyamıyorsak,  bizim için “doğru” olan şeye karşı çıkan insanları cezalandırma eğilimindeyiz ya da onları damgalayıp, dışlıyoruz.

Anne uzun uğraşlar sonunda daha dengeli bir hale geldi. Ama onu cahil, küfreden, histerik kadın olarak dışlamak ya da yargılamak çok kolay olurdu.

Bu arada her günüm böyle geçse kendimle gurur duyardım, ne kadar şefkatli ve doğru bir tavırda olduğumu, bu işi ne kadar iyi çözdüğümü filan düşünürdüm. Ama bazı günler bazı diyaloglarda ben de karşı tarafa sinirleniyorum, iletişim kurmaktaki beceriksizliğe kızıyorum ya da verdiğim cevapları yeterince iyi bulmayıp kendime yükleniyorum. Her zaman “travma bilgili” lenslerden bakmak, her zaman bu bilgileri ve şefkati korumak kolay değil. 

Böyle durumlar için size bazı sorular önermek istedim: 

  • Yargılama yapmadan, tepkim (fiziksel, duygusal, zihinsel) neydi ve nasıl karşılık verdim?
  • Davranış kişisel değerlerime aykırı mıydı?
  • Öğrendiğim sosyal değerlere karşı saldırı var mıydı?
  • Travmamı tetikliyor muydu?
  • Diğer kişide travma yanıtına tanık oldum mu?
  • Kendim ve diğer kişi için şefkat bulabilir miyim?
  • Cezalandırmak, sarsmak, utandırmak veya haddini bildirmek için karşılık verdim mi?

Bu soruların sadece birinin karşı taraftaki kişi ile ilgili olduğunu farketmişsinizdir. Bir başkasının ihtiyaçlarına cevap verme ya da  travmasıyla bağ kurma yeteneğimiz, kendi duygularımızı ne kadar iyi düzenleyebileceğimize dayanıyor. Bazı günler ben de başarısız oluyorum. Durumu onarmak için girişimde bulunmam (yarı gönüllü ve belki hala öfkeli) iyi sonuç vermeyebiliyor. Ama kendime yüklenmiyorum ve travma bilgili lenslerimi tekrar deniyorum. Siz de deneyin derim…

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Mutsuz Zihin? Mutsuz Karın? Hangisi önce geliyor?

2272bf5a250c065643d2293a69acfe82

Mutsuz Zihin? Mutsuz Karın? Hangisi önce geliyor?
İkinci Beyin dedikleri…

Sindirim sistemimizde gizli olağanüstü bir şey var. Bilimadamları bir süredir (19 yy) bunu farkında ancak yeni gelişen teknoloji ile yapılan yeni araştırmalar ve sonuçları bildiklerini bambaşka bir noktaya taşıyor. Yeni keşfedilen bulgular zihinsel ve fiziksel sağlığımız hakkında devrim yaratacak nitelikte.

Kafamızda olan biten daha aşağıda, bilim adamlarının “bağırsağımızdaki beyin” dedikleri olgu ile alakalı. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız üzerinde önemli bir anahtar. Bağırsağımızdaki beyin ya da “ikinci beyin” gastrointestinal sistemde, karmaşık katmanlı dokuda 200 – 600 nörondan oluşuyor. Böyle bir ateşleyici gücün yiyeceklerle uğraşmaktan daha fazlasını yapması şaşırtıcı değil. Beyne doğrudan bilgi göndererek zihinsel ve duygusal işleyişte kritik bir rol oynamakta. Bununla birlikte stres, anksiyete ve üzüntü gibi duyguları etkilediği gibi hafıza, karar verme ve öğrenme becerisini de doğrudan etkiliyor. Bağırsaklardaki beyin bizim algıladığımız gibi düşünmüyor ama ana beynimiz ile sürekli iletişim halinde olarak zihinsel ve duygusal sağlığımız üzerinde kritik bir rol oynar. Buraya kadarını daha önce farklı yerlerde okumuş olabilirsiniz. Buradan sonrası yeni bilgiler içeriyor olabilir 🙂

En son travma eğitiminde Dr.Bessel van der Kolk “ İkinci beyni iyileştirmeden travmayı tedavi edemeyiz.” diyerek tedavinin birçok bileşeniyle birlikte beslenmenin öneminin de altını çizmişti.

