Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

637af23313054e9ddf0902a2626cfa05

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

Bu yazıyı yakın zamanda  okuduğum bir başka yazı ve kendi deneyimlerimle derleyerek sunmak istedim. Bir süredir yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin (Mercy) acil servisinde, trauma informed care yani travma bilgili bakım projesi yürütüyorum. Travma Bilgili Bakım (Trauma Informed Care) travma konusunda yaygınlaşan bir yaklaşım modeli. Bunun bir benzeri okullarda uygulanıyor: Travma Bilgili Okul (Trauma Informed School) ya da Travma Bilgili Ebeveynlik (Trauma Informed Parenting) adı altında çeşitli yaklaşımlar görebilirsiniz.

Türkiye’de travma bilgilendirme konusundaki zorluklarla Amerika’daki zorluklar birbirinden çok farklı. Kültürel ve sosyal olarak iki tarafta da hiç akla gelmeyecek dirençlerle karşılaşabiliyorsunuz. İnanın travma konusunda yapılan onca calışma ve öncü oluşuma rağmen toplum sağlığı açısından, burada da yolun epey başındayız… Ancak bizden biraz farklı olarak travma konusundaki eğitimlere daha ılımlılar; Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ve travmanın (özellikle ilerleyen yaşlarda) yaşam boyu sağlık problemleri yarattığını ve bu bağlamda acil servise yapılan ziyaretlerin çok daha fazla olduğunu biliyorlar.

Benim bu projedemde uyguladığım model üç gruba ayrılıyor: Genel olarak acil servis doktorları, hemşireleri, teknisyenleri ve hasta kabul biriminde çalışanlar için Travma Bilgili Bakım. İkinci grup Care for First Responders dediğim ilk müdahale ekibi (ambulans, itfaiye, acil servis profesyonelleri, polisler) için kendine öz bakım. Son grup ise Care for careers dediğim hasta yakınlarına yönelik çalışmalar… Tabi her şey kolayca olmuyor ama çalışmaya devam ediyoruz… 

Eldiven kullanmadan hastanın kan sızıntısını temizlemeyeceğiniz ya da hastanızın kolunu sterilize etmeden damar yolu açmayacağınız gibi, tıpta çok iyi bilinen bazı evrensel kurallar var. Bence travma bilgili bakım da tıpkı bu kurallar gibi evrensel olmalı ve hastanede bir hasta ya da hasta yakını ile karşılaştığımız her durumda, o kişinin travmatize olmuş olabileceğini hesaba katmalıyız.

Elbette bu tek başına yeterli değil . Çünkü biz de insanız yoruluyoruz, öfkeleniyoruz ya da bizim de yaralı yerlerimiz devreye giriyor. Böyle durumlarda objektif kalıp “travma bilgili” lenslerimizi takmak pek kolay olmayabiliyor. Sonuç olarak hastaya, hasta yakınına ve kendimize karşı başarısız oluyoruz. 

Okuduğum yazıda kendi deneyimlerime benzeyen çok sayıda örnek vardı, ben bir tanesini paylaşayım… Hemen her gün yaşadığım basit bir örnek…

Hastaneye genç bir travma vakası geldi, yani hayati durumu tehlikede… Silahla yaralanma. Doktor ve hemşireler hastayı stabilize ettiler. Ameliyata almadan bazı testlerin sonuçlarını ve ameliyathanenin hazırlanmasını bekliyorlar. Yani doktor ve hemşireler için artık hastanın hayati tehlikesi yok. Test sonuçlarına göre ameliyata girilecek. Hastanın yakınları “quiet room” yani sessiz oda dediğimiz izole edilmiş, mahremiyeti olan bir odada bilgilendirildi. Ama doğal olarak duyduklarını anlayabilecek durumda değiller. Anne,  bir an önce ameliyata ve yoğun bakıma alınması gerektiğini düşündüğü için sürekli soru sorup yardım istiyor. Giderek ses yükseliyor, öfkeleniyor ve iş çığırından çıkıyor. Havaya savrulan tehditler ve küfürler başlayınca yasa gereği hemen devreye güvenlik giriyor. Güvenlikten izin isteyerek, (yine de kapı önünde nöbet tutuyorlar) dakikalarca durumun kontrol altında olduğunu açıklıyoruz. Her seferinde sabırla başka yöntem ve örnekler deneyerek anneyi bizi duyabileceği bir noktaya getiriyorum.  Maalesef burada en ufak taşkınlığa müsade yok maalesef diyorum çünkü yasalar gereği  benim “çok normal bir tepki” olarak gördüğüm dışa vurum, burada çok sert müdahalelerle bastırılıyor ve sonuçta travmayı daha da büyütmekten başka bir işe yaramıyor. 

Masama döndüğümde doktorlardan biri soğukkanlılığını yitirmişti – son derece kızgın “Boşuna dil döküyorsun” dedi. “Seninle asla böyle konuşamaz, biz burada yardım etmeye çalışıyoruz! Herkesin asabını bozdu”

“Oğlunu kaybetmekten korkuyor.” dedim. – “Yine de böyle konuşamaz, seninle böyle konuşmasına asla izin vermemeliydin!” ve söylenmeye devam etti… 

Konuşurken görüyorum ki doktorda da bir şeyler çok tetiklenmiş, sinirden eli ayağı titriyor. Hatırlatıyorum, -Travma doktorusun ama travmayı pek iyi tanımıyorsun, o yüzden bunu (trauma informed care) yapıyoruz. Kadının tepkisini kişisel almıyorum. Bu tepki çok normal – istediği şeyi elde etmek için kendini ve sesini böyle yükseltecek; çünkü şiddetli (abusive) bir ailede büyüdüysen onlardan öğrendiğin tek şey budur. Çocukken korkudan ölüp ölüp dirilirsin ama stres altındayken tek bildiğin iletişim paterni olarak bu yüzeye çıkar.”

Bizden farklı olarak doktor bu cümlelerimi ukalalık olarak algılamıyor. Bana cevap yetiştirmeye ya da baskınlık kurmaya da çalışmıyor. Ama söylediğimi şimdi de doktoru duymuyor çünkü bu anne her yönüyle bu adamı tetiklemiş durumda. 

Doktorun hayat hikayesini bilmememe imkan yok – gerek de yok. Belki sabahtan beri kaçıncı insanın yaşamını elinde tuttuğu için yorgun, belki zor durumda olan birine yardım etmeye çalışırken karşılaştığı tepkiyi hazmedemiyor. Annenin ona minnettar olması gerektiğini düşünüyor. Belki böylesine bir öfke patlamasında kadının ağzının payını veremedi diye kızgın. Belki de büyüdüğü ailede öfkelenmeye ya da öfkeyi göstermeye izin yoktu. Dolayısıyla travma üzerine yaptığımız onca eğitim ve çalışma, triune brain, travmayla beynin nasıl değiştiği, olumsuz cocukluk çağı deneyimleri (ACE) gibi bilgiler bir an havaya uçuveriyor…

Travma bilgili bakım uygulayabilmek için travmayı görebilmeniz, tanıyabilmeniz gerek. Bu yüzden projenin yapısını biraz güncelledim ve travmanın kendini nasıl gösterdiği üzerine daha çok duruyoruz. 

Kendi travma geçmişimizden kaynaklanan birçok etiket, önyargı ve tepki var. Diğer insanların davranışlarına takılıp travmayı gözden kaçırıyoruz.

Pasif agresif? Kontrol delisi? Travma.

Hijyen eksikliği? Duygusal manipülasyon? Travma.

Savunmacı? Agresif ? Travma.

Altta yatan travmayı tanıyamıyorsak,  bizim için “doğru” olan şeye karşı çıkan insanları cezalandırma eğilimindeyiz ya da onları damgalayıp, dışlıyoruz.

Anne uzun uğraşlar sonunda daha dengeli bir hale geldi. Ama onu cahil, küfreden, histerik kadın olarak dışlamak ya da yargılamak çok kolay olurdu.

Bu arada her günüm böyle geçse kendimle gurur duyardım, ne kadar şefkatli ve doğru bir tavırda olduğumu, bu işi ne kadar iyi çözdüğümü filan düşünürdüm. Ama bazı günler bazı diyaloglarda ben de karşı tarafa sinirleniyorum, iletişim kurmaktaki beceriksizliğe kızıyorum ya da verdiğim cevapları yeterince iyi bulmayıp kendime yükleniyorum. Her zaman “travma bilgili” lenslerden bakmak, her zaman bu bilgileri ve şefkati korumak kolay değil. 

