Travmatik Stres ve Otoimmün Hastalıklar

d67ce3e183dc0dea1f8067a425178c22

Travmatik Stres ve Otoimmün Hastalıklar 

30 yıllık dev bir çalışma ile stres ve otoimmün hastalık arasındaki bağlantıyı ortaya koyuyor.

30 yıllık veriyi kapsayan ve bir milyondan fazla insandan oluşan bir kohort grubunu (istatistik) inceleyen büyük bir çalışma, TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) da dahil olmak üzere, çeşitli stres bozukluklarından muzdarip olan kişilerde, Artrit ve Crohn hastalığı gibi otoimmün hastalıkların gelişmesi riskinin artması arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor.

Bazı travmatik yaşam stresleri ve otoimmün bozukluklar arasındaki bağlantı bazen biraz daha açıkça görünebilir. Sonuçta, çoğumuz mide ağrısı gibi fiziksel semptomlarla kendini gösteren stres deneyimlemisizdir. Ancak, şaşırtıcı bir şekilde, strese dayalı psikiyatrik durumlar ve bağışıklıkla ilişkili spesifik hastalıklar arasındaki doğrudan bağlantıyla ilgili bilimsel çalışma bugüne kadar sınırlıydı.

Yeni ve olağanüstü büyük ölçekli gözlemsel bir çalışma, İsveç’te 30 yıl boyunca bir milyondan fazla olgu izledi. TSSB’den, akut stres reaksiyonu ve uyum bozukluğuna kadar stresle ilişkili bir bozukluk teşhisi konmuş 100.000 den fazla hastayla çalışıldı. Bu denekler, 30 yıllık süre boyunca herhangi bir stres temelli bozukluk tanısı konmayan bir milyon denek ile eşleştirildi.

Çarpıcı sonuçlar, tanısı konan stres bozukluğundan şikayetçi olanların, ilerleyen zamanlarda 41 farklı otoimmün hastalıktan birinin tanısının konulması olasılığının yüzde 30 ila 40 daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Bu otoimmün hastalıklar arasında Romatoid artrit, Sedef hastalığı, Crohn hastalığı ve çölyak hastalığı gibi hastalıklar var.

Araştırmanın önde gelen bilim insanlarından biri olan Unnur Anna Valdimarsdóttir: “Önceki araştırmalardan, aşırı stresin bağışıklık sistemimizi bozabileceğini biliyorduk, ancak bu araştırma, TSSB ve diğer stres bozuklukları tanısı olan bireylerde, otoimmün hastalıklarının yüksek oranda artan riski arasındaki doğrudan bağlantıyı gösteren ilk çalışmadır.” diyor.

Calışma otoimmün hastalık riskinin, genç yaşta TSSB tanısı alan bireylerde fazla olduğunu gösteriyor.  Ve daha da ilginç olarak, tanıdan kısa bir süre sonra TSSB için tedavi gören hastalar, daha sonraki otoimmün hastalıkları geliştirmede daha düşük oranlar sergilemiş. Bu açıdan bulgular, stres ile otoimmün bir hastalığının başlangıcı arasında nedensel bir bağlantı olduğunu öne süren hipotezi destekliyor. Araştırmacılar aynı zamanda bulgularla ilgili temkinli olduklarını, şimdilik sadece bir korelasyonun çizilebileceğini düşündüklerini söylüyor.

Belki de bu çalışmadan çıkarılacak en ikna edici sonuç psikolojik stres ve fiziksel enflamasyon durumları arasındaki güçlü bağın doğrulanmasıdır. Daha önce bazı araştırmalar çeşitli psikolojik rahatsızlıkların beyindeki enflamasyondan kaynaklanabileceğini düşündüren zorlayıcı bir hipotez vardı. Son zamanlarda yapılan bir çalışma, beyin enflamasyonu ile intihar düşüncelerini açık bir şekilde ilişkilendirecek kadar ileri gitti.

