Öfke Patlamaları ve Travma

a70813637adb0b625bcf6f423776a1d2

Travma Sonrası Öfke Patlamaları

Öfke patlamaları travmadan iyileşmenin işaretlerinden biridir… Peki gelişim çağında yaşadığımız zorluklardan kaynaklı öfkeyle (örneğin terk edilme), yetişkinlikte travmatik bir olay sebebiyle sinir sistemine sıkışan öfkeyi (yani fight / savaş cevabı), toleransımızın az olduğu  biliş tarafından yaratılan (cognitive) öfkeden nasıl ayırt edeceğiz? Çünkü hepsinin etkisi ayrı…

Öfkenin gerçek kökenini anlamaya çalışmak gercekten çok önemlidir. Çünkü çarpık düşünceye dayanan öfke genellikle durumu ya da düşünceyi tekrar ayarladığınızda kayboluverir. Fakat sinir sisteminde travma nedeniyle sıkışan öfke travmadan iyileşmeye giden önemli bir kapıdır. Birinin bırakılması; diğerinin de kucaklanması gerekir…

Bir iyileşme sürecinin başlangıcı gibi görebilirsiniz; kırılmış olanı tekrar inşa etme süreci… Kişi tekrar doğal olarak insan haklarına sahip olma hissini (var olma bilinci) geliştirme sürecine ve insan haklarına sahip olma konusundaki inancını tekrar ifade etmeye başlamıştır.

Deneyimlediği ihlalle ilgili duygularını ifade etmek için önemli bir kapıdır ve kişinin hikayesini açıklayabilmesinin bir bileşenidir. Bu aynı zamanda sıkışmış yaşam gücünden dolayı kaybettiği, benliğine ve sesine erişim noktasının başlangıcıdır.

Bu yazıyı yazarken hocam Rumen Yankulov’un eğitiminde çalıştığımız “soğuk öfke” meselesi aklıma geliyor. Öfke duygusunun yaşam enerjisiyle ne kadar iç içe geçmiş olduğunu o eğitim modülünde hepimiz deneyimlemiştik.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu ya da Post Travmatik Stres Bozukluğu, adından da anlayacağınız üzere travma sonrasında yasanan rahatsızlıkları anlatan bir olgudur. Ancak travma sonrası yaşanan hastalıklar sadece TSSB / PTSB ile sınırlı değildir. Farklı travma sonrası bozukluklar vardır:  Kompleks Travma, TSSB / PTSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu), CPTSD /CPTSD (Kompleks Travma Sonrası Stres Bozukluğu), DESNOS (Kompleks Travma ve Aşırı Stres Bozuklukları), DTD (Gelişimsel Travma Bozuklukları). Travma bozukluklarında semptomlar kişiye ve deneyimi karşılama durumuna göre değişiklik gösterebilir ama genel olarak öfke kolay kolay görülmez. Akut aşırı uyarılma (hyperarousal) sinir sisteminin korkuyla taştığı bir haldir. Aşırı uyarılma (hyperarousal) tehlike durumu karşında  sinir sisteminin “Kaç / Flight” cevabıdır. Korku, kaçmak, uyanık olmak, işin içinden çıkmak için bir yol bulmak ya da saklanmak için bir uyarıcıdır. Bir diğer cevap ise hareketsizlik halidir, “Donma / Freeze” cevabı felç olmuş gibi hareketsizlik, katatoni, uyuşmuşluk, durgunluk, pasiflik ve çaresizlik ile karakterize bir durumdur. Sinir sistemimizin tehlikeye olan muazzam cevabıdır. Tehlike geçene kadar “ölü taklidi yapma” refleksidir donma durumu…

Peki kişi çoğunlukla “Kaç” cevabıyla aşırı uyarılma (hyperarousal) ya da “Donma” cevabı yüzünden hareketsizlik (Freeze) durumu arasında gidip gelirken sinir sisteminin “Tehdit” mevzusuyla ilgilenen üçüncü  cevabı nerede? Yani “Savaş” (Fight) cevabından bahsediyorum…

Sinir sisteminin “Savaş” (Fight) cevabı neokorteksimizin derinliklerinde gömülü dışarı çıkmayı bekliyor. Aslında bütün bu sinir sistemi tepkileri (Savaş / Kaç / Don) kontrolümüzde değil ve hepsinin sinir sistemi doğal akışı içersinde deneyimlenmesi gerekiyor. Ancak insan beyninin bağlantıları çok karmaşık bu enerjinin büyük kısmı, özellikle öfke ve saldırganlık zaten gömülü. Sosyal hayvanlar olduğumuz için beynimiz buna göre evrilmiş. Neokorteks uygar olmaya ve medeni / kabul edilir olan programları çalıştırmak için çok iyi eğitilmiş durumda, ve biz toplumda kendimizi var etmek için bu programlara güvenmeye çalışıyoruz.

Ancak travma, Prefrontal bölgede fonksiyon kaybı yaratıyor. Akıllı ve düşünebilir beynimiz o becerisini tam olarak kullanamıyor. Ne yazık ki, bu akıllı, uygarlaştırılmış neokorteks, olayları gömme becerisi nedeniyle travma sonucu iyileşme sürecinde çok sayıda problemler yaratıyor. Yani anlayacağınız işler  neokorteks yüzünden daha da karmaşıklaşıyor, yine bu yüzden travma sonrası stres bozukluklarının tedavisi çok komplekstir diyoruz.

Öfke, genelde travma sonrası bozukluklarda, doğru (trauma informed) bir profesyonel destek ile uzun zaman sonra kendini göstermeye başlayabiliyor ve bu öfke, kişinin normalde ya da travma deneyimi öncesinde göstereceği karakteristik bir öfke değil. Daha çok bir öfke patlaması gibi, hocam Bessel van der Kolk bunları “flash rage” olarak tanımlıyor. Bu öfke daha ilkel ve hayvani… Hatta köşeye sıkışmış aniden hırlayan ve çılgınca kükreyen bir aslan gibi… Ya da 2-3 yaşındaki çocukların tantrumları gibi düşünebilirsiniz. Nereden geldiği belli olmayan, o an için anlamlı bir sebebi olmayan çılgınca öfke nöbetleri…

“Savaş” cevabı öfke ile yüzeye gelmeye başlamıştır ancak uzun süre sadece sözlü (sesli) bir ifade olarak kendini gösterir. Birine değil bir şeye yönelmiş bir öfkedir. (kendine, yastığa, duvara vs.) Ancak alttaki baskın duygu hala pasiflik ve çaresizliktir. Yani kişi yastığa vuruyorsa bile “Savaş” gücünü henüz koruyamaz.

Travma ile ilişkili öfke, erimenin veya çözülmenin bir göstergesidir. Travmatik deneyim sırasında sıkışan enerjinin ifade edilmesi için bir yol bulmaya çalıştığı, sonunda kendi kendini çözeceğine yönelik olumlu bir işarettir. Ayrıca, travma sırasında hasar gören ve kişinin kendini (benlik hissi) hissetmesinin arttığına dair olumlu bir işaretidir.

Travmatik deneyiminden sonra genelde gözlenen hareketsizlik durumundan ya da uyuşukluktan (arada sırada bile olsa) bu saçma öfke nöbetleri ile çıkabiliyorsanız, bu sinir sisteminde, tekrar hayatınızı tehlikeye atacak kadar güvende hissettiğinizin bir göstergesidir. Kendinizi saçma, garip, çocukça veya delirmiş gibi hissetseniz bile bunu kutlamalısınız.

Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Reklamlar

Vagus Sinirini Uyarmanın Yolları

ea5d973c64ef1fa58d6ff78a5d40d3fc

Bir önceki paylaşımım Vagus Siniri Fonksiyon Bozukları üzerineydi. Yazıyı okuyanlardan bazı mesajlar aldım. Herkese toplu bir cevap vermiş olayım; Vagus Sinirini nasıl uyarabiliriz?

Vagus Sinirini Uyarmanın Yolları

  • Şarkı  söyleyin.

Şarkı söylemek kalp hızı değişkenliğini arttırıyor. Mırıldanma, şarkı söyleme, mantra, ilahiler, özellikle pozitif, enerjik, ritmik şarkılar Kalp hızı değişkenliğini çeşitlendiriyor. Şarkı söylemek vagal hareketin (pulsation) çalışmasını başlatır. Enerjik, eğlenceli şarkıları  söylemek sempatik sinir sistemini ve vagus sinirini harekete geçirir ve sinir sisteminin normal akış durumuna geçmesine yardım eder. Ayrıca şarkı  söylemek oksitosini arttırır.

  • Soğuk 

 Bedeniniz soğuğa uyum sağladığında sempatik sinir sistemi aktivasyonu (savaş – kaç) azalır, vagus sinirinin yönlendirdiği parasempatik sinir sisteminin (dinlen – sindir) aktivasyonu artar. Her türlü akut soğuğa maruz kalma vagus siniri aktivasyonunu arttıracaktır. Soğuk duş zor geliyorsa yüzünüzü soğuk suyla yıkayarak başlayabilirsiniz.

  • Yoga ve meditasyon yapın

Yoganın genel olarak vagus siniri ve parasempatik sistemin aktivitesini arttırdığı zaten biliniyor. Sadece 12 hafta süren klinik bir deneyde yoga yapan grubun, yürüyüş yapan kontrol grubuna kıyasla ruh hali ve kaygı düzeyinde daha fazla iyileşme gözlendi. Araştırma, yoga yapan grupta iyileşmiş ruh hali ve azalmış kaygı ile ilişkilendirilen talamik GABA düzeylerinin arttığını ortaya koydu.

Om söylemek ve özellikle şefkat meditasyonu (Loving Kindness / Compassion meditation) vagal tonusu arttırıyor.

  • Pozitif Sosyal İliskiler

Kısaca sosyalleşin işte ☺️ Hocam Bessel van der Kolk “Nurture is our nature” der. Her durumda en iyi iyileşme ve destek pozitif sosyal ilişkilerden geçiyor. Burada bir konuya açıklık getireyim pozitif diyerek sizi hep mutlu eden ya da “pozitif düşün” diye ısrar eden  insanlarla kaynaşın demek istemiyorum. Normal, sağlıklı ilişkiler kurabilmekten bahsediyorum.