Böyle durumlar için size bazı sorular önermek istedim: 

  • Yargılama yapmadan, tepkim (fiziksel, duygusal, zihinsel) neydi ve nasıl karşılık verdim?
  • Davranış kişisel değerlerime aykırı mıydı?
  • Öğrendiğim sosyal değerlere karşı saldırı var mıydı?
  • Travmamı tetikliyor muydu?
  • Diğer kişide travma yanıtına tanık oldum mu?
  • Kendim ve diğer kişi için şefkat bulabilir miyim?
  • Cezalandırmak, sarsmak, utandırmak veya haddini bildirmek için karşılık verdim mi?

Bu soruların sadece birinin karşı taraftaki kişi ile ilgili olduğunu farketmişsinizdir. Bir başkasının ihtiyaçlarına cevap verme ya da  travmasıyla bağ kurma yeteneğimiz, kendi duygularımızı ne kadar iyi düzenleyebileceğimize dayanıyor. Bazı günler ben de başarısız oluyorum. Durumu onarmak için girişimde bulunmam (yarı gönüllü ve belki hala öfkeli) iyi sonuç vermeyebiliyor. Ama kendime yüklenmiyorum ve travma bilgili lenslerimi tekrar deniyorum. Siz de deneyin derim…

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Geç Kalmak…

KB9786059746564-1

Geç kalmak…

Hayatım boyunca “geç kalıyorsun” diye eleştirildim. Hep böyleydim galiba, baştan başlamak hep hoşuma gitti… İstediğim bölümü bulana kadar 3 üniversite değiştirdim mesela… Ama öyle kazandım da gitmedim değil… Gittim, okudum “Bu bana uymadı.” dedim, tekrar girdim sınava…“Şimdiye bitirmiştin – Geç kalıyorsun…”

Çok iş yaptım, hiçbiri amatörce değildi… Hepsini tam profesyonellikte öğrendim, uyguladım üstelik aynı zamanda… Yani hep birden çok işim vardı. Hala da öyle… Bir süre sonra başka bir iş daha yapınca ya da yeni bir eğitime daha başlayınca yine “Geç kalıyorsun” -lar başlardı… “Daha ne öğreneceksin…” , “Ne gerek var?” , “Emekliliğe geç kalıyorsun, sigortana geç kalıyorsun”… En cesuru da “Hayata geç kalıyorsun”

Kime göre, neye göre???

Önümde “katılacağım eğitimler listesi” uzayıp giderken, bazılarına öncelik verince, sertifika hak edişlerime geç kalıyorum mesela. Bunu biliyorum, ama mühim değil. Bessel van der Kolk ve Boston Travma Merkezi’nden eğitim almayı tam 8 sene planladım.  Yığınla yazışma, okuma, bütçe vs. derken çok zaman geçti yine…

Hocam Bessel van der Kolk’un kitabı “Beden Kayıt Tutar” Türkçe’ye çevrildi (Nurdan Cihanşümül Maral, Önder Kavakçı, Hayal Demirci) ve bu ay basıldı. Ben çeviriye talip olduğumda – geç kalmıştım – başka biriyle çoktan anlaşmışlardı. Ama sanki kitabı ben yazmışım, kendim çevirmişim gibi sevindim. çünkü bence bu yüzyılın en önemli bilim adamı Bessel ve bu yüzyılın en önemli konusu  malesef travma… “Terapide Travmaya Duyarlı Yoga” kitabını çevirmeye talip olduğumda ise Bessel’in kitabı ile yakın zamana yetişsin istedim – olmadı. Önce yayıncı bulamadım.  Yayıncı bulduğumda da resmi evraklar geç tamamlandı.

Dürüst olayım, son aylarda nihayet içimde derin bir kaygı oluşmaya başladı… Geç mi kalıyorum gerçekten…

Tekrar okula dönmek, doktora yapmak için vaktim var mı?  Çeviriler bekliyor, kitaplar bekliyor, projeler bekliyor, vakit geçiyor… Burada görüşmelerimde sıklıkla karşılaştığım bir soru var: “Fazla niteliklisiniz (over qualified) niye baştan başlıyorsunuz?” diyorlar. Ben de “çünkü bu ülkede başlangıç seviyesindeyim (entry level)” diyorum,  gülüyoruz çok…  Ama bir yandan da içim bir garip oluyor.  Ülke değiştirdim yeni ve yine baştan başlıyorum. Geç mi kalıyorum gerçekten…

Maalesef bu geç kalıyorum kaygısının beni ele geçirmesine hepten izin verdim bu hafta. Büyük bir hastanenin, ilk müdahale biriminde çalışmaya başladım; Hasta kabul ve acil servis müdahale birimi “travma-bilgili” (trauma informed care) olacak. Hastane düzeni ile ilgili eğitim alıyorum, böylece iletişim için doğru yönlendirme yapabileceğim. Ama 4 gündür öyle saçma prosedürler öğreniyorum, o kadar garip şeylere vakit harcıyorum ki kendimi sorguluyorum… “Ne işin var burada ?”, “Şimdiye üç sahne yazmıştın”, “20 sayfa çeviri yapmıştın” vs…

“Niye buradasın?”  diye kendimi yerken, hiç kimsenin içinde bulunmak istemeyeceği ama “Niye buradasın?” a cevap olacak bir gün yaşadım… Hayatta korkunç şeyler oluyor… Önüne geçemiyoruz ama zararı azaltmak için birbirimize ve iş birliğine ihtiyacımız var… Travmayı önleyemiyoruz. Ama ikincil travma ya da travmanın daha da yaralayıcı olmasının sebebi çoğu zaman destek mekanizması; Yani destek için ilk gelen her kimse, aile olabilir, doktor, polis vb… Travma-bilgili yaklaşımlar bu yüzden önemli.

Küçük bir çocuk travma öyküsü ile acile getirildi… Birimdeki her insan için infial uyandırıcı bir olaydı. Bir yandan protokoller işliyor, bir yandan da herkes vekaleten travmatize* durumda… Derin bir nefes aldım; real deal…

Amerika’da böyle durumlar için müdahale son derece profesyonel. Sosyal hizmetler uzmanı, psikolog, pediatri ve polisler gelecek. Herkes birlikte çalışacak. Bu kişiler zaten (çoğu  zaman) bu vb. durumlar icin özel eğitim almış. Peki onlar gelene kadar ne olacak? Çocukla ya da aileyle hiç mi konuşmayacağız… Zaten şokta olan bu insanlara süreçle ilgili nasıl bilgi vereceğiz… Doktorlar, hemşireler insan değil mi ? Ne kadar kontrol etmeye çalışsalar da doğal olarak öfke, üzüntü yüzlere ve tavırlara yansıyor… Travma-bilgili bakım ilk burada devreye giriyor…

Henüz 4. günümde, herkesin bir adım geri çekilip, “Buyrun sıra sizin” dedikleri an, niye buradayım-ın cevabını aldım.  Acil doktoru, “Bugüne kadar böyle yaptık, sen de kimsin?” demedi onun yerine, “Normalde şöyle tetkik yaparım, sonra bunu yaparız, senin önerin nedir?” dedi. Benim önerimi hem hasta, hem ailesi hem de kendisi için almaktan ya da dinlemekten gocunmadı… Aklına yatmayan sordu, cevabımı merakla dinledi… Ufacık değişiklikler yaparak uzman ekipler gelene kadar en zararsız ortamı sağlamaya çalıştık. Yine ufacık müdahalelerle acil müdahale biriminin “vekaleten travmatize” olmasının önüne geçmeyi denedik… Bugün zor bir gündü, duygusal olarak çok yorucuydu ama doktoru, hemşiresi, teknik elemanı, hasta kayıt vs. birlikte elimizden geleni yaptık. Hem mağdur, hem aile, hem kendimiz için… Elbette mağdur çocuk için yol uzun… Keşke öyle yazılıp çizildiği gibi kolay olsa ama kimsenin travmasını çözümlemedik…

Niye burayadayım, niye taşındım sorusuna çok cevabım var ama en önemli sebep insanlardaki bu tavır; bilgiye saygı ve açıklık…  İşte tam böyle bir anda bir şeye “geç kalmış” olmadığımı,  tam zamanında olmam gereken bir yerde olduğumu, öğrendiğim bir bilgiyi paylaşabilmenin, belki bir kişiye, bir nebze yararı dokunabileceğini hissettim.

