Yabancı / Stranger

4283e862ad4a1181e1ccfb97251e9516
Bizler yabancılarız. Kimsenin kimseyi tanıdığı yok.
Bizler kendimize bile yabancıyız. Çünkü kim olduğumuzu bilmiyoruz.
Samimiyet, seni bir yabancıya yakınlaştırır.
Tüm savunmalarını bir kenara bırakmalısın ki, ondan sonra samimiyet mümkün olabilsin.
Diğerinin samimi olmasını isterken sen de kendi savunmalarını bırakıp savunmasız kalmalısın…
Tüm yaralarını açmalı, bütün maskelerini, sahte kişiliklerini bırakıp olabildiğince yalın olmalısın…
Ama diğer yandan, herkes samimiyetten korkar.
Sen kendi savunmalarını bırakmıyorsun ki, samimi olmasını istediğin kişi bunu yapsın…
We are all strangers. Nobody is familiar to anyone.
We are strangers even to ourselves. Because we don’t know who we are…
Only sincerity makes you closer to a stranger.
You should put all your defenses aside, then you may be able to get intimate.
When you are asking to the other person to be sincere
you also should leave your own defense and remain vulnerable…
All wounds should be open, all masks and fake personalities should be left.
You should be as simple as possible.
But on the other hand, everyone is afraid of intimacy.
At the first place, you don’t leave your own defense,
so you can not ask sincerity the person you want to be intimate to you.

Seni Görüyorum / I see you

27f2f494f3d58b54738751043b5707c7

Ve işte size daha da kolay bir ödev. Gözleriniz gün boyunca çoğu zaman açık. Şimdi bak manzarana, ne görüyorsun – ve bunu gün içinde aklına geldikçe yapmaya devam et- ve zihninden şöyle söyle: “Seni görüyorum”.
“Seni görüyorum. Seni görüyorum. Seni görüyorum. Seni görüyorum. Seni görüyorum. Seni görüyorum. Seni görüyorum. Seni görüyorum.”
Her zaman bir sürü farklı şeye bakıyorsun. Bunu söyleyerek kendini kandırıyor filan değilsin. Sadece bir biçimde baktığın şeye daha net olmaya çalışıyorsun. Basitçe gereksiz yorumlar olmadan kendine “Yeni Şimdi” yi öğretiyorsun.
“Seni görüyorum. Sana şu an bakıyorum. Seni gördüm. Sana şu an bakıyorum”
Ve gördükçe, gördükçe, gördükçe, baktıkça, baktıkça, baktıkça eninde sonunda gerçekten GÖRMEYE başlayacaksın. “Görmek” kelimesi “Aa, seni görüyorum !” dan daha önemli hale gelecek. Şimdi “Ah, Seni GÖRÜYORUM!” olacak. Tıpkı, “Şimdi senin RUHUNU görmeye başladım” ya da “Kim olduğun GERÇEĞİNİ” görmeye başladım gibi…

Avatar filminde bu onların selamlamasıydı “Seni görüyorum.” Filmi ilk izlediğimde şöyle düşünmüştüm, “Vay! Yürü Be Jim Cameron. Ben de seni görüyorum!”
Yogada selamlama Namaste’dir. Hemen hemen aynı anlama gelir. Kelimesi kelimesine “Seni görüyorum” anlamanına gelmez. “Benim içimdeki ışık – ben olan Farkındalığımın ışığı, Farkındalığın ışığı- senin varlığının ışığını görüyor.”
Bunu görmek istiyorum. Bu pratiği dene. “Seni görüyorum” de, her ne görünüyorsa sana.