  • Hareket 

Egzersiz, spor, tai chi, dans… Hayatınızda hareket daha çok yer alsın. Başımıza ne geliyorsa hareketsizlikten geliyor. Elinize fırsat geçerse (çocuk parkında vs) salıncakta sallanın, Trampolin bulursanız zıplayın vestibular girdilerle çalışmak vagusa iyi geliyor.

  • Kahkaha

Gülmek herşeyin ilacı. Vallahi öyle… Gülecek haliniz yoksa, iyi bir komedi izlemeyi deneyebilirsiniz.

  • Probiyotikler, Omega 3, D3

Beslenmenize dikkat edin. Özellikle bağırsak mikrobiotasini arttıracak besinleri tercih edin. Omega 3 almayı ihmal etmeyin. Memleketimiz balık yönünden çok bereketli. Ayrıca memleketimiz güneş açısından da çok şanslı. Öğle saatlerinde güneşin açısı dikken soyunup dökünüp güneşe çıkın (koruyucu sürmeden) D3 böyle çalışıyor.

Yurt dışında “Trauma Informed” dediğimiz bir kavram var. Yani travma konusunda bilgili uzman anlamına geliyor. Şimdilerde bu konuda eğitim alan farklı alanlardan uzmanlar var. Öğretmenler, sosyal hizmetler, profesyonel sağlık hizmeti verenler, psikolog ve psikiyatristler.  Her psikiyatrist ya da hekim travma konusunda bilgili değil  malesef. Trauma informed yani travma bilgili psikiyatristler tedaviye mutlaka beslenme planını da dahil ediyor. Çünkü bağırsak iyileşmeden akıl sağlığının iyileşmesi pek mümkün olamıyor. Bununla ilgili ayrıca çeviri yapacağım.

  • Masaj

Özellikle boynunuzda Sinokarotidiyen’in bulunduğu alana masaj yapmak vagus sinirini uyarıyor. Baskının  yoğun olduğu bir masaj genel olarak vagus sinirini harekete geçirir. Kalp hastalığı riskini azaltır. Duş başlığınızı tazyikli konumunda kullanarak kendi kendinize masaj yapabilirsiniz. Ama tavsiyem işi uzmanına bırakmak…

  • Gargara 

Normal boğaz gargarası yapmak vagus sinirini ve gastrointestinal sistemi tetikler.

  • Dili bastırmak

Hani doktora gittiğinizde boğazınıza bakmak icin bir çubukla dilinize bastırır ya, insan kusacak gibi olur. Hah iste aradığımız refleks bu. Bir eğitimde, şarkı söylemek ya da gargara yapmak gibi, arada bu refleksi çalıştırmak vagusa push up yaptırmak gibi demişti  hocam.

  • Akupunktur

Geleneksel akupunktur noktalarının özellikle de kulağa yapılan uygulamaların vagusu uyardığı  biliniyor.

  • Nefes

Derin ve yavaş nefes alma, vagus sinirini uyarır. Kalbiniz ve boynunuzda bazı nöronlar baroreseptörler olarak adlandırılan reseptörleri içerir. Bu uzman nöronlar kan basıncınızı tespit eder ve nöronal sinyali beyne (NTS) iletir, bu sinyaller de tansiyonunuzu ve kalp atış hızınızı azaltmak için kalbinize bağlanan vagus sinirinizi aktive eder. Ancak bir travma öyküsünün eşlik ettiği anksiyete bozukluğu, panik bozukluk ya da genel ismiyle “travma sonrası stres bozukluğu” sorunuz varsa bu maddeyi es geçin. TSSB ve nefes başlı başına ayrı bir mevzudur.

Derleyen: Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

 

Vagus Siniri Fonksiyon Bozuklukları

serveimage

VAGUS SİNİRİ FONKSİYON BOZUKLUĞU (DİSFONKSİYONU)

Vagus sinirinin düzgün işleyişi hem fiziksel hem de zihinsel sağlık için hayati önem taşıyor. Vagus siniri bağırsak ve beyin arasında çift yönlü bir bağlantı sağlar ve (tiroid ve adrenal bezler hariç) tüm önemli organları birbirine bağlar. İster inanın ister inanmayın, vagus siniri yeni nöronların doğumunda bile rol oynamakta.
Bu yazıda, yaygın vagus sinir belirtilerini tartışacağım. Vagus siniri, hiperaktif (aşırı uyarılma) veya hipoaktif (az uyarılma) olduğunda, vagus sinir disfonksiyon belirtileri ortaya çıkar.

Aşırı uyarılma içeren bir hastalıktan muzdaripseniz (anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, uykusuzluk (insomia), epilepsi, TSSB vb ) vagus siniriniz büyük oranda bundan sorumludur. Hatta yakın zamanda vagus siniri işleyiş bozukluğu ve Otizm arasındaki bağlantı üzerine yeni araştırmalar başladı.
Vagus sinirinin bütün bağırsak işleyişini düzenlediğini düşünürseniz huzursuz bağırsak sendromu üzerinde  oynadığı rol daha az dikkat çekici  olur. Kulak çınlamasından bile o sorumlu…

Vagus siniri aktivitesi gevşemeyi saglar, kalp atış hızını düşürür, kaygı ve depresyonu engellemeye yardımcı olur. Bozulmuş vagus siniri fonksiyonu kalp hızı, kan basıncını, stres tepkisini arttırır ve sindirimi engeller.

Vagus Siniri Nedir?
Vagus siniri vücuttaki en uzun kafa siniridir. Bağırsakları düzenlemekle kalmaz aynı zamanda kardiyovasküler, solunum, bağışıklık ve endokrin sistemleri de etkiler. Vagus siniri karaciğer, akciğer, dalak, böbrekler ve bağırsakları yönlendirir.
Bazı ilginç bilgiler vereyim:
– Vagus, etimolojik olarak Latince gezgin/meraklı anlamına gelir. Bu sinir vücutta da uzun ve dolambaçlı bir yol çizer.
– Vagal tonus artmışsa, yakınlık ve sosyal iliskiler de sağlıklı bir biçimde artar. Tersine, vagal tonus azalmışsa yalnız kalma, sosyal ilişkilerden kaçınma ve izolasyona sebep olur.
– Vagus sinirinin aktivitesi antidepresan bir etkiye sahiptir.
– Vagus siniri disfonksiyonu gastrointestinal semptomlara neden olur. Vagus, sinüs mide asiditesini, bağırsak motilitesini ve sindirim suları yükseltir. Hipoaktif bir vagus sinüsü, gecikmiş gastrik boşalmaya neden olur.
– Vagus siniri enflamasyonu kontrol altında tutar. Vagus sinir uyarımı karaciğer, dalak ve kalpte tümör nekroz faktörü (TNF) sentezini engeller.
– Enterotoksin, gıda zehirlenmesinin belirtilerinden sorumludur. Enterotoksin beynin vagus siniri ve kusma merkezini uyarır böylece hastalık davranışına (boşaltım) neden olur.

Hem aşırı, hem de yetersiz vagus siniri aktivitesi, hastalığa katkıda bulunabilir ve vagal sinir belirtilerine neden olabilir. Örneğin, yetersiz bir aktif vagus gastrik boşalmayı geciktirebilir. Normalde, peristalsit – ritmik kasılmayla ve bağırsak kaslarının gevşetilmesi, ek sindirim için gıdanın ince bağırsağa itilmesini sağlar. Bu kasılmalar vagus sinirinin kontrolü altındadır; Vagus sinir hasarı peristalsiti sekteye uğratır.
Aşırı aktif bir vagus sinüsü anormal düşük kalp hızı (bradikardi), senkop ve diğer bazı semptomlara neden olabilir.

Parasempatik sinir sistemi
Vagus, parasempatik sinir sistemini etkiler. Vagus sinir aktivitesi asagidakileri düzenler:

Nabiz (azalma)
Gastrointestinal peristalsis (artış)
Terlemek
Gıda tokluğu (artış)
Enflamasyon iltihaplanma (azalma)
Sinirsel süreçler (azalma)
Nevrojenez (artış)
Glikoz homeostazı ve insülin sekresyonu

Vagus, sempatik sinir sisteminin sebep olduğu kalp sinüsü ritm değişiklerini dengeler. Sinir sisteminin sempatik kolu savaş veya kaç tepkisi oluşturmaya yarar. Stresli durumlarda Savas – Kaç sistemi tetiklenir. Böylece kalp hızı, anksiyete, konsantrasyon, kan basıncı ve terleme oranını artırır. Bütün hayvanlar, stresle baş etmelerine yardımcı olmak için bu beceriyi geliştirdiler. Bu sempatik sinir sistemi tepkisi vagus siniriyle ters çalışır. Yani vagus sinirinin kalp atış hızını düşürür ve dinlenmeye ve sindirim sistemine yardım eder.

Travmatik deneyim nedeniyle vagus sinirinin aşırı aktivasyonu sonunda sistem bozulabilir ve az (hypo) ya da fazla (hyper) aktive olabilir.

Vagus Siniri Fonksiyon Bozukluğu (Disfonksiyonunun) Belirtileri:

Vagus sinir disfonksiyonunun belirtileri, vagus sinirinin aşırı aktif veya az aktif olmasına bağlı olarak değişir.
Vagus sinir disfonksiyonunun en sık semptomlarından biri ağrıdır. Ağrı genellikle kas krampları ile harekete eşlik eder. Bu ağrılar, hareketi durdurmaya neden olacak kadar şiddetli olabilir. Ya da Fibromiyalji gibi rahatsızlıklarla kendini gösterebilir.

Vagus sinirinin işlev bozukluğu da yutma güçlüğüne neden olabilir. Vagus siniriniz hasar görmüşse, normal gag refleksinden de yoksun olabilirsiniz. Vagus siniri boğazdaki bazı kasları kontrol ettiğinden, vagus sinirinin zarar görmesi sesinizi de değiştirebilir. Ses ile birlikte sözsüz iletişim becerileriniz de sekteye uğrar.