*Bessel van der Kolk’un kitabını okuyun, okutun; travma-bilgili olmaya adım atmış olursunuz, – geç kalmadan- keşke hiç lazım olmasa ama ilk müdahale önemli.

Ece Turkmut Dere

Vekaleten travmatizayon:  Travmatik bir deneyim yaşamış kişiye destek olurken; kişinin yaşadığı hikayeyi, terörü, öfkeyi ve umutsuzluğu daha düşük seviyede siz de yaşayabilirsiniz. Bu durum “travmatik karşı aktarım” ya da “vekaleten travmatizasyon” olarak bilinir.

 

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Travmadan Kurtulmak mı? Sağ çıkmak mı?

ba860ab8907d10c598b348a72e455840

Travmadan Kurtulmak mı? Sağ çıkmak mı? Survivor meselesi…

Çeviri yapanlar bilir aynı dil ailesinden olmayan iki dili aslında tam olarak çeviremezsiniz. Çünkü dil yaşayan bir olgudur ve her kelime kendi anlamı dışında çok sayıda sosyal ve kültürel çağrışım yaratır. Bütün bunlar, o kelimeye anlam bütünlüğü verir. Meslek hastalığı diyelim bir yazar olarak kelimelere ve etimolojik olarak içerdikleri anlamlara, çağrışımlara çok dikkat ederim.

İngilizcede özellikle de travma konusunda çalışırken en sık karşılaştığım kelimelerden biri survivor, diğeri de victim… Victim için daha yakın bir karşılığımız var: “kurban, mağdur olan kimse”. Kurban kelimesinin kullanımı başlı başına bir yazı konusu ama simdi mevzu survivor… Travma çalışmaları üzerine çeviri yaparken en çok zorlandığım kelime “Survivor”. PTSD survivor, Sexual Abuse Survivor, Torture Survivor, Accident survivor, Trauma survivor… liste uzar gider. Çeviri yaparken,  çağrışımını tam yapacak, hissini verecek söz bulamıyorum. Sözlüğü açıp bakarsanız survivor için “hayatta kalan”, kurtulan, sağ kalan, kazazede gibi anlam karşılıkları görebilirsiniz. Birlikte inceleyelim, söylem ve anlam bütünlüğü olarak en iyi hangisi karşılar;

Hayatta kalan

Hayat– sağ olma durumu. Aslında Arapça bir kelimedir. Yaşam anlamının yanı sıra duvarla çevrili avlu, bahçe anlamına gelir. Peki neden yaşam ile eşdeğer gibi kullanıyoruz. Çünkü yine kültürle ilgili bir olgu, o bahçede avluda insan vardır, aile vardır yaşam vardır, dışardan görünmez sınırlar bellidir ve mahremdir.

Kalan – kalmak yani olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek…

Hayatta yalan yani yaşamayı sürdüren…

Sağ kalan – ömrünü devam ettirmek, yaşamayı sürdürmek

Sağ kelimesi iyi, sağlık, esenlik anlamları içerir. Kalana az önce bakmıştık olduğu durumu korumak…

Kurtulan – Tehlikeli veya kötü bir durumu atlatmak, istenmeyen, sıkıntı veren, hoşlanılmayan bir kimseden, bir yerden, bir durumdan uzaklaşmak.

Atlatmak, zaten bu hiç olmadı, Atlama işini yaptırmak ya da kötü bir durumu geçiştirmek, savmak…

Kazazede zaten hiç uymuyor, Kazaya uğramış, kaza geçirmiş olan kimse…

Yukarıdaki tanımlar fazla edilgen… Hiçbiri “survivor” karşılığını vermiyor. Çünkü survivor sadece hayatta kalmak  ya da yukarıda yazdığım diğer tanımlar gibi bir çağrışım yapmaz. Güçlü bir kelimedir, aktif bir kelimedir, bir çabayı da tanımlar; neredeyse “kahraman” gibi bir anlam uyandırır.

Hayatta kalan, sağ kalan aslında son derece pasif bir anlam çağrışımı yapar. Bir şekilde yaşamayı sürdürüyor… Kurtulan, atlatan ise neredeyse sıvışmak gibi; bir yüzleşme karşılaşma yok… Kazazede ise zaten başına gelenle kalmış daha ötesi yok.

Daha ilginç olan, aslında dilimizde böyle bir söylem de yok. Yani hiç gazetede televizyonda “Cinsel saldırıdan sağ kalan/ kurtulan I.K. mahkemeye suç duyurusunda bulundu.” gibi bir haber duydunuz mu? En fazla “kurban” dır o… Tecavüz kurbanı, Patlama kurbanı… daha yaşarken öldürdük  zaten… Bu söylem kişinin bütün etkinliğini elinden alan birşey. Travmada da en kritik olgu kontrol yitimi değil mi? Yani travma konuşurken bile topluca kontrol yitimini olgusunu pekiştiriyoruz.

Halbuki bu victim yani kurban/mağdur olan kişinin bir noktadan sonra “survivor” olarak tanımlanması gerekiyor. Hem toplumsal hem de bireysel olarak bu tanımaya ihtiyaç var.  Çünkü survivor olmanın da bir sonu var. Travmatik deneyime uzak mesafe kazanıldığı zaman, kişi kendini ne kurban, ne de survivor olarak nitelemez. Tam bir iyileşme de ancak o noktada derinleşiyor  zaten… Anlayacağınız konu sadece bir kelime değil, sosyal ve kültürel hatta politik bir algı sorunudur.

Ben başka bir şey önermeye karar verdim: Sağ çıkan! Ne dersiniz ? Bu mevzu üzerine yorumlarınızı merakla bekliyorum. Lütfen yazın.

Amerika Ulusal Suç Mağduru Kanunu Enstitüsü’nün “survivor” yani “sağ çıkan” tanımı söyle: Zorluklara başkaldıran, azimle içinden geçen kişi ya da yenilmezliğini sürdürmek için direnç gösteren kişi. Bu tanımı çok seviyorum çünkü kişinin deneyimini ve mücadelesini başka bir yere taşıyor.  Neden “survivor” meselesine bu kadar takıldığımı anlamışsınızdır… O halde travmadan sağ çıkan kişilerin iyileşme sürecinde yaşadıkları aşamalardan kabaca bahsedeceğim.

  1. Aşama – Sessizlik 

Travmatik bir deneyim yaşayan kişi inanılmaz güçlüklerle karşılaşır. Travmatik bir olaydan sonraki ilk aşama genellikle kurban için bir sessizlik dönemidir . Bu durum, tecrit, utanç, suçluluk, karışıklık veya olayla ilgili inkar da dahil olmak üzere birçok şeyden kaynaklanıyor olabilir. Ancak en büyük sebep beynin frontal lobunda gerceklesen değişikliktir . Bu değişiklik çok sayıda başka fizyolojik değişikliği de beraberinde getirir.

  1. Aşama – Kurban 

Bir noktada devam eden acı günlük yaşam görevlerini yerine getirmeyi iyice zorlaştırdığında, kişi iyileşmek için bir müdahaleye ihtiyaç duyabilir. Bu ihtiyaç büyüdükçe, kişinin travmanın içinden geçme yollarını araştırmaya başlamasına izin verir. Ama uzunca bir süre etrafında dolaşacaktır, çünkü bu aşama kendi içinde çelişen bir savaş halidir; Bireyin güvende olma ihtiyacı ile olduğu hali koruma ihtiyacı, iyileşme ihtiyacı ve travmatik anıyla yüzleşme sürekli çatışan bir durum yaratır.  Travma beynimizin ödül ceza merkezinde de bazı degisimler yaratır, o yüzden bu catismalar zorlayıcıdır.  Bu aşamada kişiye uygun tedavi ve destek sunabilmek çok önemlidir. (EMDR, Interoceptive hareket terapileri, Neurofeedback, Somatik yaklaşımlar vb) Çünkü çoğu zaman tek yaklaşım işe yaramaz. Ayrıca bu aşamada kişi, olanlarla ve yaşadığı acıyla ilgili olarak herkesle açıkça konuşmaya mecbur hissedebilir.

Tam da bu noktada yanlış anlaşılabilen bir konuya da açıklık getirmek istiyorum. “Travma hakkında konuşmak kişiyi tekrar travmatize eder.” denir ve bu çok doğrudur. Özellikle ilk evrede ve doğru destek sağlanmamışsa, travmatik deneyimle ilgili kişiyi konuşturmaya çalışmak, konuşma terapileri vb zarar vericidir. Travmatik bir olay sonrası aile gibi ya da kolluk kuvvetleri, doktorlar  gibi  acil müdahale yapan ekiplerin tam da bu yüzden travma konusunda bilgili olması (trauma informed) kişinin iyileşme şansı için büyük fark yaratır.