Peki nasıl oluyor?

Bağırsak duvarına gömülü ortalama 200- 600 milyon nöron içeren enterik sinir sistemi, çevresel tehlikeleri hissetmeyi ve bunlara verilecek tepkileri tespit ediyor. Beyin stres durumunda sağlıksız besinleri tercih etmesinin sebebi bu. Yani bu besinlerin insanlara çekici gelmesinin nedeni bağırsaklardaki ikinci beyin. Başlangıcı yemek borusu, bitişi anüs olan enterik sinir sistemi, içerdiği nöronlar bakımından beyinden beş kat daha üstün.
Beyinle ortak özelliklere sahip olan enterik sinir sisteminde çeşitli nöron türleri bulunuyor. Nöronlar arasındaki destek, glial hücreler tarafından sağlanıyor. Vücuttaki serotonin miktarının % 95 lik kısmı enterik sinir sistemi tarafından üretiliyor.
Bildiğiniz gibi Dopamin beyinde keyifle alakalı; Bağırsaklarda ise sinyalleme molekülü görevini üstleniyor. Yani bağırsaklardaki kasların kasılmasını sağlayan nöronlar arasındaki mesajlaşma gibi görevleri yerine getiriyor. Bir anlamda serotonin bağırsaklardaki sinyalleri taşıyor. Ayrıca bağırsakta üretilmiş olan serotonin kana karışarak, karaciğer ve akciğerde olan hasarlı hücreleri onarıp, kalp gelişiminde ve kemik yoğunluğunda etkili oluyor.

İnsanların stres karşısında gösterdikleri tepkilerden beyinle enterik sinir sisteminin işbirliği içinde olduğunu biliyoruz. Beyin savaş ya da kaç tepkisi göstererek, kanı mideden kaslara yönlendiriyor. Bu sırada midede garip bir his meydana geliyor. Stres aynı zamanda bağırsaklarda ghrelin hormonunun daha fazla üretilmesine neden oluyor. Hormon iştah açıcı etkiye sahip olduğundan, beyin dopamin salgılanması için uyarılıyor. Ghrelin hormonu stresi baskıladığından, üstlendiği görev önemli. (Metnin en sonunda daha da bilimsel, özet bir açıklama bulabilirsiniz. *)

Mutsuz Zihin? Mutsuz Karın? Hangisi önce geliyor?

Kaygı, stres, anksiyete ve depresyonun çoğu zaman irritabl bağırsak sendromu, kabızlık, ishal, hazımsızlık, şişkinlik gibi “mutsuz karın” problemlerini beraberinde getirdiği bir sır değil. Onlarca yıldır doktorlar stres, anksiyete ve depresyon vb nin buna sebep olduğunu düşünüyordu ama yeni bulgular bunun tam tersini ortaya koyuyor. Gastrointestinal sistemdeki bozulma ruh halini değiştiren sinyalleri tetikleyerek beyne gönderiyor. Probiyotiklerin zihinsel rahatsızlıkların tedavisinde ya da stres ve anksiyete durumlarında belirtileri hafiflettiğini biliyoruz. Nedeni ortada gibi görünüyor…

İkinci beynin zihin sağlığı üzerinde oynadığı kritik rol ortada;. Etkileyici olan, etkinin yönü.
Beyinden çıkan en uzun sinir vagus aslında beyinden gelen 12 çift sinirden biri. Beyin sapından göbeğe kadar uzanıyor. İşte işin büyüleyici kısım bu: Vagustaki liflerin yaklaşık    % 90’ı, göğüsteki (kalp gibi) iç organlardan geçerek, bilgiyi karından beyne taşıyor, tersi değil.

Aslında biz bunu biliyorduk, dilimizde kullanıyoruz… Şimdiye dek ‘içgüdü’ olarak adlandırdığımız veya bir karar vermek için ‘kalbini dinle’ söylemimiz, muhtemelen ikinci beyinden yani karından gönderilen sinyallerle ilgili.

Bilgi ve mesajlar beyinden kalbe ve bağırsağa, ayrıca vagus siniri üzerinden diğer yönde de dolaşır, ancak artık kuşkusuz olarak bildiğimiz akışın ana yönünün bağırsaktan beyne doğru olduğu.