Psikolojik bozukluk ya da enflamasyon durumu bulgularını “hangisi önce başlıyor / tetikliyor” argümanına dönüştürmeye çalışmak cazip gelse de, son calışma bu olgunun çok daha karmaşık ve birbiriyle bağlantılı bir ilişki içinde olduğunu ortaya koyuyor. 

Yani otoimmün hastalıklar ve psikolojik durumlar temelde aynı madalyonun iki yüzü olabilir, ve bu garip bütünsel bağlantıyı ne kadar çok anlayabilirsek, hem zihin hem de beden içinde farklı hastalıkların daha doğru tedavi edebiliriz.

Kaynak: İzlanda Üniversitesi – çalışma JAMA dergisinde yayınlandı.

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

637af23313054e9ddf0902a2626cfa05

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

Bu yazıyı yakın zamanda  okuduğum bir başka yazı ve kendi deneyimlerimle derleyerek sunmak istedim. Bir süredir yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin (Mercy) acil servisinde, trauma informed care yani travma bilgili bakım projesi yürütüyorum. Travma Bilgili Bakım (Trauma Informed Care) travma konusunda yaygınlaşan bir yaklaşım modeli. Bunun bir benzeri okullarda uygulanıyor: Travma Bilgili Okul (Trauma Informed School) ya da Travma Bilgili Ebeveynlik (Trauma Informed Parenting) adı altında çeşitli yaklaşımlar görebilirsiniz.

Türkiye’de travma bilgilendirme konusundaki zorluklarla Amerika’daki zorluklar birbirinden çok farklı. Kültürel ve sosyal olarak iki tarafta da hiç akla gelmeyecek dirençlerle karşılaşabiliyorsunuz. İnanın travma konusunda yapılan onca calışma ve öncü oluşuma rağmen toplum sağlığı açısından, burada da yolun epey başındayız… Ancak bizden biraz farklı olarak travma konusundaki eğitimlere daha ılımlılar; Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ve travmanın (özellikle ilerleyen yaşlarda) yaşam boyu sağlık problemleri yarattığını ve bu bağlamda acil servise yapılan ziyaretlerin çok daha fazla olduğunu biliyorlar.

Benim bu projedemde uyguladığım model üç gruba ayrılıyor: Genel olarak acil servis doktorları, hemşireleri, teknisyenleri ve hasta kabul biriminde çalışanlar için Travma Bilgili Bakım. İkinci grup Care for First Responders dediğim ilk müdahale ekibi (ambulans, itfaiye, acil servis profesyonelleri, polisler) için kendine öz bakım. Son grup ise Care for careers dediğim hasta yakınlarına yönelik çalışmalar… Tabi her şey kolayca olmuyor ama çalışmaya devam ediyoruz… 

Eldiven kullanmadan hastanın kan sızıntısını temizlemeyeceğiniz ya da hastanızın kolunu sterilize etmeden damar yolu açmayacağınız gibi, tıpta çok iyi bilinen bazı evrensel kurallar var. Bence travma bilgili bakım da tıpkı bu kurallar gibi evrensel olmalı ve hastanede bir hasta ya da hasta yakını ile karşılaştığımız her durumda, o kişinin travmatize olmuş olabileceğini hesaba katmalıyız.

Elbette bu tek başına yeterli değil . Çünkü biz de insanız yoruluyoruz, öfkeleniyoruz ya da bizim de yaralı yerlerimiz devreye giriyor. Böyle durumlarda objektif kalıp “travma bilgili” lenslerimizi takmak pek kolay olmayabiliyor. Sonuç olarak hastaya, hasta yakınına ve kendimize karşı başarısız oluyoruz. 