Yaygın Vagus Siniri Fonksiyon Bozuklukları:

1. Obezite ve Kilo Alma
Bazı çalışmalar azalan vagus siniri aktivitesini obezite ile ilişkilendirmiştir. Vagus siniri insülin sekresyonunu ve glukoz homeostazını düzenler, azalan vagus siniri aktivesi bu düzende fonksiyon kaybına yol açar. Vagus siniri gıdalardaki doygunlukta rol oynar. Vagal afferentler, tokluk sinyallerini bağırsaktan beyne iletirler. Dolayısıyla, vagus siniri, iştahı kontrol altında tutmak ve obezitenin gelişmesini önlemeye yardımcı olması bakımından önemlidir.
2. Huzursuz Bağırsak Sendromu (IBS)
Otonomik sinir sisteminin düzensizliği irritabl bağırsak sendromunun (IBS) gelişiminde rol oynar.
3. Depresyon
Vagus sinir disfonksiyonu kesin olarak ruh halini bozar ve depresyona sebep olabilir.
Vagus Sinir Stimülasyonu ile 1985 yılından beri Vagus sinirinden gelen elektriksel uyarının sinirsel aktiviteyi inhibe ettiğini ve köpeklerde nöbetleri bastırdığını biliyoruz. Günümüzde, “vagus sinir uyarımı” tedaviye dirençli depresyon için FDA onaylı bir tedavi olarak kullanılıyor. Ancak Vagus sinir stimülasyonu genellikle invazivdir (daha az invazif yöntemler mevcuttur). Bu nedenle, vagus sinir uyarımı tedavisi en ciddi ve en dirençli depresyon hastaları için saklı tutulur.

4. Panik / Anksiyete Bozukluğu
Anksiyete  ile vagus siniri arasındaki bağlantı iyi biliniyor.
Vagus siniri düzgün çalıştığı zaman sempatik “savaş ya da kaç” durumunu dengelemeye yarar. Vagus sinir disfonksiyonu, sempatik süreci beklenmedik şekilde yarım bırakarak aşırı uyarılma (hiperarousal), anksiyete, uykusuzluk, artmış kalp hızı ve dinlenememeye neden olur. Normal vagus sinir aktivitesi, savaş ya da kaç cevaplarını kontrol altında tutmak için gereklidir.

5. Bradikardi (Anormal derecede yavaş kalp atış hızı)
Bradikardi çok fazla vagal aktivite belirtisidir. Teknik olarak, bradikardi, dakikada kalp atış hızı 60 atım değerinin altında kalp hızı olarak tanımlanır. Maraton koşucularının kardiyovasküler spora bağlı olarak adaptif bir düşük kalp hızı var.
Azalan kalp hızı, senkop (geçici bilinç kaybı) veya bayılmaya yol açabilir. Bradikardi yetersiz kalp debisine, zayıf beyin perfüzyonuna ve senkop dönemine (bayılma) neden olur. Anormal derecede yavaş kalp hızı kalp debisini düşürür.
Nabız oranlarının düşük olduğu bazı profesyonel koşucular, kalp atış hızlarını arttırmak için koşarak kendilerini tedavi ederler.

6. Yutma Zorluğu
Vagus sinirinin primer motor bölünmesi, tekrarlayan laringeal sinirdir. Tekrarlayan laringeal sinir, bolus (yemek) geçiş sırasında vokal kord adduksiyonu üretmek için önemlidir ve öksürük refleksi sırasında glottik kapatmayı mümkün kılar. Tekrarlayan sinir hasarı vokal kord paralizisine neden olur. Semptomlar şunları içerir:
Disfaji – zorluk veya rahatsızlık yutma
Zayıf ses
Zayıf öksürük
Farengeal motor güçsüzlüğü ve aspirasyon riskini artıran bir larengofaringeal duyu eksikliği
Aspirasyon, maddenin orofarinks veya gastrointestinal kanaldan ses kutusu ve alt solunum yoluna girmesidir.

7. Gecikmeli Gastrik Boşaltım
Ayrıca, geciken gastrik boşalma olarak bilinen Gasteroparesis, bir zarar görmüş ya da az vagal sinir neden olabilir. Vagus siniri, peristalsis koordine eder. Peristalsis, gıdaları ileriye doğru iten dalgalı hareketler yaratan bağırsak kaslarının kasılması ve rahatlamasıdır.

Gecikmiş gastrik boşalma belirtileri şunları içerir:
mide bulantısı
mide ekşimesi
mide ağrıları
Karında spazmlar
kilo kaybı

8. Vazovagal senkop
Senkop ani, kısa süreli, postural tonus kaybı ile kendini gösteren, geçici bilinç kaybıdır. Ardından çabuk ve tam bir iyileşme gözlenir. Senkopun en önemli özelliği serebral hipoperfüzyondur (beyindeki yetersiz kan akışı). Vazovagal senkopun nedeni, kalp hızında hızlı bir düşüşü tetikleyen ve vasküler tonusta azalmayı tetikleyen bir refleksin aktivasyonudur. Bir vazovagal senkopun ilk anlarında kalp elektrokardiyografisinde kalp boşmuş gibi görülür, bunun sebebi vasküler tonusun azalmasıdır (empty heart syndrom.)

9. B12 Eksikliği
Tedavi gereği Vagus sinirinin bir kısmı cerrahi olarak çıkarılırsa (Vagotomi) ciddi bir yan etki olarak B12 eksikliğine sebep olur. Neden derseniz vagus siniri görevlerinden biri de midede parietal hücreleri uyararak asit ve intrinsik faktörü salgılamaktır. (instrink faktörü B12 emilimi icin gereklidir) Instrink faktörünün B12 yi absorbe etmesi gerekir. Vagus siniri disfonksiyonu ya da Vagotomi sonucunda intrinsik faktörü salınımı azalır bu da vitamin B12 emilimini engeller.
Vitamin B12 eksikliği – tedavi edilmezse – sinir hasarına, demansa ve ölüme neden olur.

10. Kronik enflamasyon
Vagus sinirine ilişkin hiçbir yazı / araştırma enflamasyondan bahsetmezse tamamlanmış sayılmaz. Genç ve sağlıklı insanlarda, enflamasyon kendi kendine çözülen lokal bir olaydır. Fakat doğuştan gelen bağışıklık sistemi (devamlı olarak pro-inflamatuar sitokin aktivitesi) vagus fonksiyon bozukluğu sebebiyle bozulabilir. Bu kronik enflamasyon hali sepsis, romatoid artrit, enflamatuar bağırsak hastalığı, multipl skleroz ve muhtemelen Alzheimer hastalığı gibi geniş bir hastalık yelpazesine sahiptir.

11. Öksürük Bozukluğu
Afferent sinir uçları, farinks, larinks ve hava yollarına (terminal bronşiol) ve akciğerin tamamının içine kadar uzanır. Ayrıca dış kulak yollarında (vagus sinirinin auriküler dalı veya Arnold siniri) ve yemek borusunda (özofagusta ) bulunabilirler. Duyusal sinyaller vagus ve larinks sinirleri aracılığıyla (traktus solitarius çekirdeğinde) beyin sapındaki öksürük merkezine (traktus solitarius) sinyal yollarlar. Öksürük refleksi, çok sayıda düzenlenmiş istemsiz kas eylemi dizisini içerir. Vagus fonksiyon bozukluğu gag refleksi gibi öksürük bozukluğuna da yol acabilir.

12. Nöbetler
Vagus siniri fonksiyon bozukluğu ve nöbetler arasındaki ilişki hala araştırılıyor. Vagus siniri stimulasyonunun klinik olarak ilk kullanımı refrakter epilepsi (tedavisi olmayan/zor, dirençli epilepsi) tedavisi içindi. Vagus siniri stimulasyonu tam olarak nasıl olduğu henüz açıklanamasa da nöbetleri sonlandırdı. Nöbetleri nasıl sonlandırdığı üzerine  şu an araştırılmaya devam etmekte olan üç hipotez var.

Peki Vagus sinirini nasıl uyarabiliriz ?

Ceviri: Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

 

Eğitim pazarlığı…

8DA7F21D-89ED-429F-A4FB-6CBB93950F65

Birkaç gündür yazsam mı – yazmasam mı derken şimdi klavye başındayım. Dün Gürol hocam bir paylaşımda bizim meslekle ilgili “… ömür boyu çıraklıktır. Çırak olmaktan hep onur duydum.” yazmış. Bunun üzerine bir çırak olarak kaç gündür aklımdakileri yazmasam ayıp olurdu…

Sizlerin eğitim hayatınız nasıldı bilemiyorum ama biz kaynağa, bilgiye ulaşmak için hep çabalardık. Çünkü böyle bilgilerin kaynağına ulaşmak kolay değildi….Usta çırak ilişkisi içinde yıllarca çalıştık, çalışıyoruz… Yıl başında kitap listeleri verilirdi. Bazı eserleri bulunamazdı. Kütüphaneler, sahaflar didik didik aranır, İstanbul’a Ankara’ya haber salınır, sonunda bir biçimde bulunurdu. O kitaplar sipariş edilir, ek işler yapılır, borç bulunur, kredi çekilir parası bir yerden karşılanırdı.