Bakterilerin Rolü

Nöronlar gibi beyin – sindirim sistemi bağlantısı açısından diğer önemli oyuncu bağırsaklarımıza yerleşmiş 100 trilyon bakteri. UCLA’dan fizyoloji, psikiyatri ve davranış bilimleri profesörü Emeran Mayer, bağırsak bakterilerinin beyne gönderdiği bilgilerde olağanüstü bir bilgelik içerdiğini söylüyor. Bu bakteriler doğduğumuz günden ve muhtemelen daha önceden beri her gün, her dakika bizim davranışlarımızı etkiliyor. Mayer’in araştırması, bağırsaktaki belirli bakteri kombinasyonlarının beynin sinir ağını nasıl etkileyebileceğini ve sonuç olarak davranış modeli, ruh hali ve öğrenme gibi şeyleri nasıl etkilediğini göstermiş. Ekipteki diğer araştırmacılar aynı zamanda bağırsak bakterileri ile davranış arasındaki muhtemel bir bağlantıyı araştırmışlar ve bazı dikkat çekici keşifler yapmışlar.

Bir çalışmada ortaya çıkan bulgu şöyle: “Ürkek farelerin bağırsak bakterileri, dışa dönük farelerin bağırsağına aktarıldığında, dışa dönük fareler daha endişeli hale geldi.”
Tam tersi de incelenmiş: “Cesur farelerin bağırsak bakterilerini, ürkek fareler aldığında, çekingen fareler daha cesur ve dışa dönük hale geldi. Ayrıca agresif fareler, bilim insanlarının bağırsak bakterilerini probiyotik veya antibiyotik vererek ayarladıklarında sakinleşti.”

Çocuklar üzerine

Devamında yapılan araştırmalar, çocuklarda, özellikle de erkek çocuklarında davranış biçimleri ile spesifik bağırsak bakterilerinin varlığı arasındaki korelasyonları ortaya koymuş.

Emzirme öyküsü, diyet ve doğum yönteminden bağımsız olarak yapılan araştırmada bulgular şöyle:

  • Bağırsak bakterileri bakımından en fazla genetik çeşitliliğe sahip olan çocuklar daha olumlu, meraklı, hoşsohbet ve dürtüseldir.
  • Erkeklerde dışa dönüklük, belli bakteri türlerinin bolluğuyla (Rikenellaceae ve Ruminococcaceae aileleri ve Dialister ve Parabacteroides cinsi) ilişkilendirildi.
  • Kızlarda, öz-kısıtlama, sevecenlik ve odaklanmış dikkat sorunları, daha düşük bağırsak bakterileri çeşitliliği ile ilişkilendirildi.
  • Belli bir bakteri familyasına (Rikenellaceae) bolca sahip olan kızlar, daha dengeli mikrobalara sahip olan kızlardan daha korkak ve travmaya yatkın.

Bu araştırma hala taze, bu yüzden bağırsak bakterilerinin kombinasyonu açısından sağlıklı bir karnın neye benzeyeceğini veya hangi faktörlerin bunu etkileyeceğini hala tam olarak söyleyemiyoruz. Mikrobiyomun mükemmel dengesinin hepimiz için farklılık gösterebileceği ve değişebileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle, araştırmacılar çalışmadaki herhangi bir çocuğun bağırsak mikrobiyomunu her hangi bir şekilde değiştirmemeye dikkat ediyorlar. Bununla birlikte “junk food” yani abur cubur bu tartışmaya dahil bile değil. Yani kesinlikle kaçınılması gereken gıdalar.

Bağırsak ve Depresyon

Depresyon, ruhsal durumdan sorumlu nörotransmitter olan serotonin düzeyinde bir düşüşe neden olur. Sıradışı olan şey, vücudun serotonininin sadece% 5’inin beyinde depolandığıdır. Vücudun serotonin’in diğer % 95’i bağırsaklarda saklanır.