Ancak ikinci aşamanın belli noktalarında, kişi konuşmaya başladığında tetiklenmeleri karşılayacak profesyonel destekler sunarak ifadeye olanak tanınmalıdır. Hatta bazen kişi alternatif bir gerçeklik bile yaratabilir. (Beni uzaylılar kaçırdı vb.) Hikayeyi, deyim yerindeyse kusmasına izin vermeden (yani kişisel sınırları koruyarak) ama yavaş yavaş ve destekleyerek paylaşmasına imkan verilmelidir. Böylece yas devresine geçebilir. Travma konusunda bilgili olmak tam da bu ilk iki aşama için kritik fark yaratır. Hocam Bessel van der Kolk “Travma hasar yaratır ama kalıcı hasar bırakan destek mekanizmasıdır” der.

  1. Sağ Çıkan

Bir kişi travmatik olaydan sonra mağdur/kurban deneyiminden uzaklaşmaya devam ederken, çoğunlukla kendini Sağ Çıkan / Survivor olarak tanımlanmaya başlar. (Başlamalıdır.) Bu aşamada, kişi kendi deneyiminden bahsetme fırsatı bulmuştur ve olayla ilgili daha fazla netlik hissi kazanmıştır. İlerlemesini mümkün kılan,  sebat ettiği yolu ve bu yolun ayni zamanda kendinin güçlü yönlerini tanımlayabilmeye başlar. Kişi, olayı unutmaz ancak deneyiminin ne anlama geldiğini ve bu deneyimin yaşamı üzerindeki etkisi hakkında daha büyük bir anlayış kazanır. Sağ Çıkan aşamasına ulaşmak bir gecede gerçekleşmez. Kurban aşamasında çabalamak aylar hatta yıllar alabilir. Yaraların iyileştiğini hissettiğinde, rahatlama hissi mümkündür.

Aynı zamanda iyileşme süreci doğrusal değildir. Sağ Çıkanlar bazen bir adım ilerler bazen üç adım geriler. Bu sürecin içinden geçerken umut dolu ve azimli olduğu bir gün/an, hasarlı ya da yaralı hissettiği bir halle çakışabilir. Sağ Çıkan aşamasındaki insanlar, yeni araçlar öğrenmeye ve kendilerini sağıltma yöntemlerini bulmaya devam ettikçe, kendilerini daha az yaralı hissederler.

  1. Büyüme / Gelişme ve Aşkınlık 

Sağ Çıkanlar , zorlukları daha iyi yönetir,  kendileri ve deneyimleri hakkında daha fazla farkındalığa sahip  hissederler. Olayı unutmazlar, ancak deneyiminin ne anlama geldiğini ve yaşamları üzerindeki etkisi hakkında daha fazla bilgiye ve anlayışa sahiplerdir… Bununla birlikte, bu aşamadaki bazı kişiler artık Sağ Çıkan olarak anılmak istemediklerini ifade ederler. Bu insanlar gelişen, aşkınlaşanlar haline gelir; deneyimlerini anlamlı bir kişisel anlatıma dönüştüren ve kendilerini deneyimlerinin olumsuzluklarıyla tanımlamayan insanlardır. Kendilerini iyileştirmiş ve güvende hissederler. Başkalarıyla sağlıklı bağlar kurmak için uygun riskler alırlar. Bir başkasına faydası olmadıkça hikayelerini anlatma ihtiyacı hissetmezler. Aşkınlar, topluluğa katılmaya motive olmuş hisseder ve başkalarına yardım etmek için gönüllü fırsatlar ve başka yollar arayabilirler. Bu gelişme elbette benim burada yazdığım gibi ya da reçete gibi tek bir iyileşme modeli olduğu anlamına gelmez Sağ çıkan olmanın başka bir tanımı gibi görünebilir. “Travmadan sağ çıkmak” olgusunun anlamı nedir? diye sorulduğunda travmadan sağ çıkan her bireyin kendine göre cevabı olacaktır.

Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

“Travma Bedende Yaşar” ne demek ? 1. Bölüm

serveimage

“ Travma Bedende Yaşar” Ne demek?

1. Bölüm – Kimyasallar

Travmatik deneyimden sonra beden kayıt tutar, bunu biliyoruz… Ama bu ne tam olarak ne anlama geliyor?
Sinir sisteminin düzenli akışında çalışmaması ve bunun bedeni etkilenmesi tam olarak ne demektir? Nasıl etkileri olur? İnsana ne yapar? Travma neden karmaşıktır?

Hocam Bessel van der Kolk “Travma psikolojik değil fizyolojiktir. Travma sadece psikolojik olarak değil, fizyolojik olarak da hasar bırakır; özellikle de beyinde. Travma tedavilerinin başarısızlığının nedeni bu durumu ve büyük resmi göz ardı etmeleridir” der.

Bedenimizdeki kimyasallar, DNA gibi düzenleyici moleküller sayesinde düzgün çalışır ve hangi işi yapacakları konusunda zaman içinde evrimleşmiştirler. Beynimizdeki ödül ve ceza mekanizmasını doğal olarak etkileyen bu kimyasallar ilkel atalarımızın hayatta kalma şansını arttırmıştır. Kimyasallar, nöronlar ve dolayısıyla beyin, hem toplumsal iletişim, hem de bireylerin genel sağlığı için onemli. Ancak zaman zaman hata yapabilirler bu hatalar ölümcül değildir ama düzelmez ve birikirse tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Şimdi bu bilgiyi bir kenara koyalım.

Ödül /ceza mekanizması büyük oranda beynimizin hipotalamus bölgesi tarafından kontrol edilir. Sinirlerimizde ve hormonlarımızda sorun oluşursa psikolojik dengemiz bozulur. Beyin, bunu kontrol etmek/dengelemek için çeşitli hormonlar salgılar; ama içerideki sorun çözülemiyorsa beynimiz de aşırı çalışarak bu sorunun önüne geçmeye çalışır.

Böylece sürekli birbirini tetikleyen kısır bir döngü oluşur. Travma sonrası stres bozuklukları da beyindeki sinir bağlantılarının veya hormonal aktivitenin sürekli tetiklenerek, uyaranların varlığı altında bozulmasıyla oluşan bir olgudur.

Hemen hatırlatayım her travmatik deneyim travmatik bozukluğa yol açmaz. Travmatik deneyim travmatik stres bozukluğuna yol açtığında bedende neler değişir kabaca bakalım. Kabaca diyorum çünkü özellikle aşağıda yazacağım kimyasallar  mevzusu başlı başına bir uzmanlık konusudur, tam olarak bütün değişimleri ve etkileri anlamak icin cilt cilt okumak lazım…
Travma çoğu zaman insanın fiziksel ve ruhsal sağlığını etkiler ama her zaman aşağıda yazdıklarımın hepsi görülecek anlamına gelmez. Bunların görülmemesi, travmadan etkilenmediğiniz anlamına da gelmez. Travmatik bir deneyimden sonra, olayı nasıl karşıladığınıza ve farklı etkilere bağlı olarak (destek mekanizması, genetik, sosyolojik etkiler vb) travma beden sistemine etki eder.

Travma sonrası bozukluklarda,
Nörolojik olarak,
– Beynin frontal lobunda fonksiyon bozuklukları
– Hipokampus hacminde azalma
– Amigdala ve amigdalayla bağlantılı yapılarda artmış aktivasyon
– Broca alanında fonksiyon kaybı
– Beynin sağ tarafında yanallaşma
Psikofizyolojik olarak aşırı otonomik yanıtlar ve bir sürü kimyasal değişim olur.

Aşağıda okuyacağınız yazı travma sonrası hormonal değişiklikler üzerine, teknik kelimeler kafa karıştırabilir ama hangi hormon ne iş yapıyor ve zincirleme olarak birbirini nasıl etkiliyor sırayla yazdım. Dönüp bu neydi diye bakabilirsiniz.  O zaman başlayalım….

Travma sonrası Kimyasal (Hormonal) Değişimler:

Travmatik deneyimi olan kişilerde  (TSSB tanısı olmasa bile) kontrolsuz sağaltımlar ve tetiklenmeler aşağıda göreceğiniz üzere zaten son derece ayarsız olan kimyasal dengeyi iyice bozabilir.