Okuduğum yazıda kendi deneyimlerime benzeyen çok sayıda örnek vardı, ben bir tanesini paylaşayım… Hemen her gün yaşadığım basit bir örnek…

Hastaneye genç bir travma vakası geldi, yani hayati durumu tehlikede… Silahla yaralanma. Doktor ve hemşireler hastayı stabilize ettiler. Ameliyata almadan bazı testlerin sonuçlarını ve ameliyathanenin hazırlanmasını bekliyorlar. Yani doktor ve hemşireler için artık hastanın hayati tehlikesi yok. Test sonuçlarına göre ameliyata girilecek. Hastanın yakınları “quiet room” yani sessiz oda dediğimiz izole edilmiş, mahremiyeti olan bir odada bilgilendirildi. Ama doğal olarak duyduklarını anlayabilecek durumda değiller. Anne,  bir an önce ameliyata ve yoğun bakıma alınması gerektiğini düşündüğü için sürekli soru sorup yardım istiyor. Giderek ses yükseliyor, öfkeleniyor ve iş çığırından çıkıyor. Havaya savrulan tehditler ve küfürler başlayınca yasa gereği hemen devreye güvenlik giriyor. Güvenlikten izin isteyerek, (yine de kapı önünde nöbet tutuyorlar) dakikalarca durumun kontrol altında olduğunu açıklıyoruz. Her seferinde sabırla başka yöntem ve örnekler deneyerek anneyi bizi duyabileceği bir noktaya getiriyorum.  Maalesef burada en ufak taşkınlığa müsade yok maalesef diyorum çünkü yasalar gereği  benim “çok normal bir tepki” olarak gördüğüm dışa vurum, burada çok sert müdahalelerle bastırılıyor ve sonuçta travmayı daha da büyütmekten başka bir işe yaramıyor. 

Masama döndüğümde doktorlardan biri soğukkanlılığını yitirmişti – son derece kızgın “Boşuna dil döküyorsun” dedi. “Seninle asla böyle konuşamaz, biz burada yardım etmeye çalışıyoruz! Herkesin asabını bozdu”

“Oğlunu kaybetmekten korkuyor.” dedim. – “Yine de böyle konuşamaz, seninle böyle konuşmasına asla izin vermemeliydin!” ve söylenmeye devam etti… 

Konuşurken görüyorum ki doktorda da bir şeyler çok tetiklenmiş, sinirden eli ayağı titriyor. Hatırlatıyorum, -Travma doktorusun ama travmayı pek iyi tanımıyorsun, o yüzden bunu (trauma informed care) yapıyoruz. Kadının tepkisini kişisel almıyorum. Bu tepki çok normal – istediği şeyi elde etmek için kendini ve sesini böyle yükseltecek; çünkü şiddetli (abusive) bir ailede büyüdüysen onlardan öğrendiğin tek şey budur. Çocukken korkudan ölüp ölüp dirilirsin ama stres altındayken tek bildiğin iletişim paterni olarak bu yüzeye çıkar.”

Bizden farklı olarak doktor bu cümlelerimi ukalalık olarak algılamıyor. Bana cevap yetiştirmeye ya da baskınlık kurmaya da çalışmıyor. Ama söylediğimi şimdi de doktoru duymuyor çünkü bu anne her yönüyle bu adamı tetiklemiş durumda. 

Doktorun hayat hikayesini bilmememe imkan yok – gerek de yok. Belki sabahtan beri kaçıncı insanın yaşamını elinde tuttuğu için yorgun, belki zor durumda olan birine yardım etmeye çalışırken karşılaştığı tepkiyi hazmedemiyor. Annenin ona minnettar olması gerektiğini düşünüyor. Belki böylesine bir öfke patlamasında kadının ağzının payını veremedi diye kızgın. Belki de büyüdüğü ailede öfkelenmeye ya da öfkeyi göstermeye izin yoktu. Dolayısıyla travma üzerine yaptığımız onca eğitim ve çalışma, triune brain, travmayla beynin nasıl değiştiği, olumsuz cocukluk çağı deneyimleri (ACE) gibi bilgiler bir an havaya uçuveriyor…

Travma bilgili bakım uygulayabilmek için travmayı görebilmeniz, tanıyabilmeniz gerek. Bu yüzden projenin yapısını biraz güncelledim ve travmanın kendini nasıl gösterdiği üzerine daha çok duruyoruz. 