En sık reçete edilen ve serotonin düzeylerini değiştiren antidepresanların genellikle gastrointestinal sorunlarla birlikte gelmesi şaşırtıcı değil. Bağırsağın depresyondaki rolünün henüz farkettiğimizden etkisinin de daha fazla olduğunu öğrenmek şaşırtıcı değil. Araştırmalar, bu açıdan bazı cevaplar arıyor. Ancak artık çok sayıda sinir bilimci, psikolog ve psikiyatrist beslenmeyi düzeltmeden iyileşmede ilerleme sağlamayamayacaklarına ikna olmuş durumda.

Bağırsak ve Kaygı / Anksiyete

Araştırmacılar, daha fermente gıdalar yiyen genç erişkinlerin (probiyotikler içeren) sosyal kaygı belirtilerinin daha az olduğunu keşfetti. Psikoloji Profesörü Matthew Milimire şöyle açıklıyor: “Fermantasyonlu gıdalardaki probiyotiklerin bağırsaktaki ortamı olumlu şekilde değiştirdiğini ve bağırsakta meydana gelen değişmeler sosyal kaygıyı etkiliyor … yani bağırsaklarınızdaki mikroorganizmalar aklınızı etkiliyor.”

Stres anında bağırsak, beyine açlık sinyali veren bir hormon olan ghrel’in üretimini yükseltiyor. İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar veriyor. Bu noktada ne yemeyi seçtiğiniz çok önemli.
Yakın tarihli çok ilgi çeken bir başka çalışmada, çiftlerin kavga/ tartışma sonrası iştah tetikleyici hormon miktarlarında belirgin olarak yükselme olduğu bulundu. Araştırmacılar, sağlıksız ilişkilerin zayıf besin seçeneklerine neden olduğunu dahası zayıf beslenme seçeneklerinin sağlıksız ilişkilere sebep olduğunu henüz doğrudan söylemese de, bu korelasyonun göz ardı edilemeyecek kadar güçlü olduğunu belirtiyor.

Mayer, son 50 yılda Akıl hastalıklarının, Depresyonun, Otizm, Multiple skleroz, Parkinson ve Obezitenin dramatik bir artış gösterdiğine dikkat çekiyor. Bütün bunların değiştirilmiş bağırsak bakterileri ve beyin-bağırsak etkileşimleri var. Aynı zamanda, son elli yıl boyunca, gıda üretim ve işleme biçimimizi ve antibiyotik kullanma şeklimizi çarpıcı bir biçimde değiştirdik.

Gördüğünüz gibi akıl sağlığı kimsenin kafasında değil ya da tam olarak zihinsel bir hastalık da değil. Bilim bize bunu gerçekten kanıtlıyor. Zihinsel ve duygusal sağlığın bağırsaklarımızdan etkilendiğinden şüphe yok. Araştırmaların sonuçları heyecan verici ve tedavilere ve zihin sağlığımıza nasıl bakacağımız konusunda devrim yaratacak gibi.

Araştırma sürekli olarak gelişmekte ancak şu noktada, bağırsaklara (ikinci beyne) dikkat etmenin ve sağlıklı tutmak için elimizden gelen her şeyi yapmanın önemine şüphe yok. Bu zihinsel ve duygusal sağlığımız için hayati anahtarlardan biri.