Şimdi herkes “hoca” ya bizim hocalar ne hocaydı ama… O derslerde hocanın ağzından çıkan her bir söz -ders dışı sözleri dahil- not edilir. Yazmaktan eline kramp girerdi. Çünkü hoca dediğin kişi bir bilgelik, ululuk taşır ağzından boş laf çıkmaz… sadece bildiğini paylaşmaz, yılların birikimiyle, sarih bir deneyim paylaşır… Yazmaktan hocayı dinleyemiyorsan, birşeyler kaçırmışsan sınıfı tekrar ederdin, bu kadar basit… Okul doğrudan bir yıl uzardı. Öyle yaz okulu, büt gibi kestirmeler yoktu… Bir yılda olgunlaştıramadığın bilgiyi bir iki ayda nasıl olgunlaştıracaksın ki… O yüzden çoğumuzun dersleri çift dikişti. Ama o notlar.. ne kıymetli bugün arasan hiçbir yerde bulamazsın… Derlenmiş, süzülmüş bilgi… O yüzden öğrenmek, öğrenmeyi talep etmek, ne olursa olsun bir kez daha baştan başlamak en azından beni hiç yormadı. O yüzden herhalde Murat hocanın okuldaki son dersine Türkiye’nin dört bir yanından eski mezunlar geldi son bir kere daha dinleyebilmek için…
Bazen taze öğretmenler hemen ileri seviye eğitimlere hevesleniyor halbuki eğitim tekrarı kadar öğretici birşey yok…
Provaya bırak gelmemeyi geç kalamazsın, orada edineceğin tecrübenin telafisi yok. O yüzden canın çıkmadıysa gidersin bunun mazereti yoktur. Olsa olsa seçimdir. Öğrenmeyi seçmek ya da seçmemek… Tabori’nin sözü sahne sanatı profesyonelleri için de geçerli bence “parayı havaya attığında yazı ya da tura geleceğini değil paranın havada asılı kalma ihtimalini de hesaplarsın”…
2000 yılından beri workshoplara katılıyorum. Bir bilgiye ulaşmak istiyorsam, birinden öğrenmek istiyorsam bir yolunu buldum. Olmadıysa da olmadı…

Niye yazıyorum bunları? Şimdiki eğitim anlayışındaki “kolaycılık” tavrı yüzünden yazıyorum… Aslında bizim alanda bu hep biraz böyleydi… İki adım göstersene ne olacak… şu yazıyı iki dakika düzeltsene ne olacak… elbette “ne olacak” “iki dakika yapılır” da buradaki söylem çok rahatsız edici… O iki adım için stres kırıklarıyla pratik yaptığını düşünmez kimse. İki satır yazacaksın diye kaç araba parası kitaba, derslere harcadığını düşünemez…

Öğrenciye kitap önerirsin nereden bulacağım diye sorar. Herşeyi google layan şahıs internette bulamıyorsa milli kütüphaneye gitmeyi akıl edemez… Hatta mümkünse tam olarak hangi kitapçıya gittiğinde kesin olarak kitaba ulaşacağının bilgisini ister.
Hem tiyatroda, hem yogada öğretmen arkadaşlarımla zaman zaman konuştuğum bir konu… Eğitim pazarlığı!
Bir öğretmen arkadaşıma eğitiminde Alsancak çok uzak, park yeri dert Urla’ya gelseniz diyenini duydu bu kulaklar…

Şimdi İzmir’e geleceğim bir atölye yapayım dedim. İlgilenen var mı var… Bir sürü mesaj aldım… Malesef çoğunun odağı farklı… anlayamadım, anlayamıyorum o yüzden yazıyorum hepimize hatırlatma olsun diye… Mesajların büyük çoğunluğu eğitim içeriği hakkında değil.
Sertifika verecek miyim?
Kitapçık verecek miyim? Çünkü not alamazmış… Kitapçık vermiyorsam slaytlarımı mail atar mıymışım?
Eğitime gelmeden okumalarını rica ettiklerim çokmuş malum çalışıyormuş okuyamazmış/bitiremezmiş…
Katılımcı kendisine travmaya duyarlı yoga hocası diyebilecek miymiş? (İki günde!)
Ne kadar indirim yapıyor muşum? Yapabilir misin değil…
Burs koşullarım nelermiş?

Biz böyle konuları konuşmaya utanan bir milletiz normalde… Bu gelen mesajlar “hoca” lardan olunca yazma mecburiyet hissettim. Arkadaşım ben aşı yapsam iki günde travma uzmanı olunmaz… Örneğin 8+5 yıl yüksek eğitim aldım 100+400 sayfa tez yazdım, jüriye girip savunma yaptım ancak öyle bana “uzman” dediler… ki zaten akademik bir kadrom olmadığı için onun da bir geçerliliği yok… Bir hocam var misal, bölüm başkanı profesör, hiç bir yerde kolay kolay görmezsin bu ünvanlarını “Balıklıova köy tiyatrosu yönetmeni” yazar en fazla…

Nedir bu kolay yoldan uzmanlık, hocalık hevesi… Not almadan, okumadan, çalışmadan çaba göstermeden, zaman ayırmadan nasıl olacak bu iş, sen biliyorsan bana öğret… Ben yıllardır çalışıyorum bu konuyu (travma) daha olmadım yani… Bessel’in eğitiminde Yale’den Harvard’dan uzman psikiyatristler var hala taze bilgi peşindeler… o yüzden bu “hocalık eğitimi” söylemini de yeniden düşünmek lazım…
Sonra ben vakıf değilim, okul değilim, üniversite değilim, zengin değilim niye “kesin olarak burs vermem gerekiyor” ya da “indirim yapması lazım” hissine kapıldın?
Bunun arkasından “İzmir çok uzak Ankara’ya ne zaman gelirsiniz?” Sorusu geliyor. Hatırlatmak istiyorum 9.000 km uzaktan geliyorum, talep eden olursa öğrendiğimi, bildiğimi paylaşayım diye…
En çok canımı sıkan da “çok istiyorum/ne zamandır bekliyorum” söylemi… ve ardından gelen ama-lar… Bildiğin kalbim kırılıyor bu özensizliğe…
Çok istiyorsan, bir yol bulunur… Ben başka türlüsünü anlayamıyorum…
Yani ekonomi hep zordu, zaman hep azdı, imkan hep kısıtlıydı ama çok istiyorsan bir yolla oldurursun. Olmuyorsa kısmet değilmiş der bir sonrakine plan yaparsın…
Yani benim de bu eğitimleri alayım diye cebime para koyan yok ki… bu bir çeşit alış veriş… Üstelik öylesine bilgi aldım sattım meselesi de değil…. Senin için 20 saatlik ya da 200 saatlik eğitimin arkasında yılların emeği var…
Sunay Demircan’ın harika bir yazısı vardı o yazıdan alıntı yapacağım. Hepimize hatırlatma olsun diye… Çünkü bir şey zaten iyi yazılmışsa yapılabilecek en iyi şey onu alıntılamak:

Doğulu Ma’arif demiş bugün eğitim dediğimiz ‘şey’e.
Ma’arif’in Türkçe karşılığı: Bilgi, kültür, beceri, öğretim-eğitim sistemi….
Ma’arif, Arapça “arafe” fiilinden türemiş bir kelime. İsim olarak, “bilgi” anlamına geliyor. Arif, tarif, marifet, maruf, irfan kelimeleri de aynı kökten türemişler.
Hepsi birbiriyle akraba. Ya örf nerede? Adap-erkan, pratik bilgi, misal ve tecrübe ile öğrenilen şeyler demek örf de.
İrfan: Bilme, öğrenme, pratik bilgi, usul ve örf bilgisi, aynı zamanda tanımak, bilmek anlamında kullanılıyor.
Türkçeye “eğitim” diye çevirmişiz.
Ma’arif’in karşılığını bulurken çok uğraşmışlar muhtemelen.
Andreas Tietze ve Nişanyan, etimoloji sözlüklerinde “eğitim” sözünün Divan-ı Lügat-ı Türk’den alındığı ve karşılığının iğitmek/iğdiş etmek olduğunu söylerler.
Eyüboğlu, “eğmek, bükmek…” der.
Merak ettim, sanskrit karşılığını aradım eğitimin. ‘Vidya’ diyorlar. Tespit etmek-bulmak; elde etmek; kazanmak anlamlarına geliyor.
Eğitimi alana, öğrenen karşılığı, “öğrenci” demeyi uygun bulmuşuz. Öğrenen kişi biraz edilgen durumda kalıyor tabii.
Eskiden talebe denirmiş. Arapça talaba’dan geliyor. Talip olan, talep eden anlamında. Öğrenene göre talep eden, bilgiyi gönüllü olarak istiyor.
Ma’arifet ve irfan için talep eden kişi…

Hoca, eğitmen, öğretmen,uzman…Talebe, öğrenci, çırak olmanın anlamını bir kez daha düşünelim istedim.

Ece Türkmut Dere

Om ile uyuyan bebek!?

 

Niyetimiz iyi bile olsa hata yapabiliyoruz ve eylemimizin sonucunu yanlış yorumlayabiliyoruz. Bebeklerin zihni ve ihtiyaçları yetişkinlerden çok farklı. Bu yüzden -işe yarıyor gibi gözükse de- standart reçeteler uygulayamayız. Bebekle duygusal olarak senkronize olmalıyız, böylece sezgisel olarak ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu sözsüz iletişimle anlayabiliriz.

Travmaya Duyarlı Yoga eğitiminden beri söylediğim bir şey var; Herkes travmayla çalışmak ya da interoceptive yoga eğitmeni olmak zorunda degil ama travma konusunda bilgili (trauma informed) olmalıyız. Tam da o videoyu vb. doğru yorumlamak icin..

Bebeklerin yüksek sese hassasiyeti vardır. Yüksek ses içgüdüsel bir uyarı vererek amigdalayi aktive eder.

Figure-2-Reaction-times-mean-SEM-to-auditory-black-circles-and-visual-targets.png

Sosyal medyada bu videoyu ilk izlediğimde çok rahatsız oldum. Video çok yayıldı, özellikle yoga ile ilgilenenler ve yoga eğitmenleri tarafından çok paylaşıldı. Baba ağlayan bebeğine Om diyor ve bebek uyuyor. Çoğu yorumda da şuna benzer şeyler  yazıyor: “Yoga her durumda işe yarar”…

Hayır efendim öyle olmuyor malesef… Videoyu izlerken çok rahatsız oldum çünkü bebek aşırı stres içindeydi ve babanın yaptığı aslında bebeği daha da strese sokuyordu. Sonunda çocuk  disasiasyona girdi yani bebek uyumadı ayrışmaya girdi. Travma konusunda bilgili iseniz -uzman olmaya gerek yok- bunu görmemek mümkün değil.