Kendi travma geçmişimizden kaynaklanan birçok etiket, önyargı ve tepki var. Diğer insanların davranışlarına takılıp travmayı gözden kaçırıyoruz.

Pasif agresif? Kontrol delisi? Travma.

Hijyen eksikliği? Duygusal manipülasyon? Travma.

Savunmacı? Agresif ? Travma.

Altta yatan travmayı tanıyamıyorsak,  bizim için “doğru” olan şeye karşı çıkan insanları cezalandırma eğilimindeyiz ya da onları damgalayıp, dışlıyoruz.

Anne uzun uğraşlar sonunda daha dengeli bir hale geldi. Ama onu cahil, küfreden, histerik kadın olarak dışlamak ya da yargılamak çok kolay olurdu.

Bu arada her günüm böyle geçse kendimle gurur duyardım, ne kadar şefkatli ve doğru bir tavırda olduğumu, bu işi ne kadar iyi çözdüğümü filan düşünürdüm. Ama bazı günler bazı diyaloglarda ben de karşı tarafa sinirleniyorum, iletişim kurmaktaki beceriksizliğe kızıyorum ya da verdiğim cevapları yeterince iyi bulmayıp kendime yükleniyorum. Her zaman “travma bilgili” lenslerden bakmak, her zaman bu bilgileri ve şefkati korumak kolay değil. 

Böyle durumlar için size bazı sorular önermek istedim: 

  • Yargılama yapmadan, tepkim (fiziksel, duygusal, zihinsel) neydi ve nasıl karşılık verdim?
  • Davranış kişisel değerlerime aykırı mıydı?
  • Öğrendiğim sosyal değerlere karşı saldırı var mıydı?
  • Travmamı tetikliyor muydu?
  • Diğer kişide travma yanıtına tanık oldum mu?
  • Kendim ve diğer kişi için şefkat bulabilir miyim?
  • Cezalandırmak, sarsmak, utandırmak veya haddini bildirmek için karşılık verdim mi?

Bu soruların sadece birinin karşı taraftaki kişi ile ilgili olduğunu farketmişsinizdir. Bir başkasının ihtiyaçlarına cevap verme ya da  travmasıyla bağ kurma yeteneğimiz, kendi duygularımızı ne kadar iyi düzenleyebileceğimize dayanıyor. Bazı günler ben de başarısız oluyorum. Durumu onarmak için girişimde bulunmam (yarı gönüllü ve belki hala öfkeli) iyi sonuç vermeyebiliyor. Ama kendime yüklenmiyorum ve travma bilgili lenslerimi tekrar deniyorum. Siz de deneyin derim…

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Geç Kalmak…

KB9786059746564-1

Geç kalmak…

Hayatım boyunca “geç kalıyorsun” diye eleştirildim. Hep böyleydim galiba, baştan başlamak hep hoşuma gitti… İstediğim bölümü bulana kadar 3 üniversite değiştirdim mesela… Ama öyle kazandım da gitmedim değil… Gittim, okudum “Bu bana uymadı.” dedim, tekrar girdim sınava…“Şimdiye bitirmiştin – Geç kalıyorsun…”

Çok iş yaptım, hiçbiri amatörce değildi… Hepsini tam profesyonellikte öğrendim, uyguladım üstelik aynı zamanda… Yani hep birden çok işim vardı. Hala da öyle… Bir süre sonra başka bir iş daha yapınca ya da yeni bir eğitime daha başlayınca yine “Geç kalıyorsun” -lar başlardı… “Daha ne öğreneceksin…” , “Ne gerek var?” , “Emekliliğe geç kalıyorsun, sigortana geç kalıyorsun”… En cesuru da “Hayata geç kalıyorsun”

Kime göre, neye göre???