*Sindirim sistemi, merkezi sinir sistemi (CNS) ile gastrointestinal sistem duvarındaki enterik sinir sistemindeki sinirler (ENS) bağlantılı olarak ileti alıp verir (innerve). ENS otonom sinir sisteminin parçasıdır; CNS refleksiyle uyumlu olarak çalışır ve komuta merkezleri ile sindirim işlevini kontrol etmek için sempatik gangliyonları geçerek merkezi komuta eder. ENS ve CNS arasında ve ENS ile sempatik prevertebral ganglionlar arasında çift yönlü bilgi akışı vardır. İnsandaki ENS, 200-600 milyon nöron içeriyor ve çoğu binlerce küçük ganglionda dağılır, bunların büyük çoğunluğu myenterik (tüm sindirim kanalı boyunca birbirine bağlantılı olarak uzanan nöronlar – kanal duvarındaki düz kasları kontrol eder) ve submukozal pleksusların (kanal duvarında lokal salgılama, lokal absorbsiyon, lokal kasılmadan sorumlu) bulunduğu iki pleksusta bulunur. Myenterik pleksus, üst özefagustan internal anal sfinktere kadar uzanan sürekli bir ağ oluşturur. Submukozal gangliyonlar ve bağlantı lifi demetleri küçük ve kalın bağırsaklarda pleksuslar oluşturur, ancak midede ve yemek borusunda yoktur. ENS ve CNS arasındaki bağlantılar vagus ve pelvik sinirler ve sempatik yollarla taşınır. Nöronlar ayrıca ENS’den prevertebral gangliyonlar, safra kesesi, pankreas ve trakea projeksiyonu yaparlar. ENS ve SSS’nin göreli rolleri sindirim sistemi boyunca önemli derecede farklılık göstermektedir. Çizgisel kas özofagus hareketleri CNS’de sinir desen üreticileri tarafından belirlenir. Aynı şekilde MSS midenin durumunun izlenmesinde ve vago-vagal reflekslerle kontraktil aktivitesini ve asit salınımını kontrol altında tutmada önemli bir role sahiptir.
Buna karşılık, ince bağırsak ve kolonda ENS, kas aktivitesi, transmukozal sıvı akıları, lokal kan akışı ve diğer fonksiyonların kontrol edildiği duyusal nöronlar, internöronlar ve birkaç sınıf motor nöron da dahil olmak üzere tam refleks devrelerini içerir. MSS lumbosakral omurilikteki defekasyon merkezleri yoluyla dışkılamayı kontrol eder. ENS’in önemi, bazı ENS nöropatilerinin hayati tehlike oluşturan etkileri ile vurgulanmaktadır.
1Department of Anatomy and Neuroscience, University of Melbourne, Parkville, VIC, 3010, Australia

çeviri ve derleme
Uzm. Ece Türkmut

Axis Mundi Project

Post – Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye 

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2016

ACE Çalışması… Neden önemli?

patience

Boston’da Bessel van der Kolk ve ekibi ile son yapılan travma çalışmaları üzerine bir eğitimdeydim. Eğitim devam ederken Facebook sayfamda bir paylaşım yapmıştım hemen yazının başında bu paylaşımı yinelemek istiyorum;

“Millet kötü haber! Öğrendiklerim doğrultusunda rahatça diyebilirim ki tüm ülke kompleks travma yaşıyor.”

Elbette genelleme yapmıyorum ama travmanın tam olarak ne olduğunu, neden kaynaklandığını ve nelere yol açtığını bildiğinizde bu söylediğim çok da gerçekdışı olmuyor…

Aşağıda kısmen çevirdiğim ve çeşitli kaynaklardan alıntıladığım uzun yazı umarım olabildiğince çok kişiye ulaşır, çünkü toplumun şu anki durumunu anlamak ve ülkenin toplum sağlığının geleceği için travma konusunda farkındalığı arttırmak sanırım artık kritik bir öneme sahip. Özellikle ebeveynler, öğretmenler ve sağlık hizmeti sununlar için…

ACE çalışması Amerika tarihinde yapılmış en büyük ve en önemli toplum sağlığı çalışması. 1985 yılında San Diego’da bir obezite tedavi merkezinde önleyici tıp araştırması olarak başlayan çalışma büyüdü ve günümüz toplumu için çok önemli bazı bulgular ortaya koydu. İlk sonuçlar 1998 yılında yayınlandı sonra 2011 yılına kadar 57 çalışma daha paylaşıldı. Araştırma ve değerlendirmeler devam ediyor.
Sizin için biraz ayrıntı vereceğim:

Sosyal hizmetler, sağlık hizmetleri, toplum sağlığı, çocuk eğitimi, adalet, akıl sağlığı, pediatri ve ceza denetimi hatta iş hayatında “ACE çalışması” kavramı çok moda oldu. Çok sayıda profesyonel insanların kan grubu, tansiyon ve kolesterol durumunu bildiği gibi ACE puanını da bilmesi gerektiğini söylüyor.

Peki nedir bu çalışma? 1950’lerde çocuk felcinin toplumun gündemine oturduğu ve herkesin meselesi olduğu gibi 2011’den beri neden ACE gündeme oturdu? Bu arada gündeme oturdu diyorum ama malesef Türkiye’de böyle büyük bir gündem henüz oluşmuş değil.