“Seni görüyorum” Venedik Sınıfı
22 Haziran 2014
Eric Shiffmann

And so, here is an even easier homework. Your eyes are probably open most of the time during the day. And so, look at whatever is in your view — and do this as many times in a day as you happen to think of it —and in your mind, say, “I see you.”
“I see you. I see you. I see you. I see you. I see you. I see you. I see you. I see you. I see you.”
You are looking at various things all the time. You are not faking yourself into anything by saying this. You are not trying to be a certain sort of way. You are simply teaching yourself to be in the New Now without a lot of extraneous commentary. “I see you. I’m looking at you. I see you. I’m looking at you.”
And, when you see, see, see, look, look, look, eventually you start to SEE. The word “seeing” then begins to have more significance than just, “Oh, I see you.” It becomes, “Oh, I SEE you!” Like, “I’m beginning to see the SOUL of you,” or, “the TRUTH of who you are.”
In the movie Avatar that was their greeting. “I see you.” When I first saw that movie I thought, “Yay! Go, Jim Cameron. I see you!” In Yoga, the greeting is Namaste. It is pretty much the same. It doesn’t literally mean, “I see you.” It means, “The light in me — the light of the Awareness that I am, the light of my awareness — sees the light of your presence.”
Want to see. Do the practice. Say, “I see you” whenever it occurs to you.
“I see you” Venice Class 22 July 2014 Eric Shiffmann

Yıldız / Star

7e93806f4ac711077fcdd13b46856d7f

Her “şöyle olabilirdi”, “o böyle yapabilirdi”, “ben böyle diyebilirdim” dediğinde, yıldızları hatırla.

Yıldız kayarken, o ana özel tek bir şekilde kayıyor, başka yolu yok.

Her “keşke” yi iyi bir öğrenme sürecine dönüştür, kendine eziyet edip ıstırap çektirme yerine değil…

Every time you say “it could have been this way” / “she could have done it that way” / “I should have said it in another way”, remember the stars.

When stars move, they move in only one particular way for that moment.

Let every “I wish I had done it different” thought become a learning process, not a self-defeating suffering one…

Kumdan Kale / Sand Castle

a9494676e44ac216f33a704e94fbb364

Tüm spiritüel fikirler, tüm iletişimlerimiz, düşüncelerimiz, kumdan kaleler gibi.

İnşa edebilirsin, ama deniz istediği zaman gelir yok eder…

O kalenin hiç bir zaman senin olmadığını, hiçbir zaman eve götüremeyeceğini,

sadece keyfini çıkarabileceğini hatırlatır durur.

Ne olursa olsun, tüm dalgalara rağmen, kale kurmaya devam edersin…

Tekrar tekrar, çünkü inşa etmektir zevkli olan, kurutup sahiplenmeye çalışmak değil…

All spiritual ideas, all interactions and all thoughts are like castles made of sand.

You can build it, but the sea will come and take it, whenever it wants to.

You can never own it, you can never take it home.

It is there only to enjoy, for the time its with you…

And in spite of all waves that crash, you keep on building and building,

over and over, because its the joy of building that is the drive, not the futile effort to preserve and own…

Endişe / Anxiety

8164c2bb3c3501139ba8a01ae3a3e9e9

Endişe, içerideki bağlantı kopmaya başladığında doğal olarak ortaya çıkan bir duygu.

Uykuların kaçıyorsa, ya da küçük olaylar bile seni endişe dolu yapıyorsa, önce dur ve bunu farket.

Sonra da yeniden bağlantı kurmak için ne yapabilirim diye sor kendine.

Olaylar endişeli değil. Sendeki bağlantının azalıyor olması endişenin ana sebebi…

Anxiety happens, when you start losing connection with what is important.

If you are losing sleep, or becoming anxious even with little events, stop to realize.

And start looking for a way of getting connected again.

Its not the events causing the anxiety.

It is the loss of connection.

Sana gelişim / I came to you

6e85be360d594d2a7f9f2838f03f5148

Seni sevdiğimi nereden anlıyorum biliyor musun?

Tam olduğun gibi olmanı ve bu parlaklığını koruyacak ne ise onu yapmanı istiyorum.

Işığına hayranım ben. Sana gelişimin sebebi o…

Seni değiştirip, söndürürsem, o zaman neyden büyüleneceğim ki?

Bakacak hiçbir şey kalmaz…

Do you know how I know I love you?

I want you to be just who you are and do whatever you need to do to keep your light shining.

I am enthralled by your light. That’s why I am here.