Perinatal sinirbilim konusunda uzman Dr. Nils Bergman (kendisi aynı zamanda “ten tene temas” konusunda yaptığı  çalışmayla bütün  dünyada tanınıyor) videoyu yorumlayan bir röportaj verdi.

Dr. Nils Bergman’ in Analizi:

  • Baba yüksek sesle monoton bir ton yapmaya başlıyor.
  • Yüksek sese anında tepki veriyor: irkilme, korku
  • 4 saniye sonra: kol ekstansiyonda, parmaklar yayılmış; teyakkuzda ve arayışta.
  • 5 saniye sonra: elini yumma, kavrama, göz kontağı yok, gözler kapanıyor; Korku evresi (durumu)
  • 2 saniye sonra: Takipne (aşırı hızlı solunum): sürekli devam eden tehditi teyit etme ve değerlendirme
  • 9 saniye sonra: hızlı solunuma devam ediyor ama artık donma durumuna geçti.
  • 7 saniye sonra: Hala solunumunda zorlanma var. Hala gergin, el hala büzülmüş, gözleri kapalı; Donma durumunu koruyor.
  • 3 saniye sonra: Esneme işareti aslında bu yavaş bir nefes alış, bebek uykulu değil; tehlike sinyali (otonomik bir oto dengeleme diyebiliriz) uyarı sinyali durdu; artık donma durumunda değil.
  • Sonunda: Göz teması arıyor, hala uyarılmış durumda, hala korku içinde .

Baba bebeğe bakmıyor, göz teması kurmuyor, bebeğin yüzündeki ifadeyi görmüyor, sessizce konuşmuyor, uzanan kollarını kavramıyor. Onun yerine bebeği aşırı yüksek bir sese boğuyor. Bebeğin kolları ekstansiyonda kaldı. Çünkü elleriyle temas kurup rahatlama sağlayabileceği birini bulmaya çalışıyor. Korkudan ya da kaçamadığı yüksek gürültüden ayrışmak icin ya da kendini “saklamak” icin sımsıkı  gözlerini kapatıyor. Çok hızlı nefes alıyor. Bebek panik modunda. Evet belki susmaya koşullandırılmıştır ya da bu çok yüksek titreşime alışmıştır. Böylece sessizleşiyor mu? Hayır panik içinde ve  kaçamıyor. Bunu “elektrik süpürgesi” sesinde de görüyoruz; bebekler aynı çaresizlikle yüksek sesi protesto ediyor ama bir süre sonra çaresizce ayrışma ve donma tepkisine giriyor.

Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Depresyon aslında Alerjik bir reaksiyon!

3e734d7ea588a6cecd8c8f90588bcaea

Yeni araştırmalar, depresyon olgusunun, inflamasyona karşı alerjik bir reaksiyondan kaynaklandığını ortaya koyuyor.

“İnflamasyon, bağışıklık sistemimizin yaralanmalara, enfeksiyonlara veya yabancı bileşiklere karşı doğal bir tepki vermesidir. Tetiklendiğinde, hücre içi iletişimi kolaylaştıran bir protein sınıfı olan sitokinler de dahil olmak üzere çeşitli hücreleri ve proteinleri kan dolaşımıyla pompalar. Depresyon yaşayan kişilerde de benzer şekilde sitokinler artar. İnflamasyon, genel olarak obezite, yüksek şekerli diyetler, yüksek miktarda trans yağlar, sağlıksız diyetler ve diğer nedenlerden kaynaklanır.”

Araştırmacılar ve doktorlar, küresel bir salgın haline dönüşen depresyon (Nörolojik olanlar dışında) mücadelesinde, inflamasyon semptomlarını tedavi ederek heyecan verici yeni bir boyut açıyorlar.

The Guardian’dan Caroline Williams konu ile ilgili haberinde şöyle yazıyor: “İyi haber şu ki, yapılan birkaç klinik çalışmada, tedaviye anti-inflamatuar ilaçlar eklenmesinin semptomları iyileştirmekle kalmayıp, tedaviye cevap veren kişilerin oranını da arttırdığını ortaya koydu, ancak bunu doğrulamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulacak. Ayrıca, Omega 3 ve zerdeçalın ekstraktı olan Curcumin’in benzer etkilere sahip olabileceğine dair kanıtlar var.”

Depresif dönemlerde sitokinler uçuşa geçiyor ve özellikle bipolar bozukluğu olan hastaların tetiklenmesine sebep oluyor. Normal” sağlıklı insanlar inflamatuar bir aşı (tifo vb) aldıktan sonra geçici olarak endişeli veya depresif hale gelir ki bu olgu da teoriye güvenirliği arttırıyor. Depresyonu tamamen “bulaşıcı bir hastalık” olarak yeniden sınıflandırmamız gerektiğini düşünenler var.

Kings College’ de psikiyatrist Carmine Pariante, “Depresyondaki insanların inflamasyon seviyelerini ölçebilen bir kan testinden beş ila on yıl uzaktayız.” diyor. Hem Pariante’ nin tahmini hem de diğer bilim insanlarının inflamasyon-depresyon teorisi doğrultusunda, potansiyel yeterli “iyileşme” beş yıl uzağımızda.

Beslenme – duygu durum ilişkisinin kuvvetli bağı ve tedavilerde beslenmenin önemi ile ilgili yazılar yakında 😉

 

Çeviri: Uzm. Ece Turkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Psikiyatri Travmayı Göz Ardı Etmeyi Bırakmak Zorunda!

c12dfb05341a20ca6a0ff4aa2517e242

Psikiyatrinin “travma” ile her zaman karmaşık bir ilişkisi olmuştur. Önceleri insanların sahip olduğu tuhaf semptomlara bakan bir disiplin olarak başladı; 1800’lerin sonlarında özellikle Paris’teki Salpetriere’de insanların travmaya çok tuhaf tepkiler verdikleri bulgulandı ve böylece 150 yıl önce histeri tanımı ortaya çıktı. Biraz ilgi hep vardı ama sonra bunu sonlandırdılar; histeri konusunda araştırma yapmaya izin verilmedi. Birinci Dünya Savaşı patladı ve çok büyük sayıda travmatize olmuş erkek, kadınlarla aynı semptomları gösteriyordu. Birinci savaştan eve dönenler korkunç tecrübeler yaşamıştı. Ciddi biçimde travmatize olmuş insanlar; muhtemelen Nazizmin yükselişi ile ilgisi var. Hepsi malingering* ile itham edildi.

Nihayetinde İkinci Dünya Savaşı… 1947’de savaş travması ile ilgili tek bir kitap yayınlandı ve 1982 yılına kadar hiçbir şey yoktu. Anlayacağınız uzun zaman alıyor… Hatta öğrenciyken kitaplarımdan birinde ensestin aşırı derecede nadir olduğu, aslında insanlar için iyi olduğu ve gerçekten büyük bir hasara neden olmayacağı; çünkü kadınlara ve kızlara aslında yasak olan ancak sonuç olarak zihinsel sağlıklarını koruyan bir şey yapmalarına izni verdiği yazıyordu. Yani psikiyatrinin uzun zamandır gerçekten travmayı görmek istemediği ve Psikiyatrinin İncil’i kabul edilen DSM ölçütlerinde yer vermek istemediği karmaşık bir ilişki var.

Meslektaşlarım ve ben, Ulusal Çocuk Travmatik Stres Ağı’nda, istismara uğramış ya da ihmal edilmiş, aileleri hapiste olan, aileleri uyuşturucu bağımlıları olan, anne ve babaları mevcut olamayan ve onlar için bulunmayan, milyonlarca çocuğun olmasa da yüz binlerce kişinin durumunu belirleyebilecek ve yetişkin olmalarına yardım edecek bir teşhis koymak için çok çalıştık. Gelişimsel Travma Bozukluğu adını verdiğimiz bir teşhis adı almaya çalışıyoruz. Bu problemle ilgili 20 bin çocuğa ilişkin veriler gönderdikten sonra, “Ah bu teşhis için aslında yeterli kanıtınız yok” cevabını aldık.

Gerçekte psikiyatrik bakım ve iyileşme arayan çok sayıda insan aslında travma geçirmiş insanlardır.

Bu yüzden şimdi tuhaf teşhislerle yaşıyoruz; Karşıt Gelme-Karşıt Olma Bozukluğu… insanlar neyin bu çocukların savunmasız veya soğuk veya karanlık hale getirdiğini sormuyor. Çocukların garip davrandığı herşeye bozukluk deniyor. Bipolar bozukluk; zihinsel olarak tutarsız olan çocuklar, duygular bir aşağı bir yukarı sürekli hareket ediyor.

Ve insanlar – psikiyatri gerçekten bunun arkasında ne var bakmak istemiyor. Sonuç olarak, bu bozuklukların kökeni olarak, sosyal koşullara bakmak yerine, bu çocuklar ilaçla uyuşturuluyor. Geçen yıl ABD’li çocuklara 18.1 milyar dolar değerinde psikotropik ilaç verilmiş ve bu ilaçlar insanları gerçekten sakinleştiriyor ama aynı zamanda beyindeki ödüllendirme sistemi üzerinde de etki ediyorlar ve bu ilaçlar merak, açıklık, deneme ve insanlarla etkileşimi azaltırlar.

Amerika’da bu ilaçlı çocukların “normal hayata katılım kapasitesi” açısından eksiklikle büyüyor olmasından son derece endişe duyuyorum. Öğrenme, orjinal olma, dahil olma, iş gücünün faydalı bir üyesi olma kapasitesinde ciddi bir eksiklikle büyüyorlar.

Dolayısıyla özellikle ABD’de travma konusunun ihmal edilmesi, yok sayılması çok ciddi bir halk sağlığı sorunudur.