ACE Studies ( Adverse Childhood Experiences Studies) yani OÇÇD – Olumsuz Çocukluk Çağı Deneyimleri. Ben bu yazıda ACE’yi kullanmaya devam edeceğim.

ACE çalışması sonucu çok önemli çünkü yetişkinlerde gelişen kronik hastalıklar ve sosyal ya da duygusal / zihinsel problemlerin sebebinin “Olumsuz Çocukluk Çağı Deneyimleri” ile doğrudan bağlantısı olduğunu ortaya koyuyor.
Kalp hastalıkları, akciğer kanseri, diyabet, çok sayıda bağışıklık sistemi hastalığı ve depresyon, psikotik bozukluklar, bağımlılık ve dahası bir şiddet eyleminin kurbanı olma ya da intihar olumsuz çocukluk deneyimleri ile bağlantılı.

Çocuk yetiştirmek zor iş. Bu çalışmaya bakılırsa psikolojik olarak sağlıklı çocuk yetiştirmek daha zor iş. Okumaya devam etmeden şöyle bir örnekleme yapmak istiyorum. Çocuğunuz sizinle oynamak istediğinde ve eline ipad tutuşturduğunuzda ya da çocuğunuza bir sebepten dolayı bağırdığınızda ya da “Sen yapamazsın” dediğinizde onun beyninde  hasar oluşturma ihtimaliniz olduğunu biliyor olsanız, bu hasarın ilerleyen zamanlarda ve yetişkinlikte öğrenme becerisini etkilediğini, ikili ilişkilerde problem yaratacağını, sağlık  problemlerine sebep olacağını (fiziksel/ruhsal) dahası yaşam kalitesi ciddi oranda etkilendiği için yaşamını daha erken kaybetmesi ile sonuçlanabileceğini biliyor olsaydınız??? Ben bunu öğrendiğimde dehşete kapılmıştım… Siz ne hissettiniz bilemiyorum… ACE çalışması işte bu yüzden önemli…

Olumsuz çocukluk çağı deneyiminden anlayacağımız çocukluk ya da gelişimsel travma deneyimi. ACE çalışmasında 10 tip çocukluk travması belirlenmiş.

Bunların 5’ i kişisel:

  • Fiziksel istismar
  • Sözel istismar
  • Cinsel istismar
  • Fiziksel ihmal
  • Duygusal ihmal

Diğer 5’i diğer aile üyeleri ile ilgili:

  • Bağımlılığı olan ebeveyn
  • Aile içi şiddete tanıklık etmek
  • Aile üyelerinden birinin hapiste olması
  • Ruhsal bozukluğu olan aile üyesi
  • Ayrılma / Boşanma
  • Ölüm ya da terk etme.

Her bir travma 1 puan; yani fiziksel olarak istismar edilmiş, (örneğin dayak) alkolik bir babanın ve şiddet gören bir annenin çocuğunun puanı 3. Puan ne kadar yükselirse yetişkinlikte sağlık problemi (fiziksel / ruhsal) yaşama ihtimali de o kadar yükseliyor. Puan 4’ün üzerindeyse durum çok riskli…

ACE çok detaylı ve uzun bir test ama temelde 10 soruda ACE puanınızla ilgili fikir verecek bir soru şablonu var. Kendi ACE puanını merak edenler için en kısa sürede o soruları da paylaşacağım.

Bizim toplumumuzda “Travma” günlük dilde çok kullanıldığı için anlamını biraz yitirmiş bir sözcük. Ya da travmanın tam olarak ne olduğunu anlayamıyoruz diyebilirim. Hep aklımıza büyük olaylar geliyor ama nelerin ACE çalışmalarına dahil olduğunu incelediğinizde çocukluk ya da gelişimsel travma durumun vahametini anlıyorsunuz.

Travma konusunda otoritelerden biri olan Dr. Bessel van der Kolk, travmayı sadece psikolojik bir rahatsızlık olarak etiketlemenin, çoğu zaman eksik bilgiden kaynaklandığını çünkü travmanın fiziksel olarak hasar bıraktığını anlatıyor. Dışarıdan görünen bir fiziksel yaralanmadan bahsetmiyor beynin yaralanmasından bahsediyor. Geç dönemde yani sonradan ortaya çıkan fiziksel ve zihinsel hastalıklardan bahsediyor.