Önümde “katılacağım eğitimler listesi” uzayıp giderken, bazılarına öncelik verince, sertifika hak edişlerime geç kalıyorum mesela. Bunu biliyorum, ama mühim değil. Bessel van der Kolk ve Boston Travma Merkezi’nden eğitim almayı tam 8 sene planladım.  Yığınla yazışma, okuma, bütçe vs. derken çok zaman geçti yine…

Hocam Bessel van der Kolk’un kitabı “Beden Kayıt Tutar” Türkçe’ye çevrildi (Nurdan Cihanşümül Maral, Önder Kavakçı, Hayal Demirci) ve bu ay basıldı. Ben çeviriye talip olduğumda – geç kalmıştım – başka biriyle çoktan anlaşmışlardı. Ama sanki kitabı ben yazmışım, kendim çevirmişim gibi sevindim. çünkü bence bu yüzyılın en önemli bilim adamı Bessel ve bu yüzyılın en önemli konusu  malesef travma… “Terapide Travmaya Duyarlı Yoga” kitabını çevirmeye talip olduğumda ise Bessel’in kitabı ile yakın zamana yetişsin istedim – olmadı. Önce yayıncı bulamadım.  Yayıncı bulduğumda da resmi evraklar geç tamamlandı.

Dürüst olayım, son aylarda nihayet içimde derin bir kaygı oluşmaya başladı… Geç mi kalıyorum gerçekten…

Tekrar okula dönmek, doktora yapmak için vaktim var mı?  Çeviriler bekliyor, kitaplar bekliyor, projeler bekliyor, vakit geçiyor… Burada görüşmelerimde sıklıkla karşılaştığım bir soru var: “Fazla niteliklisiniz (over qualified) niye baştan başlıyorsunuz?” diyorlar. Ben de “çünkü bu ülkede başlangıç seviyesindeyim (entry level)” diyorum,  gülüyoruz çok…  Ama bir yandan da içim bir garip oluyor.  Ülke değiştirdim yeni ve yine baştan başlıyorum. Geç mi kalıyorum gerçekten…

Maalesef bu geç kalıyorum kaygısının beni ele geçirmesine hepten izin verdim bu hafta. Büyük bir hastanenin, ilk müdahale biriminde çalışmaya başladım; Hasta kabul ve acil servis müdahale birimi “travma-bilgili” (trauma informed care) olacak. Hastane düzeni ile ilgili eğitim alıyorum, böylece iletişim için doğru yönlendirme yapabileceğim. Ama 4 gündür öyle saçma prosedürler öğreniyorum, o kadar garip şeylere vakit harcıyorum ki kendimi sorguluyorum… “Ne işin var burada ?”, “Şimdiye üç sahne yazmıştın”, “20 sayfa çeviri yapmıştın” vs…

“Niye buradasın?”  diye kendimi yerken, hiç kimsenin içinde bulunmak istemeyeceği ama “Niye buradasın?” a cevap olacak bir gün yaşadım… Hayatta korkunç şeyler oluyor… Önüne geçemiyoruz ama zararı azaltmak için birbirimize ve iş birliğine ihtiyacımız var… Travmayı önleyemiyoruz. Ama ikincil travma ya da travmanın daha da yaralayıcı olmasının sebebi çoğu zaman destek mekanizması; Yani destek için ilk gelen her kimse, aile olabilir, doktor, polis vb… Travma-bilgili yaklaşımlar bu yüzden önemli.

Küçük bir çocuk travma öyküsü ile acile getirildi… Birimdeki her insan için infial uyandırıcı bir olaydı. Bir yandan protokoller işliyor, bir yandan da herkes vekaleten travmatize* durumda… Derin bir nefes aldım; real deal…

Amerika’da böyle durumlar için müdahale son derece profesyonel. Sosyal hizmetler uzmanı, psikolog, pediatri ve polisler gelecek. Herkes birlikte çalışacak. Bu kişiler zaten (çoğu  zaman) bu vb. durumlar icin özel eğitim almış. Peki onlar gelene kadar ne olacak? Çocukla ya da aileyle hiç mi konuşmayacağız… Zaten şokta olan bu insanlara süreçle ilgili nasıl bilgi vereceğiz… Doktorlar, hemşireler insan değil mi ? Ne kadar kontrol etmeye çalışsalar da doğal olarak öfke, üzüntü yüzlere ve tavırlara yansıyor… Travma-bilgili bakım ilk burada devreye giriyor…