1. Noradrenalin
Bu arkadaş strese tepki olarak salgılanan bir nörotransmiter. Sinir sisteminde ‘Kaç ya da savaş’ cevabından sorumlu. Tehlike anında kaçmak ya da savaşmak için hızlı kararlar verebilmemizi sağlar. Beyine giden oksijen miktarını arttırır. Kalpten kan pompalanmasını düzenler. Kaslarımıza glikoz ve lipitleri daha verimli ve hızlı şekilde verir. Konsantrasyon ve dikkat süremizi uzatır vb. Stres karşısında noradrenalin ve adrenalin salınımındaki artış, bir savunma tepkisidir, bedeni tehlikeye karşı uyarmaya yarar.
Ama travma sonrası stres bozuklukları gibi uzamış stres durumunda noradrenalin ve adrenalin tüketimine bağlı olarak bazal seviyeler düşer. Bu da Noradrenalin ve adrenalin reseptörlerinin duyarlılığını arttırır. Sonuç olarak sistem düşük dozdaki adrenalin ve noradrenaline de aşırı tepki vermeye başlar.

2.  ACTH
Stres karşısında bedenin ilk yanıtı, hipotalamustan gelen uyarılarla (CRH) hipofiz ön lobundan adrenokortikotropik hormon (ACTH) salınımını arttırmak. ACHT nin en önemli görevi adrenal bezin cortex kısmından glukokortikodlerin salgılanmasını idare etmek. Ayrıca glukokortikoidler yanında adrenal meduladan adrenalin salgılanmasını teşvik ediyor. ACTH salınımı artınca kortizol ve adrenalin ile noradrenalin salgılanmasında artışa neden olur. Bu hormonların artışı ve otonom sinir sisteminin aşırı etkinliği, alarm reaksiyonu denilen sürecin başlamasına neden oluyor.
Travma ya da kronik bir biçimde strese maruz kalma durumunda normal işleyiş bozuluyor. Sistem kendini dengelemek icin kısır döngüye giriyor dolayısıyla hem akut hem de kronik olarak uyumsuzluk yaratıyor.

3. Kortizol
Kortizol, böbrek üstü bezinin kabuk bölgesinde üretilen, vücudun strese gösterdiği tepkiyle ilişkili bir hormon. Kortizol hormonu vücuda gelen herhangi bir zararlı etken karşısında (sahip olduğu çok yönlü etkilerle) vücudun kendi kendini savunma mekanizmalarını harekete geçirir.  İnsan sağlığı için en önemli glikokortikoid kortizol. Kardiovasküler, metobolik, immünolojik ve homeostatik görevleri var. Yani vücudun doğal olarak salgıladığı bir steroid. Başlıca üç işi var:
–  kandaki şeker miktarının kontrolüne yardımcı olmak
–  vücudun stresle başa çıkabilmesine yardımcı olmak
–  kan basıncı ve kan dolaşımını kontrol etmeye yardımcı olmak
Örneğin ameliyat, yaralanma, su kaybı gibi durumlarda üretime geçiyor, enerji üretiminin devamlılığı, kan şekeri seviyesi, gerekli kalp ve ciğer fonksiyonlarının korunması açısından hayati önem taşıyor.
Ancak travma sonrası bozukluklarda normalde beklenenin aksine stres tepkisini gösteremez adeta donar. Hatta Travma sonrası stres bozukluğu hastalarında uzun süre normal değerlerin altında seyredebilir. Kortizolün normalin altında olmasının tehlikesi büyük. Ancak daha riskli ve aynı zamanda ilginç olan travma sonrası bozukluklarda kortizolün davranışı. Beklenmeyen zamanlarda tetiklenmelere bağlı olarak aniden aşırı yükselip, yüksek değerlerde seyredebilir. Diğer hormonlar düzene girmiş gibi görünürken kortizol hala kafasına göre takılabilir.
Vücutta yüksek miktarda kortizol bulunduğunda, kortizolün ana görevi olan organizmayı savunma etkisi tamamen tersine döner. Organizma deyim yerindeyse kendiyle savaşır. Yüksek kortizol bağışıklık sistemini baskılar, çok çeşitli enflamasyon ve immün sistemi hastalığına sebep olabilir. Kortizol salgılanmasının arttığı bazı durumlarda, insulin hormonunun aşırı salgılanması yüzünden yağlanma (kilo alma) olur. Prolaktin yükselebilir. Antikor üretimi ve lenfoid dokularda hücre yapımı durma noktasına gelir, kemiklerde protein yıkımına ve buradaki kalsiyumun da kana verilmesine yol açar. Diğer yandan “Noradrenalin” hormonun damarları büzücü etkisi, kortizol tarafından güçlendirilir. Yani travma bozukluklarında kortizolün ne yapacağı belli olmaz… ( Kortizol üzerine ayrı bir yazı dizisi çevireceğim.)

4. CRH
CRH, beyinde öğrenme mekanizması üzerinde etkili. Hipotalamusun salgıladığı bu hormon, amigdala ve hipokampus gibi öğrenme ile ilgili beyin bölgelerini uyarır. ACHT sekresyonu ve genel stres yanıtlarını yönetir. Dolayısıyla etkisini ACHT üzerinden gösterir. (ACHT 2. maddeydi) Normal miktarda CHR hormonu zihni açar, dikkati arttırır, öğrenmeyi hızlandırır. Aşırı salgılanması bedeni gerçekle ilgili olmayan aşırı tepkili ve alarm durumuna iter. Travma sonrası stres bozukluğunda CRH yüksektir ve hipervijilans halinin sebeplerinden biridir.

5. Serotonin
Serotonin merkezi sinir sistemi, kan pıhıtısı ve bağırsaklarda bulunuyor. Vücuttaki serotoninin % 80-90 gibi bir çoğunluğu, sindirim sistemi içerisinde. Psikolojik dengemiz için vazgeçilmez… Hocam Bessel van dar Kolk travma bozuklukları ya da diğer psikolojik rahatsızlıkların tedavilerinde beslenme planının tedaviye dahil edilmesini aksi takdirde tedavinin işe yaramayacağını savunuyor. Gut yani bağırsak iyileşmezse psikoloji de iyileşmez. Serotonin, psikoloji ve sosyal davranışı, iştah ve sindirimi, uyku, hafıza ve cinsel istek ve fonksiyonları etkiler.
Travma bozukluklarında kronik ve başa çıkılamayan stres serotonin miktarının azaltır. Çeşitli araştırmalar, beyin serotonin düzeyindeki düşmelerin agresyona, uyku düzeninin bozulmasına, beslenme alışkanlıklarının ve ağrıya duyarlılığın değişmesine sebep oluyor.

6. Dopamin
Dopamin, beynin ödül ve zevk merkezinde rol alan yardımcı bir nörotransmitter. Ödül mekanizmamızı tetikleyerek bize gereken enerjiyi sağlıyor. Psikolojik bozukluklarda da serotonin gibi büyük rolü var. Travma bozukluklarında dopamin dengesi de bozulur. Özellikle medial prefrontal kortekste dopamin neoseptorleri artıyor. Bu da psikozlara zemin hazırlar. Bu arada Dopaminin yüksek aktivitesi şizofreni gibi hastalıklarla da ilişkilendirilir.

7. Asetilkolin
Asetilkolin, merkezi sinir sisteminde iletim sisteminin bir parçası olarak görev yapar. Bireyin dikkati ve uyarılmasında önemli bir rol oynar. Çevresel sinir sisteminde ise bu nörotransmiter otonom sinir sisteminin önemli bir parçası ve istemsiz kasları etkinleştirmek için çalışıyorlar. Ayrıca motor hareket ve bellekten de sorumlu…
Travma sonrası bozukluklarda asetilkolin yapımı ve yıkımı artıyor. Asetilkolin uyku, hafıza, ezberleme, rüya görmek ve de öğrenmek için çok gerekli bir kimyasal. Ancak insan vücudunun bu kimyasalı çok salgılaması durumlarda şiddetli titremeler, kabuslar görme ya da daha kötüsü Parkinson hastalığı gibi bazı hastalıklara neden olma ihtimali var. Asetilkolin’in artması ACTH salınımı ve sempatik uyarıya neden oluyor. Döndünüz mü başa ACTH neydi diye… Ayrıca travma sonrası stres bozukluğunda görülen yetenek/ beceri kaybı denilen fenomende malesef rolü var.