Boston Justice Resource Institute’nün TCTSY eğitimi için ön koşul olan yoğunlaştırılmış Travma Çalışmaları eğitiminden döner dönmez bu alanda Türkiye’de nasıl bir çalışma yapılmış araştırdım. Türk Pediatri Arşivinde bir çalışma buldum.

Türkiye’de uluslararası geçerlilik ve güvenirliği yapılmış ICAST araçları kullanılarak birden fazla ilde ve bu kadar büyük bir toplum üzerinde yapılmış ilk epidemiyolojik çalışma. İzmir, Denizli ve Zonguldak illerinden çocuklar ile yürütülmüş ve ülkemizde çocuk ruh sağlığı adına yapılmış en büyük ölçekli çalışma.

2011’oe ilk kez yapılan bu çalışmanın sonuçları şöyle:
7540 çocukta(11, 13, 16 yaş) araştırma uygulanmış.  Tüm yaşam boyu yaşanan psikolojik olumsuz çocukluk deneyimi %70,5, fiziksel olumsuz çocukluk çağı deneyimi %58,5, ihmal %42,6 !

Psikolojik olumsuz çocukluk çağı deneyimleri, kırsala göre şehirde yaşayanlarda daha yüksek oranda. İhmal kızlarda fazlayken fiziksel olumsuz çocukluk çağı deneyimleri erkeklerde daha yüksek oranda saptanmış.
“Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri sıklığı %42 ile %70 arasında saptanmış olup Türkiye’nin araştırma yapılan bu bölgelerinde çok önemli bir halk sağlığı sorunu ve erişkin sağlık riski ile karşı karşıya olduğumuz açıklığa çıkarılmıştır.”

Ülkemizde ACE sorularına bazı eklemeler yapılmış çünkü ülkemizde çok sık görülen ve aslında “fiziksel ve ruhsal istismar” olan bazı davranışlar var:

  • Çocuğa bağırmak
  • Reddetmek / İhmal
  • Aşağılamak
  • Küfretmek
  • Korkutmak
  • Tehdit etmek
  • Küçük düşürmek
  • Alay etmek
  • Kendini kötü hisseden ebeveynin çocuğu suçlaması
  • Diğer çocuklarla karşılaştırmak
  • Hayali varlıklar ile korkutmak
  • Saç çekmek
  • Kulak çekmek
  • Cisim fırlatmak
  • Elle vurmak
  • Çimdiklemek
  • Tokat atmak

Travma çok karmaşık bir olgu ve tedavisi de aynı karmaşıklığı hesaba katmak zorunda demişti Bessel van der Kolk. Evet travma gerçekten çok kompleks ve bizler travma tedavisi yapacak değiliz. Ancak travma konusunda bilgilenerek sorunu önleyebiliriz, önleyemediysek başa çıkmak için daha farklı bir destek verebiliriz yani büyük fark yaratabiliriz.
Her ebeveyn elinden gelenin en iyisini yapar. “Terlik fırlatmak ya da bağırmak nasıl travma yaratabilir ki?” ya da “Çoğumuz yukarıda sayılanlarla büyüdük” diye düşünebilirsiniz. Evet çoğumuz yukarıdakilerden birine ya da birkaçına maruz kalmış olduğumuz için bunu normalleştiriyoruz. Ancak travma oluşumu çoğu zaman interpersonal yani ikili ilişki ve bağlanma modeli ile alakalı. ACE (Adverse Childhood Experiences Studies) çalışması çocukluk travmalarının ya da diğer ismiyle olumsuz çocukluk deneyimi  % 46 sının kaynağının ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişim hatalarından kaynaklandığını gösteriyor. Bu oran cinsel ya da fiziksel istismardan önce geliyor ! Çocuğunuzla kurduğunuz ilişki çok önemli.

Normalleştirme toplumda artan anormal davranışların, şiddetin, hastalıkların nedenini açıklıyor diye düşünüyorum. O yüzden ebeveynlere, öğretmenlere ve sağlık hizmeti verenlere travma konusunda bilgilenme sorumluluğu düşüyor.

Uzm. Ece Türkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga 

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2016