Henüz 4. günümde, herkesin bir adım geri çekilip, “Buyrun sıra sizin” dedikleri an, niye buradayım-ın cevabını aldım.  Acil doktoru, “Bugüne kadar böyle yaptık, sen de kimsin?” demedi onun yerine, “Normalde şöyle tetkik yaparım, sonra bunu yaparız, senin önerin nedir?” dedi. Benim önerimi hem hasta, hem ailesi hem de kendisi için almaktan ya da dinlemekten gocunmadı… Aklına yatmayan sordu, cevabımı merakla dinledi… Ufacık değişiklikler yaparak uzman ekipler gelene kadar en zararsız ortamı sağlamaya çalıştık. Yine ufacık müdahalelerle acil müdahale biriminin “vekaleten travmatize” olmasının önüne geçmeyi denedik… Bugün zor bir gündü, duygusal olarak çok yorucuydu ama doktoru, hemşiresi, teknik elemanı, hasta kayıt vs. birlikte elimizden geleni yaptık. Hem mağdur, hem aile, hem kendimiz için… Elbette mağdur çocuk için yol uzun… Keşke öyle yazılıp çizildiği gibi kolay olsa ama kimsenin travmasını çözümlemedik…

Niye burayadayım, niye taşındım sorusuna çok cevabım var ama en önemli sebep insanlardaki bu tavır; bilgiye saygı ve açıklık…  İşte tam böyle bir anda bir şeye “geç kalmış” olmadığımı,  tam zamanında olmam gereken bir yerde olduğumu, öğrendiğim bir bilgiyi paylaşabilmenin, belki bir kişiye, bir nebze yararı dokunabileceğini hissettim.

*Bessel van der Kolk’un kitabını okuyun, okutun; travma-bilgili olmaya adım atmış olursunuz, – geç kalmadan- keşke hiç lazım olmasa ama ilk müdahale önemli.

Ece Turkmut Dere

Vekaleten travmatizayon:  Travmatik bir deneyim yaşamış kişiye destek olurken; kişinin yaşadığı hikayeyi, terörü, öfkeyi ve umutsuzluğu daha düşük seviyede siz de yaşayabilirsiniz. Bu durum “travmatik karşı aktarım” ya da “vekaleten travmatizasyon” olarak bilinir.

 

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Om ile uyuyan bebek!?

 

Niyetimiz iyi bile olsa hata yapabiliyoruz ve eylemimizin sonucunu yanlış yorumlayabiliyoruz. Bebeklerin zihni ve ihtiyaçları yetişkinlerden çok farklı. Bu yüzden -işe yarıyor gibi gözükse de- standart reçeteler uygulayamayız. Bebekle duygusal olarak senkronize olmalıyız, böylece sezgisel olarak ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu sözsüz iletişimle anlayabiliriz.

Travmaya Duyarlı Yoga eğitiminden beri söylediğim bir şey var; Herkes travmayla çalışmak ya da interoceptive yoga eğitmeni olmak zorunda degil ama travma konusunda bilgili (trauma informed) olmalıyız. Tam da o videoyu vb. doğru yorumlamak icin..

Bebeklerin yüksek sese hassasiyeti vardır. Yüksek ses içgüdüsel bir uyarı vererek amigdalayi aktive eder.

Figure-2-Reaction-times-mean-SEM-to-auditory-black-circles-and-visual-targets.png

Sosyal medyada bu videoyu ilk izlediğimde çok rahatsız oldum. Video çok yayıldı, özellikle yoga ile ilgilenenler ve yoga eğitmenleri tarafından çok paylaşıldı. Baba ağlayan bebeğine Om diyor ve bebek uyuyor. Çoğu yorumda da şuna benzer şeyler  yazıyor: “Yoga her durumda işe yarar”…

Hayır efendim öyle olmuyor malesef… Videoyu izlerken çok rahatsız oldum çünkü bebek aşırı stres içindeydi ve babanın yaptığı aslında bebeği daha da strese sokuyordu. Sonunda çocuk  disasiasyona girdi yani bebek uyumadı ayrışmaya girdi. Travma konusunda bilgili iseniz -uzman olmaya gerek yok- bunu görmemek mümkün değil.