8. GABA
GABA, beyinde doğal olarak üretilebilen en önemli kimyasallardan biri. Bir anti-epileptik ve aynı zamanda gevşemeye yardımcı olan bir kimyasal. Travma bozukluklarında özelikle serebral kortekste olmak üzere beynin çeşitli bölgelerinde GABA reseptörlerine bağlı Cl-iyon transportunun azaldığı biliniyor. CI-iyonu nedir dersen yazmadım artık o kadar detayını…
Bilmek gereken GABA eksikliğinde anksiyete, epilepsi, uykusuzluk gibi hastalıklar görülebiliyor. Daha fenası GABA eksikliği beyinde sinir iletisini yavaşlatıyor.

9. Opiatlar
İnsan organizmasının kendi ürettiği morfine (endorfin) kısaca opiatlar deniliyor. Bu arkadaşlar, insan vücudunda ağrıyan dokularda ağrının azalması için beyin dokuları tarafından üretilen hormonlar. Bu hormonun işi, ağrının şiddetini azaltmak ve vücuda daha az rahatsızlık vermesini sağlamak için sinirleri uyuşturmak.
Travma sonrası stres bozukluğunda ağrı eşiği yükseliyor. Bu da analjeziye sebep olur. Analjesi, bilinç kaybı olmaksızın ağrı duyumsamasının olmaması durumu, yani ağrı yitimidir. Örneğin yapılan bir çalışmada savaş filmi izletilen gaziler arasında TSSB’si olanlarda koşullanmış stres analjezisi görülürken, olmayanlarda analjezi görülmemiş.
Travma sonrası bozukluklarda gördüğümüz duyu kaybı olgularının tamamı opiatlarla mı ilgili tam bilmiyorum açıkçası  ama travma sonrası bağımlılık sorunu ile de ilişkili olduğunu biliyoruz.

10. Oksitosin ve vazopresin
Oksitosini üreme, orgazm, doğum ve doğum sonrası etkisi sebebiyle “aşk hormonu” diye biliriz. Ama sosyal tanıma, eşler arasındaki bağ, anksiyete gibi davranışlardan da sorumlu.
Oksitosin salgılanmasındaki yetersizlik sosyopati, psikopati, narsisizm ve genel manipülasyon eğilimi doğuruyor.
Vazopresin ise aslında öncelikli olarak bedendeki suyun tutulmasından sorumlu bir hormon. Böbrekler ve kalp damar sağlığı için kritik bir hormon. Ama aynı zamanda hafıza ve saldırganlık üzerinde de etkisi var.
Travma bozukluklarında noradrenalin ve vazopresin salınımı travmatik anıların bellekte aşırı bir biçiminde sabitlenmesine neden oluyor. Opiotler ve oksitosin de belleğin kayıt yapmasını bozuyor. Travma sonrası görülen amnezi (hafıza kaybı) ve dissasiotif amneziler (parçalı hafıza kaybı) bu yüzden. Olayın flashback’ler veya kabuslar yoluyla tekrarlanması ya da amneziye rağmen tetiklenmeler stres hormonlarının yeniden salgılanmasına ve bu da anı izini beyinde daha fazla güçlendirmeye sebep olur. Ayrıca yeni bilgiyi işleme becerisinde zorlanmanın sebeplerinden biri bu etki…

İşte böyle… umarım konuya meraklı herkes travmada kimyasallar mevzusunu anladı…  Bu zincirleme kimyasal kısır döngünün sonuçları bir sonraki yazıda… Şimdilik şöyle bir ip ucu vereyim… Benlik olarak hissettiğiniz şey beynin kendisinin iç süreçlerinin bir ürünü. Yani benlik hissinin tamamen sinirsel bir olgu olduğunu kesin olarak biliyoruz.

Derleyen: Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Om ile uyuyan bebek!?

 

Niyetimiz iyi bile olsa hata yapabiliyoruz ve eylemimizin sonucunu yanlış yorumlayabiliyoruz. Bebeklerin zihni ve ihtiyaçları yetişkinlerden çok farklı. Bu yüzden -işe yarıyor gibi gözükse de- standart reçeteler uygulayamayız. Bebekle duygusal olarak senkronize olmalıyız, böylece sezgisel olarak ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu sözsüz iletişimle anlayabiliriz.

Travmaya Duyarlı Yoga eğitiminden beri söylediğim bir şey var; Herkes travmayla çalışmak ya da interoceptive yoga eğitmeni olmak zorunda degil ama travma konusunda bilgili (trauma informed) olmalıyız. Tam da o videoyu vb. doğru yorumlamak icin..

Bebeklerin yüksek sese hassasiyeti vardır. Yüksek ses içgüdüsel bir uyarı vererek amigdalayi aktive eder.

Figure-2-Reaction-times-mean-SEM-to-auditory-black-circles-and-visual-targets.png

Sosyal medyada bu videoyu ilk izlediğimde çok rahatsız oldum. Video çok yayıldı, özellikle yoga ile ilgilenenler ve yoga eğitmenleri tarafından çok paylaşıldı. Baba ağlayan bebeğine Om diyor ve bebek uyuyor. Çoğu yorumda da şuna benzer şeyler  yazıyor: “Yoga her durumda işe yarar”…

Hayır efendim öyle olmuyor malesef… Videoyu izlerken çok rahatsız oldum çünkü bebek aşırı stres içindeydi ve babanın yaptığı aslında bebeği daha da strese sokuyordu. Sonunda çocuk  disasiasyona girdi yani bebek uyumadı ayrışmaya girdi. Travma konusunda bilgili iseniz -uzman olmaya gerek yok- bunu görmemek mümkün değil.

Perinatal sinirbilim konusunda uzman Dr. Nils Bergman (kendisi aynı zamanda “ten tene temas” konusunda yaptığı  çalışmayla bütün  dünyada tanınıyor) videoyu yorumlayan bir röportaj verdi.

Dr. Nils Bergman’ in Analizi:

  • Baba yüksek sesle monoton bir ton yapmaya başlıyor.
  • Yüksek sese anında tepki veriyor: irkilme, korku
  • 4 saniye sonra: kol ekstansiyonda, parmaklar yayılmış; teyakkuzda ve arayışta.
  • 5 saniye sonra: elini yumma, kavrama, göz kontağı yok, gözler kapanıyor; Korku evresi (durumu)
  • 2 saniye sonra: Takipne (aşırı hızlı solunum): sürekli devam eden tehditi teyit etme ve değerlendirme
  • 9 saniye sonra: hızlı solunuma devam ediyor ama artık donma durumuna geçti.
  • 7 saniye sonra: Hala solunumunda zorlanma var. Hala gergin, el hala büzülmüş, gözleri kapalı; Donma durumunu koruyor.
  • 3 saniye sonra: Esneme işareti aslında bu yavaş bir nefes alış, bebek uykulu değil; tehlike sinyali (otonomik bir oto dengeleme diyebiliriz) uyarı sinyali durdu; artık donma durumunda değil.
  • Sonunda: Göz teması arıyor, hala uyarılmış durumda, hala korku içinde .

Baba bebeğe bakmıyor, göz teması kurmuyor, bebeğin yüzündeki ifadeyi görmüyor, sessizce konuşmuyor, uzanan kollarını kavramıyor. Onun yerine bebeği aşırı yüksek bir sese boğuyor. Bebeğin kolları ekstansiyonda kaldı. Çünkü elleriyle temas kurup rahatlama sağlayabileceği birini bulmaya çalışıyor. Korkudan ya da kaçamadığı yüksek gürültüden ayrışmak icin ya da kendini “saklamak” icin sımsıkı  gözlerini kapatıyor. Çok hızlı nefes alıyor. Bebek panik modunda. Evet belki susmaya koşullandırılmıştır ya da bu çok yüksek titreşime alışmıştır. Böylece sessizleşiyor mu? Hayır panik içinde ve  kaçamıyor. Bunu “elektrik süpürgesi” sesinde de görüyoruz; bebekler aynı çaresizlikle yüksek sesi protesto ediyor ama bir süre sonra çaresizce ayrışma ve donma tepkisine giriyor.

Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Depresyon aslında Alerjik bir reaksiyon!

3e734d7ea588a6cecd8c8f90588bcaea

Yeni araştırmalar, depresyon olgusunun, inflamasyona karşı alerjik bir reaksiyondan kaynaklandığını ortaya koyuyor.