What is the point of changing you, and dulling you?

There would be nothing left to look at…

Ağaca bak / Look at a tree

31ae202121824dbaa7ac2cd126f5d177

Hayatında bir şeyler iyi gittiğinde ağaçlara bak.

Hayatında bir şeyler kötü gittiğinde ağaçlara bak.

Başına gelenlerin hepsinin sebebi o ağacı yeşerten enerji.

İyiyi kaybetme endişesi ve kötüyle karşılaşma korkusuna ihtiyaç yok.

Zaten o enerji hareket ediyor sürekli…

Sen, seni hareket ettirmesine izin ver yeter, ağaç yapraklarını ettirdiği gibi…

When something great happens in your life, look up at the trees

When something not so great happens, look up at the trees

Remind yourself, that the only reason for whatever is happening is the energy that gives life to the tree you are looking at.

Don’t worry about losing the good, or encountering a bad.

Let the energy that moves you think about that.

Realize that you are also a leaf in the wind.

And let that energy move you like one…

Gün Batımı / Sunset

Stitched Panorama

Diğeri ile ilgili değil hiçbir zaman. Hep benimle ilgili.

Güzel bir gün batımının keyfi ya vardır ya yoktur.

Günbatımı ile ilgisi yok.

Bazı günler keyifli bazı günler değil.

Her gün değişiyor.

Bugün bak bakalım, ‘o kişi’ nasıl hissettiriyor seni bugün?

Sonra da parmağı kendine çevir…

It’s never about the other.

It’s just like enjoying a good sunset or not enjoying it.

The sunset is there.

Always beautiful.

Sometimes its obvious sometimes not.

How is ‘the other’ making you feel today?

Bring the spot light back onto you…

Z. Çelen’ den alıntılanmıştır.

Topaç / Spinning Top

811e93f1a1123d683847adbe1fecc618

Huzur en yüksek enerji durumudur. 

İnsanlar dramın yüksek enerji olduğunu ve huzurun enerji akışı olmayan yer olduğunu sanıyorlar. 

Yanılıyorlar. 

Huzur, topaçın en hızlı ve mükemmel hareket edişi olduğu için hareketsiz gözükür.

Dram ise topaçın yamuk yumuk hareket edip merkezi bulamayışıdır 

Erich Schiffmann

 

Peace is the highest enery state. 

People think drama is higher, and peace is what happens when there is low energy. But they are wrong. 

Peace is the state where the top spins so fast and perfect that it looks still. 

And drama is when it wobbles, tumbles and is uncentered- 

from Erich Schiffmann’s class

Gözyaşı / Tear

0a22a1685f9596034d21ac653d593d8a

Korkusuzluk yolu, korkuyu keşif ile başlar. 

Hemen cesurluğu keşfedemeyebiliriz.

Onun yerine tedirginliğimizin ardında titrek bir hassasiyet keşfediyoruz. 

Hala titriyoruz ama akıl karışıklığından değil, hassasiyetten. 

Titrek hassasiyet, hüzün de içeriyor, ama bu kendine acımaktan veya eksiklikten gelen bir üzüntü değil. 

Onun yerine, doğal bir tamamlanmışlık hissi var, hassas ve hüzünlü olan. 

Tam göz yaşı dökmek üzereyken yaşadığınız his gibi. 

Kendini bir şekilde zengin hissediyorsun, çünkü gözlerin yaşlarla dolmuş. 

Gözlerini kırptığın anda, yaşlar süzülmeye başlıyor.

Chögyam Trungpa

Path of fearlessness begins with the discovery of fear. 

We might not discover bravery right away.

Instead beyond our nervousness we find a shaky tenderness. 

We are still quivering but we are shaking with tenderness, not bewilderment. 

Shaky tenderness contains an element of sadness but not in the sense of feeling bad about oneself or feeling deprived. 

Rather we feel a natural sense of fullness that is tender and sad. Its like the feeling you have when you are about to shed a tear. 

You feel somewhat wealthy because your eyes are full of tears. 

When you blink, tears roll down your cheeks.

Chögyam Trungpa