Perinatal sinirbilim konusunda uzman Dr. Nils Bergman (kendisi aynı zamanda “ten tene temas” konusunda yaptığı  çalışmayla bütün  dünyada tanınıyor) videoyu yorumlayan bir röportaj verdi.

Dr. Nils Bergman’ in Analizi:

  • Baba yüksek sesle monoton bir ton yapmaya başlıyor.
  • Yüksek sese anında tepki veriyor: irkilme, korku
  • 4 saniye sonra: kol ekstansiyonda, parmaklar yayılmış; teyakkuzda ve arayışta.
  • 5 saniye sonra: elini yumma, kavrama, göz kontağı yok, gözler kapanıyor; Korku evresi (durumu)
  • 2 saniye sonra: Takipne (aşırı hızlı solunum): sürekli devam eden tehditi teyit etme ve değerlendirme
  • 9 saniye sonra: hızlı solunuma devam ediyor ama artık donma durumuna geçti.
  • 7 saniye sonra: Hala solunumunda zorlanma var. Hala gergin, el hala büzülmüş, gözleri kapalı; Donma durumunu koruyor.
  • 3 saniye sonra: Esneme işareti aslında bu yavaş bir nefes alış, bebek uykulu değil; tehlike sinyali (otonomik bir oto dengeleme diyebiliriz) uyarı sinyali durdu; artık donma durumunda değil.
  • Sonunda: Göz teması arıyor, hala uyarılmış durumda, hala korku içinde .

Baba bebeğe bakmıyor, göz teması kurmuyor, bebeğin yüzündeki ifadeyi görmüyor, sessizce konuşmuyor, uzanan kollarını kavramıyor. Onun yerine bebeği aşırı yüksek bir sese boğuyor. Bebeğin kolları ekstansiyonda kaldı. Çünkü elleriyle temas kurup rahatlama sağlayabileceği birini bulmaya çalışıyor. Korkudan ya da kaçamadığı yüksek gürültüden ayrışmak icin ya da kendini “saklamak” icin sımsıkı  gözlerini kapatıyor. Çok hızlı nefes alıyor. Bebek panik modunda. Evet belki susmaya koşullandırılmıştır ya da bu çok yüksek titreşime alışmıştır. Böylece sessizleşiyor mu? Hayır panik içinde ve  kaçamıyor. Bunu “elektrik süpürgesi” sesinde de görüyoruz; bebekler aynı çaresizlikle yüksek sesi protesto ediyor ama bir süre sonra çaresizce ayrışma ve donma tepkisine giriyor.

Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Psikiyatri Travmayı Göz Ardı Etmeyi Bırakmak Zorunda!

c12dfb05341a20ca6a0ff4aa2517e242

Psikiyatrinin “travma” ile her zaman karmaşık bir ilişkisi olmuştur. Önceleri insanların sahip olduğu tuhaf semptomlara bakan bir disiplin olarak başladı; 1800’lerin sonlarında özellikle Paris’teki Salpetriere’de insanların travmaya çok tuhaf tepkiler verdikleri bulgulandı ve böylece 150 yıl önce histeri tanımı ortaya çıktı. Biraz ilgi hep vardı ama sonra bunu sonlandırdılar; histeri konusunda araştırma yapmaya izin verilmedi. Birinci Dünya Savaşı patladı ve çok büyük sayıda travmatize olmuş erkek, kadınlarla aynı semptomları gösteriyordu. Birinci savaştan eve dönenler korkunç tecrübeler yaşamıştı. Ciddi biçimde travmatize olmuş insanlar; muhtemelen Nazizmin yükselişi ile ilgisi var. Hepsi malingering* ile itham edildi.