“İnflamasyon, bağışıklık sistemimizin yaralanmalara, enfeksiyonlara veya yabancı bileşiklere karşı doğal bir tepki vermesidir. Tetiklendiğinde, hücre içi iletişimi kolaylaştıran bir protein sınıfı olan sitokinler de dahil olmak üzere çeşitli hücreleri ve proteinleri kan dolaşımıyla pompalar. Depresyon yaşayan kişilerde de benzer şekilde sitokinler artar. İnflamasyon, genel olarak obezite, yüksek şekerli diyetler, yüksek miktarda trans yağlar, sağlıksız diyetler ve diğer nedenlerden kaynaklanır.”

Araştırmacılar ve doktorlar, küresel bir salgın haline dönüşen depresyon (Nörolojik olanlar dışında) mücadelesinde, inflamasyon semptomlarını tedavi ederek heyecan verici yeni bir boyut açıyorlar.

The Guardian’dan Caroline Williams konu ile ilgili haberinde şöyle yazıyor: “İyi haber şu ki, yapılan birkaç klinik çalışmada, tedaviye anti-inflamatuar ilaçlar eklenmesinin semptomları iyileştirmekle kalmayıp, tedaviye cevap veren kişilerin oranını da arttırdığını ortaya koydu, ancak bunu doğrulamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulacak. Ayrıca, Omega 3 ve zerdeçalın ekstraktı olan Curcumin’in benzer etkilere sahip olabileceğine dair kanıtlar var.”

Depresif dönemlerde sitokinler uçuşa geçiyor ve özellikle bipolar bozukluğu olan hastaların tetiklenmesine sebep oluyor. Normal” sağlıklı insanlar inflamatuar bir aşı (tifo vb) aldıktan sonra geçici olarak endişeli veya depresif hale gelir ki bu olgu da teoriye güvenirliği arttırıyor. Depresyonu tamamen “bulaşıcı bir hastalık” olarak yeniden sınıflandırmamız gerektiğini düşünenler var.

Kings College’ de psikiyatrist Carmine Pariante, “Depresyondaki insanların inflamasyon seviyelerini ölçebilen bir kan testinden beş ila on yıl uzaktayız.” diyor. Hem Pariante’ nin tahmini hem de diğer bilim insanlarının inflamasyon-depresyon teorisi doğrultusunda, potansiyel yeterli “iyileşme” beş yıl uzağımızda.

Beslenme – duygu durum ilişkisinin kuvvetli bağı ve tedavilerde beslenmenin önemi ile ilgili yazılar yakında 😉

 

Çeviri: Uzm. Ece Turkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Psikiyatri Travmayı Göz Ardı Etmeyi Bırakmak Zorunda!

c12dfb05341a20ca6a0ff4aa2517e242

Psikiyatrinin “travma” ile her zaman karmaşık bir ilişkisi olmuştur. Önceleri insanların sahip olduğu tuhaf semptomlara bakan bir disiplin olarak başladı; 1800’lerin sonlarında özellikle Paris’teki Salpetriere’de insanların travmaya çok tuhaf tepkiler verdikleri bulgulandı ve böylece 150 yıl önce histeri tanımı ortaya çıktı. Biraz ilgi hep vardı ama sonra bunu sonlandırdılar; histeri konusunda araştırma yapmaya izin verilmedi. Birinci Dünya Savaşı patladı ve çok büyük sayıda travmatize olmuş erkek, kadınlarla aynı semptomları gösteriyordu. Birinci savaştan eve dönenler korkunç tecrübeler yaşamıştı. Ciddi biçimde travmatize olmuş insanlar; muhtemelen Nazizmin yükselişi ile ilgisi var. Hepsi malingering* ile itham edildi.

Nihayetinde İkinci Dünya Savaşı… 1947’de savaş travması ile ilgili tek bir kitap yayınlandı ve 1982 yılına kadar hiçbir şey yoktu. Anlayacağınız uzun zaman alıyor… Hatta öğrenciyken kitaplarımdan birinde ensestin aşırı derecede nadir olduğu, aslında insanlar için iyi olduğu ve gerçekten büyük bir hasara neden olmayacağı; çünkü kadınlara ve kızlara aslında yasak olan ancak sonuç olarak zihinsel sağlıklarını koruyan bir şey yapmalarına izni verdiği yazıyordu. Yani psikiyatrinin uzun zamandır gerçekten travmayı görmek istemediği ve Psikiyatrinin İncil’i kabul edilen DSM ölçütlerinde yer vermek istemediği karmaşık bir ilişki var.

Meslektaşlarım ve ben, Ulusal Çocuk Travmatik Stres Ağı’nda, istismara uğramış ya da ihmal edilmiş, aileleri hapiste olan, aileleri uyuşturucu bağımlıları olan, anne ve babaları mevcut olamayan ve onlar için bulunmayan, milyonlarca çocuğun olmasa da yüz binlerce kişinin durumunu belirleyebilecek ve yetişkin olmalarına yardım edecek bir teşhis koymak için çok çalıştık. Gelişimsel Travma Bozukluğu adını verdiğimiz bir teşhis adı almaya çalışıyoruz. Bu problemle ilgili 20 bin çocuğa ilişkin veriler gönderdikten sonra, “Ah bu teşhis için aslında yeterli kanıtınız yok” cevabını aldık.

Gerçekte psikiyatrik bakım ve iyileşme arayan çok sayıda insan aslında travma geçirmiş insanlardır.

Bu yüzden şimdi tuhaf teşhislerle yaşıyoruz; Karşıt Gelme-Karşıt Olma Bozukluğu… insanlar neyin bu çocukların savunmasız veya soğuk veya karanlık hale getirdiğini sormuyor. Çocukların garip davrandığı herşeye bozukluk deniyor. Bipolar bozukluk; zihinsel olarak tutarsız olan çocuklar, duygular bir aşağı bir yukarı sürekli hareket ediyor.

Ve insanlar – psikiyatri gerçekten bunun arkasında ne var bakmak istemiyor. Sonuç olarak, bu bozuklukların kökeni olarak, sosyal koşullara bakmak yerine, bu çocuklar ilaçla uyuşturuluyor. Geçen yıl ABD’li çocuklara 18.1 milyar dolar değerinde psikotropik ilaç verilmiş ve bu ilaçlar insanları gerçekten sakinleştiriyor ama aynı zamanda beyindeki ödüllendirme sistemi üzerinde de etki ediyorlar ve bu ilaçlar merak, açıklık, deneme ve insanlarla etkileşimi azaltırlar.

Amerika’da bu ilaçlı çocukların “normal hayata katılım kapasitesi” açısından eksiklikle büyüyor olmasından son derece endişe duyuyorum. Öğrenme, orjinal olma, dahil olma, iş gücünün faydalı bir üyesi olma kapasitesinde ciddi bir eksiklikle büyüyorlar.

Dolayısıyla özellikle ABD’de travma konusunun ihmal edilmesi, yok sayılması çok ciddi bir halk sağlığı sorunudur.

Dr. Bessel van der Kolk

Yukarıda çevirisini yaptığım videonun orjinalini izlemek için:

Psychiatry Must Stop Ignoring Trauma, with Dr. Bessel van der Kolk 

*Malingering: İkincil kazanç sağlamak amacıyla zihinsel ya da fiziksel semptomların uydurulması. Fibromiyalji, kronik yorgunluk, kronik ağrı vb. semptomlar olarak bedende kendini gösterse de bu semptomların dikkat çekmek için uydurulduğu inancı.

Çeviri: Uzm. Ece Turkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Travmatik dönemlerde çocuklara destek olmak

d5a438d87f7f18c0311a08a4cd05d983

Ülke olarak zorlu zamanlardan geçiyoruz. Yetişkinler olarak olabildiğince uyum geliştirme becerisi içinde aldığımız her kötü haberi, şahit olduğumuz her talihsiz olayı sindirmeye, tolere etmeye çalışıyoruz. Tepemizde dolaşan kara bulutlarla ilgili sürekli bir bilgiye, sohbete, yayına, fotoğrafa maruz kalıyoruz. Biz bunlarla baş etmeye çalışırken çocuklara nasıl yardımcı olabiliriz? Bu uzun bir konu çok sayıda çalışma ve öneri var ancak aklıma gelenleri hızlıca paylaşmak istedim.