Dr. Bessel van der Kolk

Yukarıda çevirisini yaptığım videonun orjinalini izlemek için:

Psychiatry Must Stop Ignoring Trauma, with Dr. Bessel van der Kolk 

*Malingering: İkincil kazanç sağlamak amacıyla zihinsel ya da fiziksel semptomların uydurulması. Fibromiyalji, kronik yorgunluk, kronik ağrı vb. semptomlar olarak bedende kendini gösterse de bu semptomların dikkat çekmek için uydurulduğu inancı.

Çeviri: Uzm. Ece Turkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Travmatik dönemlerde çocuklara destek olmak

d5a438d87f7f18c0311a08a4cd05d983

Ülke olarak zorlu zamanlardan geçiyoruz. Yetişkinler olarak olabildiğince uyum geliştirme becerisi içinde aldığımız her kötü haberi, şahit olduğumuz her talihsiz olayı sindirmeye, tolere etmeye çalışıyoruz. Tepemizde dolaşan kara bulutlarla ilgili sürekli bir bilgiye, sohbete, yayına, fotoğrafa maruz kalıyoruz. Biz bunlarla baş etmeye çalışırken çocuklara nasıl yardımcı olabiliriz? Bu uzun bir konu çok sayıda çalışma ve öneri var ancak aklıma gelenleri hızlıca paylaşmak istedim.

Travma şiddet, taciz, terör gibi olağandışı olaylardan kaynaklanabileceği gibi gündelik ve sıradan olaylardan da kaynaklanabilir. Çocuklar sık sık potansiyel olarak travmaya neden olabilecek olaylara maruz kalırlar. Ancak çocuklar doğaları gereği hem kırılgan hem de dirençlidir. Çocuğun stresi atlatıp atlatamayacağı tehdit sırasında ya da sonrasında yaşadıklarına bağlıdır. Çocuklar özellikle 8 yaşına kadar olan herşeyin “kendileri yüzünden” olduğunu düşünür. Çocuğa birşey söylediğinizde bu yüzden unutmaz. Kayda alır. Onlarla ilgili olmadığını anlatmak gerekir.  Öncelikle bebeklerin, okul öncesi çocukların ya da küçük çocukların “küçük” oldukları için olaydan “etkilenmeyecek” ya da “hatırlamayacak” olduğu mitlerini unutun. Çocuklar etkilenir ve hatırlar bu noktada önemli olan “yetişkin” ve “ebeveyn” olarak sakin, tutarlı ve sabırlı bir destek sunmaktır.

Her çocuğun travmaya yatkınlığı farklı olur. Yaş, erken dönem bağlanma ilişkisi, genetik eğilim, geçmişte yaşanan stresler bu farkı belirler. Çocuk ne kadar küçükse, daha büyük çocukların ya da yetişkinlerin etkilenmeyeceği olaylar onları daha çok sarsabilir. Bunun travmaya neden olan olayla ilgisi yoktur. Bununla birlikte tek bir olaya bağlı travma psikolojik değil, fizyolojiktir.

Çocuğun sarsıcı olayı atlatma kapasitesini geliştirmek için bazı öneriler sıralayacağım. Ancak bazen zor da olsa tüm bu önerileri uygulayabilmek için öncelikle sizin sakin ve sabırlı olmanız gereklidir.

Görebileceğiniz davranışlar: 

  • Aileden ayrılma korkusu
  • Bağımlı ve yapışan davranışlar
  • Agresif davranışlar
  • Daha az duygu gösteren çekingen davranışlar
  • Daha çok ağlama, sızlanma, tantrumlar, çığlık atma
  • Hedefsiz hareketler, organize olamayan tavırlar, donma tepkisi
  • Kendini rahatlatamama
  • Uyumakta zorlanma ya da sık sık uyanma
  • Öfke ve bıkkınlık gibi duyguları tolere edememe
  • Şahit olduğu bir sahne varsa, oyun vb içinde sahneyi tekrarlama

Daha erken yaşta görünen davranışlara dönme: 

  • Tuvalet problemleri
  • Parmak emme
  • Karanlık korkusu
  • Dil ve konuşma becerisinde gerileme
  • Hafıza problemi
  • Olduğu yaştan daha çocukça davranışlar

Travma sonrası stres semptomları: 

  • Travmatik olayı tekrar tekrar deneyimleme, yaşantılama, hatırlama
  • Uyuşma (duyguları ifade edememe)
  • Kaçınma (olayı hatırlatacağını düşündüğü şeylerden kaçınma)
  • Olayla doğrudan ilgisi olmayan yeni korkular geliştirme
  • Çevreyi keşfetmede, oyun oynamada isteksizlik
  • Normal gelişimsel becerilerini yapamama
  • Fiziksel semptomlar (karın ağrısı, baş ağrısı vb)

Neler Yapılabilinir? 

  • Çocuğu dinlemek için mevcut ve hep müsait olun.
  • TV, sosyal medya vb erişimini engelleyin.
  • Sakin bir ses tonu ile konuşun.
  • Çocuğun hislerini ciddiye alın “ağlama”, “geçti”, “bebek gibi davranma” vb  sözler sarfetmeyin
  • Çocuk konuşmak isterse konuşun, kesinlikle konuşmaya zorlamayın
  • Çocuk kucaklanmak, sarılmak, dokunmak vb fiziksel temas istiyorsa, teması o sonlandırana kadar sürdürün. Bolca sarılın.
  • Çocuğun ağlamasına izin verin.
  • Çocuğun duygularını ve fiziksel reaksiyonlarını tanımlayabilmesi için bir dil geliştirmesine yardım edin.
  • Bolca oyun oynayın, hayal gücünü kullanmasını ve hareket etmesini sağlayacak oyunlar üretin.

Çocuğun duyu farkındalığını geliştirmek için neler yapabiliriz? 

*Bolca oyun oynayın, hareket etmesini sağlayın. Bütün oyunlara siz de katılın. Oyunun temposunu çocuğunuz belirlesin.

  • Nefes egzersizi 

Travma ve kronik stres durumlarında nefes kaotiktir. Nefesi sakinleştirmek yardımcı olabilir. Elbette oturup nefes egzersizi yapmak çocuğun ilgisini çekmeyebilir. Bunu bir oyuna dönüştürün mesela köpük balon üfleyin. Nefeslerin alınışı ve verilişine dikkat vermesi ile ilgili yönlendirmeler yapabilirsiniz. Burundan derin bir nefes alıp köpüğü üfleyerek şişirmesini isteyebilirsiniz.

  • Duyu dili geliştirmek 

Bir kutuya farklı şekil, boyut ve dokularda nesneler koyun. (Taş, pamuk, kaygan bir oyuncak, değişik kumaş parçaları vb) Yine bir oyun ile çocuğunuzun gözleri kapalı bu nesnelere dokunmasını ve tanımlamasını ya da nesneyi tahmin etmesini isteyin.

Bütün nesnelere dokunduktan sonra bu nesnelere dokunmanın parmaklarında nasıl hisler yarattığını anlatmasını isteyin (batan, ağır, soğuk, yumuşak, gıdıklayan vb.)

Sonra tek tek bu nesnelere dokunduğunda kaslarındaki hisleri anlamasını sağlamak için karşılaştırma yapmasını isteyin. (hafif, ağır vb)

Başka bir yöntem de yiyecek üzerinden yapılabilir. Küçük kaplarda tatlı, tuzlu, baharatlı, ekşi vb. ve farklı dokularda yiyecekler hazırlayın. Yiyecekleri beraber tadabilirsiniz. Her tadımdan sonra su ya da kraker vererek ağzın içini temizleyin ki sonraki tadı ayırt edebilsin. Denediği her lokmanın tadını, dokusunu tanımlaması ve karşılaştırması için yukarıdaki yönergeleri kullanın.

Birlikte yemek yapabilirsiniz. Bir kek mesela; un, su vb farklı dokular ve kokulara teması olur ve yine yukarıdaki önermeleri kullanarak ifade yöntemleri geliştirmesine yardımcı olun.

Keşfettiği duyu ve duyguların listesini yapın.

  • Boyama 

Rastgele yapılan çizimler çocuğun kendini ifade etmesi için çok faydalıdır. Ayrıca Renklerle bir kodlama oluşturmasına yardım edebilirsiniz.

Mavi- üzgün

Turuncu- sinirli

Pembe- mutlu

Mor- enerjik

Kırmızı – kızgın, sıcak

Kahverengi – kasılmış

Boş bir insan/çocuk resmine ve kod sistemini görebileceği bir şekilde, o an hissettiği duyguları bedenin bölgelerinde boyamasını söyleyin. Bu yöntem rahatsız edici duyumların betimlenmesine yardımcı olur.

  • Meditasyon 

Yine nefes egzersizi gibi bir oyun eşliğinde zihni sakinleştirmek mümkündür. Ancak bunu duyu ve duyguları ifade edebilecek söz/ kelime dağarcığı arttıktan sonra yapmanız tavsiye edilir.

Zihin Kavanozu

Bir kavanoza su ve simler koyun. Şu sallayınca karışan biblolar gibi. Kendinize de bir tane yapın. Üzerine zihin kavanozu yazın. Oynamaya istekli olduğunda; “Bu kavanoz tıpkı benim aklımdaki düşünceler, duygular gibi… Senin kavanozunda da senin aklındaki duygular ve fikirler var.” diyerek açıklama yapın. Kavanozu sallayın, ve simlerin hareketini izleyin. Bir kaç kez tekrar edebilirsiniz. Sonra tekrar son bir sallamadan sonra “İçerideki duyguları merak ediyorum?” diyerek çocuğun gözlerini kapatarak kendine odaklanmasına aracı olun. 1 dakikadan fazla sürmesin. Sonra gözlerinizi açıp “Bugün içeride ne farkettin çok merak ettim?” diyerek onu konuşması için yüreklendirin.

  • İp Atlama

Hayali ip atlama oyunu. Gerçek bir ip kullanmayın çünkü yorulabilir ya da düşebilir. Bu oyun hayali bir iple oynandığında çocuğu harekete geçirir. Çocuğun ip atlarken başarılı bir kaçışı temsili olarak gerçekleştirmesine fırsat vermiş olursunuz.