Nihayetinde İkinci Dünya Savaşı… 1947’de savaş travması ile ilgili tek bir kitap yayınlandı ve 1982 yılına kadar hiçbir şey yoktu. Anlayacağınız uzun zaman alıyor… Hatta öğrenciyken kitaplarımdan birinde ensestin aşırı derecede nadir olduğu, aslında insanlar için iyi olduğu ve gerçekten büyük bir hasara neden olmayacağı; çünkü kadınlara ve kızlara aslında yasak olan ancak sonuç olarak zihinsel sağlıklarını koruyan bir şey yapmalarına izni verdiği yazıyordu. Yani psikiyatrinin uzun zamandır gerçekten travmayı görmek istemediği ve Psikiyatrinin İncil’i kabul edilen DSM ölçütlerinde yer vermek istemediği karmaşık bir ilişki var.

Meslektaşlarım ve ben, Ulusal Çocuk Travmatik Stres Ağı’nda, istismara uğramış ya da ihmal edilmiş, aileleri hapiste olan, aileleri uyuşturucu bağımlıları olan, anne ve babaları mevcut olamayan ve onlar için bulunmayan, milyonlarca çocuğun olmasa da yüz binlerce kişinin durumunu belirleyebilecek ve yetişkin olmalarına yardım edecek bir teşhis koymak için çok çalıştık. Gelişimsel Travma Bozukluğu adını verdiğimiz bir teşhis adı almaya çalışıyoruz. Bu problemle ilgili 20 bin çocuğa ilişkin veriler gönderdikten sonra, “Ah bu teşhis için aslında yeterli kanıtınız yok” cevabını aldık.

Gerçekte psikiyatrik bakım ve iyileşme arayan çok sayıda insan aslında travma geçirmiş insanlardır.

Bu yüzden şimdi tuhaf teşhislerle yaşıyoruz; Karşıt Gelme-Karşıt Olma Bozukluğu… insanlar neyin bu çocukların savunmasız veya soğuk veya karanlık hale getirdiğini sormuyor. Çocukların garip davrandığı herşeye bozukluk deniyor. Bipolar bozukluk; zihinsel olarak tutarsız olan çocuklar, duygular bir aşağı bir yukarı sürekli hareket ediyor.

Ve insanlar – psikiyatri gerçekten bunun arkasında ne var bakmak istemiyor. Sonuç olarak, bu bozuklukların kökeni olarak, sosyal koşullara bakmak yerine, bu çocuklar ilaçla uyuşturuluyor. Geçen yıl ABD’li çocuklara 18.1 milyar dolar değerinde psikotropik ilaç verilmiş ve bu ilaçlar insanları gerçekten sakinleştiriyor ama aynı zamanda beyindeki ödüllendirme sistemi üzerinde de etki ediyorlar ve bu ilaçlar merak, açıklık, deneme ve insanlarla etkileşimi azaltırlar.

Amerika’da bu ilaçlı çocukların “normal hayata katılım kapasitesi” açısından eksiklikle büyüyor olmasından son derece endişe duyuyorum. Öğrenme, orjinal olma, dahil olma, iş gücünün faydalı bir üyesi olma kapasitesinde ciddi bir eksiklikle büyüyorlar.

Dolayısıyla özellikle ABD’de travma konusunun ihmal edilmesi, yok sayılması çok ciddi bir halk sağlığı sorunudur.

Dr. Bessel van der Kolk

Yukarıda çevirisini yaptığım videonun orjinalini izlemek için:

Psychiatry Must Stop Ignoring Trauma, with Dr. Bessel van der Kolk 

*Malingering: İkincil kazanç sağlamak amacıyla zihinsel ya da fiziksel semptomların uydurulması. Fibromiyalji, kronik yorgunluk, kronik ağrı vb. semptomlar olarak bedende kendini gösterse de bu semptomların dikkat çekmek için uydurulduğu inancı.

Çeviri: Uzm. Ece Turkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017