Travma şiddet, taciz, terör gibi olağandışı olaylardan kaynaklanabileceği gibi gündelik ve sıradan olaylardan da kaynaklanabilir. Çocuklar sık sık potansiyel olarak travmaya neden olabilecek olaylara maruz kalırlar. Ancak çocuklar doğaları gereği hem kırılgan hem de dirençlidir. Çocuğun stresi atlatıp atlatamayacağı tehdit sırasında ya da sonrasında yaşadıklarına bağlıdır. Çocuklar özellikle 8 yaşına kadar olan herşeyin “kendileri yüzünden” olduğunu düşünür. Çocuğa birşey söylediğinizde bu yüzden unutmaz. Kayda alır. Onlarla ilgili olmadığını anlatmak gerekir.  Öncelikle bebeklerin, okul öncesi çocukların ya da küçük çocukların “küçük” oldukları için olaydan “etkilenmeyecek” ya da “hatırlamayacak” olduğu mitlerini unutun. Çocuklar etkilenir ve hatırlar bu noktada önemli olan “yetişkin” ve “ebeveyn” olarak sakin, tutarlı ve sabırlı bir destek sunmaktır.

Her çocuğun travmaya yatkınlığı farklı olur. Yaş, erken dönem bağlanma ilişkisi, genetik eğilim, geçmişte yaşanan stresler bu farkı belirler. Çocuk ne kadar küçükse, daha büyük çocukların ya da yetişkinlerin etkilenmeyeceği olaylar onları daha çok sarsabilir. Bunun travmaya neden olan olayla ilgisi yoktur. Bununla birlikte tek bir olaya bağlı travma psikolojik değil, fizyolojiktir.

Çocuğun sarsıcı olayı atlatma kapasitesini geliştirmek için bazı öneriler sıralayacağım. Ancak bazen zor da olsa tüm bu önerileri uygulayabilmek için öncelikle sizin sakin ve sabırlı olmanız gereklidir.

Görebileceğiniz davranışlar: 

  • Aileden ayrılma korkusu
  • Bağımlı ve yapışan davranışlar
  • Agresif davranışlar
  • Daha az duygu gösteren çekingen davranışlar
  • Daha çok ağlama, sızlanma, tantrumlar, çığlık atma
  • Hedefsiz hareketler, organize olamayan tavırlar, donma tepkisi
  • Kendini rahatlatamama
  • Uyumakta zorlanma ya da sık sık uyanma
  • Öfke ve bıkkınlık gibi duyguları tolere edememe
  • Şahit olduğu bir sahne varsa, oyun vb içinde sahneyi tekrarlama

Daha erken yaşta görünen davranışlara dönme: 

  • Tuvalet problemleri
  • Parmak emme
  • Karanlık korkusu
  • Dil ve konuşma becerisinde gerileme
  • Hafıza problemi
  • Olduğu yaştan daha çocukça davranışlar

Travma sonrası stres semptomları: 

  • Travmatik olayı tekrar tekrar deneyimleme, yaşantılama, hatırlama
  • Uyuşma (duyguları ifade edememe)
  • Kaçınma (olayı hatırlatacağını düşündüğü şeylerden kaçınma)
  • Olayla doğrudan ilgisi olmayan yeni korkular geliştirme
  • Çevreyi keşfetmede, oyun oynamada isteksizlik
  • Normal gelişimsel becerilerini yapamama
  • Fiziksel semptomlar (karın ağrısı, baş ağrısı vb)

Neler Yapılabilinir? 

  • Çocuğu dinlemek için mevcut ve hep müsait olun.
  • TV, sosyal medya vb erişimini engelleyin.
  • Sakin bir ses tonu ile konuşun.
  • Çocuğun hislerini ciddiye alın “ağlama”, “geçti”, “bebek gibi davranma” vb  sözler sarfetmeyin
  • Çocuk konuşmak isterse konuşun, kesinlikle konuşmaya zorlamayın
  • Çocuk kucaklanmak, sarılmak, dokunmak vb fiziksel temas istiyorsa, teması o sonlandırana kadar sürdürün. Bolca sarılın.
  • Çocuğun ağlamasına izin verin.
  • Çocuğun duygularını ve fiziksel reaksiyonlarını tanımlayabilmesi için bir dil geliştirmesine yardım edin.
  • Bolca oyun oynayın, hayal gücünü kullanmasını ve hareket etmesini sağlayacak oyunlar üretin.

Çocuğun duyu farkındalığını geliştirmek için neler yapabiliriz? 

*Bolca oyun oynayın, hareket etmesini sağlayın. Bütün oyunlara siz de katılın. Oyunun temposunu çocuğunuz belirlesin.

  • Nefes egzersizi 

Travma ve kronik stres durumlarında nefes kaotiktir. Nefesi sakinleştirmek yardımcı olabilir. Elbette oturup nefes egzersizi yapmak çocuğun ilgisini çekmeyebilir. Bunu bir oyuna dönüştürün mesela köpük balon üfleyin. Nefeslerin alınışı ve verilişine dikkat vermesi ile ilgili yönlendirmeler yapabilirsiniz. Burundan derin bir nefes alıp köpüğü üfleyerek şişirmesini isteyebilirsiniz.

  • Duyu dili geliştirmek 

Bir kutuya farklı şekil, boyut ve dokularda nesneler koyun. (Taş, pamuk, kaygan bir oyuncak, değişik kumaş parçaları vb) Yine bir oyun ile çocuğunuzun gözleri kapalı bu nesnelere dokunmasını ve tanımlamasını ya da nesneyi tahmin etmesini isteyin.

Bütün nesnelere dokunduktan sonra bu nesnelere dokunmanın parmaklarında nasıl hisler yarattığını anlatmasını isteyin (batan, ağır, soğuk, yumuşak, gıdıklayan vb.)

Sonra tek tek bu nesnelere dokunduğunda kaslarındaki hisleri anlamasını sağlamak için karşılaştırma yapmasını isteyin. (hafif, ağır vb)

Başka bir yöntem de yiyecek üzerinden yapılabilir. Küçük kaplarda tatlı, tuzlu, baharatlı, ekşi vb. ve farklı dokularda yiyecekler hazırlayın. Yiyecekleri beraber tadabilirsiniz. Her tadımdan sonra su ya da kraker vererek ağzın içini temizleyin ki sonraki tadı ayırt edebilsin. Denediği her lokmanın tadını, dokusunu tanımlaması ve karşılaştırması için yukarıdaki yönergeleri kullanın.

Birlikte yemek yapabilirsiniz. Bir kek mesela; un, su vb farklı dokular ve kokulara teması olur ve yine yukarıdaki önermeleri kullanarak ifade yöntemleri geliştirmesine yardımcı olun.

Keşfettiği duyu ve duyguların listesini yapın.

  • Boyama 

Rastgele yapılan çizimler çocuğun kendini ifade etmesi için çok faydalıdır. Ayrıca Renklerle bir kodlama oluşturmasına yardım edebilirsiniz.

Mavi- üzgün

Turuncu- sinirli

Pembe- mutlu

Mor- enerjik

Kırmızı – kızgın, sıcak

Kahverengi – kasılmış

Boş bir insan/çocuk resmine ve kod sistemini görebileceği bir şekilde, o an hissettiği duyguları bedenin bölgelerinde boyamasını söyleyin. Bu yöntem rahatsız edici duyumların betimlenmesine yardımcı olur.

  • Meditasyon 

Yine nefes egzersizi gibi bir oyun eşliğinde zihni sakinleştirmek mümkündür. Ancak bunu duyu ve duyguları ifade edebilecek söz/ kelime dağarcığı arttıktan sonra yapmanız tavsiye edilir.

Zihin Kavanozu

Bir kavanoza su ve simler koyun. Şu sallayınca karışan biblolar gibi. Kendinize de bir tane yapın. Üzerine zihin kavanozu yazın. Oynamaya istekli olduğunda; “Bu kavanoz tıpkı benim aklımdaki düşünceler, duygular gibi… Senin kavanozunda da senin aklındaki duygular ve fikirler var.” diyerek açıklama yapın. Kavanozu sallayın, ve simlerin hareketini izleyin. Bir kaç kez tekrar edebilirsiniz. Sonra tekrar son bir sallamadan sonra “İçerideki duyguları merak ediyorum?” diyerek çocuğun gözlerini kapatarak kendine odaklanmasına aracı olun. 1 dakikadan fazla sürmesin. Sonra gözlerinizi açıp “Bugün içeride ne farkettin çok merak ettim?” diyerek onu konuşması için yüreklendirin.

  • İp Atlama

Hayali ip atlama oyunu. Gerçek bir ip kullanmayın çünkü yorulabilir ya da düşebilir. Bu oyun hayali bir iple oynandığında çocuğu harekete geçirir. Çocuğun ip atlarken başarılı bir kaçışı temsili olarak gerçekleştirmesine fırsat vermiş olursunuz.

Uzm. Ece Türkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017