Uzm. Ece Türkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Bütün Yoga Dersleri Travmaya Duyarlı Olmalı mı?

e2cbeff9efd8febae1ae7fe674b8dfab

Her yıl dünyadaki yaklaşık sekiz milyon yetişkin TSSB, Kompleks Travma vb yaşamaktadır. Küresel nüfusun yaklaşık % 7-8 i (kadınların yüzde onu ve erkeklerin yüzde dördü) yaşamlarının herhangi bir noktasında TSSB geliştirecektir. Aktif savaştan dönen sekiz askerden birinde TSSB var; yarısından azı yardım alabiliyor. Her beş kadından biri ve her 71 erkekten biri hayatlarının bir noktasında tecavüze uğruyor. Her dört kız çocuğundan biri ve altı erkekten biri, 18 yaşından önce cinsel istismar uğramış oluyor. Buna ek olarak, sadece yılda 2.9 milyon çocuk istismarı vakası ABD’de her yıl rapor edilmekte.

Türkiye’de her 3 kadından 1’i şiddete maruz kalıyor. Çalışan nüfusun %70’i mobbing yaşıyor. Trafik kazası, terör olaylarının artışı, hayatı tehdit eden bir hastalık ve hatta bir organın kaybı, ekonomik belirsizlik, insan hakları ihlallerindeki artış… Günlük hayatımızın parçası haline gelen stres artık artan dozlarda ve neredeyse kronik bir şekilde maruz kaldığımız bir olgu. Yukarıdaki rakamları okuduktan sonra, bu istatistiklere tekrar bakmak zorundayız. “Ayılma” kelimesi bu bulguların etkilerini yeterince iyi tanımlayamaz diye düşünüyorum.

Travma çok geniş bir yelpazeye yayılan semptomlarla kendini gösterir. Duygusal uzaklık, sosyal kaçınma, duygusal gel-gitler, şiddet içeren öfke patlamalarından hafıza kaybına, flashback-ler gibi zihinsel süreçler…  Ayrıca fiziksel olarak, hormon düzensizliklerinden, ağrılara, nefes darlığından, bağışıklık sistemi hastalıkları gibi çok çeşitli etkileri var. Ancak çoğu zaman belirli bir olay ya da hikaye ile ilişkilendirilmiyorsa kişi travmatize olduğunun farkında bile olmayabilir. Davranışları ya da fiziksel semptomların daha önce yaşanmış bir deneyimle alakasını kuramaz.

Psikolojik olarak zorlanan kişilerin çok azı profesyonel yardım alabiliyor ve bunu sürdürebiliyor. Hastaneler terapi için çok uygun ortamlar değil; hem doktorların yoğunluğu hem de çevresel tetikleyiciler açısından, bununla birlikte özel terapi almak için bütçeler her zaman müsait olmuyor. Tıpkı bel fıtığı olan birinin belirli sayıda fizyoterapi seansı gördükten sonra devamını getirmemesi gibi. Kişi fiziksel ya da zihinsel olarak biraz suyun üstüne çıktığını hissettiği noktada “normal” hayat rutinine geri dönmek zorunda kalıyor. Bu bilgiyi şöyle bir kenara koyalım…

Derslere katılan öğrencilerimizi düşünelim. Kimi omurga sorunlarına iyi geldiğini düşündüğü için, kimi stresini azalttığı için kimi sadece yogaya ilgi duyduğu için geliyor. “Yoga sadece bununla ilgili değil” dediğinizi duyar gibiyim. Tabi değil ama  konu bu değil. Eminim çoğumuz bir kez bile olsa öğrencimizin bizi “bilir kişi” ilan ettiği durumlarla karşılaşmışızdır. Fıtığı ile ilgili bir soru olabilir ya da bir solunum problemi ve belki daha fazlası psikolojik bir sıkıntı… Ve çoğumuz doktor, fizyoterapist ya da psikiyatrist/psikolog olmadığımız bilinciyle yaklaşırız bu sorulara. Cevap bizde değildir. Bizim cevabımız olsa olsa yoga ile ilgili olabilir… Yoga öğretmenleri olarak elbette biliyoruz ki sınıflarımız genel olarak huzur dolu, mağarasındaki meditasyondan yeni çıkmış ya da hayatı boyunca hiç yara almadan keyifle dans eden insanlardan oluşmuyor. Öğrencilerimizin arka plan hikayelerini bilmiyoruz ve bize asla söylemiyorlar, söylemek zorunda değiller. Zaten konu bu da değil ama eğitimde Dr. Jennifer West “her yoga eğitmeninin sınıfında iyi ihtimalle en az bir kişi travma hikayesi taşıyordur” diyor.

Yoga sınıfında, duygusal tetikleyicilere karşı uygun bir derecede farkındalık ve duyarlılık geliştirmek bizim görevimiz. Psikolojik travma hakkında çalıştıkça buna daha çok ikna oldum; Tıpkı beden ve hareket açısından anatomi ve kinesiyoloji çalıştığımız gibi, hiza-hizasızlık tartışmalarımız ve araştırmalarımız gibi, travma olgusunun biyolojisi, anatomisi ve fizyolojisiyle ilgili temel eğitimin yoga eğitmenlik eğitiminin ve sertifikasyonunun zorunlu bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Beynin ve vücudun kendisinin travma ile nasıl değiştiğini anlamayan yoga öğretmenleri, hiç istemeden ve farkında olmadan öğrenciye zarar verebilirler.

Yoga travma tedavisini desteklemek açısından müthiş fark yaratıyor. Yoga dersinin tedaviye destek  amaçlı / odaklı olması gerekmiyor. Travma yaşantısının hiç farkında olmayan birinin sadece yoga dersine katılması bile iyileşme etkisi yaratıyor. Ancak büyük bir paradoksun altını çizeyim:  Öğretmenin fiziksel ya da manevi/felsefi olarak farklı bir “otorite” figürü olması, travmanın bedende tutulması ve ders sırasında beden zihin bütünleşmesi ile yükselen duyumlar, ayrıca yoganın samimi doğasının sonucu yönlendirmelerle (konuşma-dokunma) yoga sınıfları, aynı zamanda travmanın tetiklenmesini özellikle olgunlaştıran ve zemin hazırlayan bir konuma dönüşüyor. Travma araştırmaları sırasında yapılan görüşmeler, yoga derslerinde travma hikayesi olan kişilerin tekrar travmatize olması (re-traumatized) olgusunun çok yaygın olduğunu ortaya çıkıyor. Buna hiç şaşırmadım. Benim şahsen yogaya başlamam hatta yoga eğitmeni olmamın ardında da böyle bir hikaye var; ve kendi deneyimlerimle ilgili sayısız örnek verebilirim. Bu yüzden yoga eğitmenlerinin travma konusunda bilgili (trauma informed)  ve travmaya duyarlı yoga konusunda bilgili olması önemli…

Bir yoga öğretmenim “travma” konusunda fazla endişeli olduğumu, ve ikili rolüm yüzünden (hem yoga eğitmeni olarak hem de TSSB geçmişim açısından) perspektifimin fazla duyarlı olduğunu söylemişti. “Herkes travma geçirmez!” demişti. Ne demek istediğini anlıyorum. Ama ekleme yapıyorum; herkeste AIDS, hepatit ya da kan yoluyla bulaşan bir hastalık da yok ama yine de önlem alıyoruz çünkü yeterli oranda risk var… Ya da fiziksel olarak kimseyi sakatlamamak için önemli ölçüde dikkat gösteriyoruz. Aynı yaklaşım burada da geçerli – travma genel popülasyon meselesidir ve derse katılan çoğu kişi için en azami ölçüde güvenlikli bir ders sağlamak için basit önlemler alınabilir.

Bütün Yoga Dersleri Travmaya Duyarlı Olmalı mı? diye sorarken herkes travmaya duyarlı yoga eğitmeni olmalı gibi bir imada bulunmuyorum. Hiç bir yoga eğitmeni Introceptive Yoga çalışmak zorunda değil elbette. Çünkü Interoceptive Yoga methodu özellikle, uzun yıllar yapılan çalışmalar sonucunda travma tedavisini desteklemek amacı ile şekillendirildi. (Insula üzerindeki etki üzerinden şekillendirilen bir çalışma.) Ama bütün yoga eğitmenleri travma konusunda bilgili olmalı (trauma informed yoga classes) diyorum. Bu öneriyi “Ahimsa” bağlamında tekrar değerlendirebilirsiniz.

Uzm. Ece Türkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2016

Travma Tedavisinde Yeni Yollar: Biraz Yoga Yapmayı Deneyin! (2. Bölüm)

9e2dfeab0b3509f05a9d556754f27e26

Bir kişi travmatik bir olay deneyimlediğinde, ardından gelen etkiler aşırı derece zorlayıcı olabilir. Travma sadece zihni değil aynı zamanda bedeni de ömür boyu etkiler. Dr. Bessel van der Kolk 40 yıldır TSSB /PTSD (travma sonrası stres bozukluğu) ve diğer travma rahatsızlıklarının tedavisi üzerine çalışıyor. Psychology Today dergisinde yayınlanan röportajının ilk bölümünü daha önce paylaşmıştım, şimdi sıra ikinci bölümde:

Duygusal beyni sevmek…

1. Aşırı uyarılma ile baş etme

Ana akım psikiyatrisi, son birkaç on yılda, ilaç kullanımının nasıl hissettiğimizi değiştirmesi üzerine odaklanmış durumda ve bu yaklaşım malesef aşırı ya da az uyarılma durumlarıyla başa çıkmanın kabul edilen yolu haline geldi. İlaçlar konusunu sonraki bölümde tartışacağım ancak öncelikle bizi bir omurga üzerinde tutmak için pek çok beceriye sahip olduğumuzu vurgulamalıyım. 5. Bölümde, duyguların vücutta nasıl kayıtlı olduğunu gördük. Vagus sinir liflerinin %80’i (beyni birçok iç organ ile birbirine bağlar) aferenttir; Yani vücuttan beyne doğru ilerler. Bu demektir ki, uyarılma sistemimizi, Çin, Hindistan gibi yerlerde eskiden beri kullanılan kadim ritüellerin bir ilkesi olan nefes, şarkı ve hareket şekliyle doğrudan eğitebiliriz. Ancak ana akım psikoloji ya da psikiyatri kültürü bu prensiplere şüpheyle “alternatif” olarak bakılıyor.

Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından desteklenen araştırmalarda meslektaşlarım ve ben, on haftalık introceptive yoga uygulamasının, herhangi bir ilaca ya da başka bir tedaviye yanıt vermeyi başaramayan hastaların TSSB semptomlarını belirgin bir şekilde azalttığını gösterdik. Neuro geri bildirimin, aşırı uyarılmış olan veya kendini kapatan çocuklar ve yetişkinler için odaklanmaya, dikkat vermeye zorlandıkları için özellikle etkili olabildiğini gördük. Sakin bir şekilde nefes alıp nazik bir fiziksel rahatlama durumuna geçmeyi öğrenmek, acı ve dehşet verici anılara erişirken bile iyileşmenin en temel araçlarından biridir. Kasıtlı olarak yavaş nefes almanın, parasempatik etkiyle uyarılmışlık halinizi frenlediğini fark edebilirsiniz. Solunuma odaklanmaya ne kadar çok zaman harcarsanız o kadar çok faydasını göreceksiniz; özellikle de nefes verirken sonuna kadar dikkat edin ve sonra tekrar teneffüs etmeden önce bir an bekleyin. Solunuma devam ederken ve akciğerlerinizde hareket eden havayı fark edin, oksijeninizin vücudunuzu beslerken ve dokularınızı canlandırdığını düşünebilirsiniz. 17. bölümde bu basit uygulamanın bütün vücuttaki etkilerini belgeledik.

Duygusal düzenleme, travmanın ve ihmalin etkilerini yönetmede kritik bir konudur. Öğretmenler, ordu çavuşları, koruyucu aileler, ebeveynler ve en önemlisi zihinsel sağlık uzmanları duygusal düzenleme tekniklerinde tamamen eğitim görseydi, bu muazzam bir fark yaratırdı. Şu anda hala olgunlaşmamış beyinleri ve dürtüsel davranışı günlük olarak ele alan ve genellikle onları idare edebilen ağırlıklı olarak yetenekli anaokulu ya da ilkokul öğretmenleri.

Ana akım Batı psikiyatri ve psikolojik iyileştirme gelenekleri, kendi kendine yönetime (self-management) çok az ilgi gösterdi.

Batılıların ilaç ve sözlü terapilere güvenmesinin aksine, dünyanın dört bir yanından gelen diğer gelenekler konsantrasyon, hareket, ritim ve eyleme güvenirler. Hindistan’daki yoga, Çin’deki Tai Chi ve Qigong ve Afrika’daki ritimsel davul sadece birkaç örnektir. Japonya ve Kore yarımadası kültürleri, amaçlı hareketlerle ve anda kalmaya odaklanan dövüş sanatları yarattılar, ki bu beceriler travmatize olmuş bireylerde hasar görmüştür. Aikido, Judo, Taekwondo, Kendo ve Jujitsu ve Brezilya’dan Capoeira örnek olarak gösterilebilir. Bu tekniklerin hepsi fiziksel hareket, solunum ve meditasyon gerektirir. Yoga dışında, bu popüler Batı dışı, iyileşme geleneklerinden azı TSSB tedavisi için sistematik olarak incelenmiştir. Ancak introceptive yoga üzerine bulgularımız diğer yöntemler için de fikir oluşturmaktadır.

2. Mindfulness / Farkındalık olmadan zihin olamaz

İyileşmenin temeli “benlik” bilincidir. Travma tedavisinde en önemli ifadeler “Fark et” ve “Şimdi ne oluyor?” dur. Travmatize insanlar görünen o ki dayanılmaz hislerle yaşarlar: Bu tolere edilemez duyumların yarattığı kalp kırıklığı, göğsünde ya da karnındaki sıkışıklık vb.  kendini gösterir. Yine de bedendeki bu hislerden kaçınmak, onlara karşı duyulan hassasiyeti arttırır. Beden bilinci, iç dünyamızla organizmamız arasında temas sağlar. Sadece rahatsızlığımızın, sinirliliğinizin ya da kaygılı olduğumuzun farkına varmamız bile  perspektifimizi değiştirmemize yardımcı olur ve otomatik, alışılmış tepkiler dışında başka yeni seçeneklere kapı açar. Farkındalık (mindfulness) duygularımızın ve algılamaların geçici doğasıyla bizi bir araya getirir. Bedensel duyumlara odaklandığımızda duyguların dalgalanmasını ve akışını fark edebiliriz, böylece onlar üzerindeki kontrolümüzü arttırabiliriz.

Travmatize olmuş insanlar genellikle duygulardan korkarlar. Failler değil (onları incitmeye çalışanlar değil) ama şimdi kendi fiziksel duyumları düşmandır. Rahatsız edici duyumlardan kaçmak bedenin donmasına ve zihnin kapanmasına sebep olur. Travma geçmişte gerçekleşmiş olsa da duygusal beyin travmadan muzdarip olan kişiyi korkutup çaresiz hissettirecek duyumlar üretir. Çok sayıdaki travma mağdurunun yeme – içme konusunda, bağımlılıkta kompulsif davranışlar geliştirmesi, cinsel ilişkiden ve pek çok sosyal etkileşimden kaçınması şaşırtıcı değildir: duyumsal dünyaları büyük ölçüde insanın tolere edebileceği sınırların dışındadır. Değişim için iç deneyimlere kendinizi açmanız gerekir. İlk adım, zihninizin duyularınıza odaklanmasına izin vermektir. Zamansız, sürekli travma deneyiminin aksine, fiziksel duyumların geçiciliğini ve bedenin vücut pozisyonundaki hafif akışlarla, nefes değişimleriyle, düşüncede gerçekleşen değişime nasıl yanıt verdiğini görmektir. Fiziksel hislerinize bir kez dikkat vermeyi öğrendiğinizde, bir sonraki adım onları “Ben endişeli hissettiğimde göğsümde ezici bir his hissediyorum” gibi etiketlemektir. Böylece bu duyumların nasıl sürekli aktığını ve değiştiğini fark etmeye başlayabilirsiniz.

Farkındalık pratikleri sempatik sinir sistemini yatıştırır, böylece Savaş – Kaç konumuna atılıverme olasılığınız azalır. Fiziksel tepkilerini gözlemlemeyi ve tolere etmeyi öğrenmek, geçmişi güvenle gözden geçirmek için ön şarttır. Şu anda ne hissettiğinizi tolere edemiyorsanız, geçmiş yaşantının ortaya dökülmesi yalnızca perişanlığı artırıp sizi daha da travmatik hale getirir.

Vücudumuzdaki karışıklığın sürekli bir akış halindeliğinin farkına vardığımızda rahatsız edici bir his yükseldiğinde ne olursa olsun tolere edebilmeye başlarız. Bir dakika göğsünüz sıkışır, ancak derin bir nefes alıp solunuma devam ettiğinizde, bu his yumuşar ve belki de omzunuzda bir gerginlik farkedebilirsiniz ya da başka bir şey izleyebilirsiniz. Artık derin bir nefes aldığınızda neler olduğunu keşfetmeye başlayabilir ve kaburganızın nasıl genişlediğini görebilirsiniz. Kendinizi daha sakin ve daha meraklı hissettiğinizde omzunuzdaki o duyuma geri dönebilirsiniz. Omuzunun bir şekilde etkilenmiş olduğu bir bellek/anı spontan olarak ortaya çıktığında şaşırmazsınız.

Bir diğer adım da düşüncelerinizle fiziksel duyumlarınız arasındaki etkileşimi gözlemlemektir. Bedeninizde belirli bir düşünce nasıl kayıtlı? (“Babam beni seviyor” veya “Sevgilim beni terk etti” gibi düşünceler farklı duyumlar üretiyor mu?) Vücudunuzun belirli duyguları veya anıları nasıl organize ettiğinin farkında olmak, hayatta kalabilmek için öğrendiğiniz duyum ve dürtüleri serbest bırakma olasılığını ortaya çıkarır. 20. bölümde, tiyatronun faydaları üzerine, bunun nasıl işlediğini daha ayrıntılı olarak anlatacağım.

3. İlişkiler

Ard arda yapılan araştırma üzerine araştırma, iyi bir destek ağına sahip olmanın travmatik hale gelmeye karşı en güçlü tek korumayı oluşturduğunu gösteriyor. Güvenlik ve terör birbiriyle uyumsuzdur. Dehşete düştüğümüzde hiçbir şey güven veren bir ses ya da güvendiğimiz birinin kucak açması gibi sakinleştiremez. Korkmuş yetişkinler de dehşete düşmüş çocuklarla aynı biçimde rahatlama tepkisi gösterebilir; Nazik bir biçimde kucaklayın ve hafifçe sallanın! Sizinle ilgilenen kişi daha büyük ve güçlü olursa daha güvende hissederek dinlenebilirsiniz (uyursunuz). Toparlanmak için, zihin, beden ve beyin “bırakıverme”nin güvenli olduğuna ikna edilmeli. Bu, ancak visseral düzeyde güvende hissettiğinizde gerçekleşir; Geçmişte çaresizlik hissettiren anıyla, şu anki güvenlik hissi birleştirmeye izin verin.

Saldırı, kaza veya doğal felaket gibi akut bir travmadan sonra, kurtulan kişiler için tanıdık insanların, yüzlerin ve seslerin varlığı gereklidir; fiziksel temas, gıda, sığınma evi veya güvenli bir yer, ve uyku… Yakından veya uzaktan sevdiklerinizle iletişim kurmak ve kendinizi güvende hissedeceğiniz bir yerde, aile ve arkadaşlarınızla mümkün olan en kısa sürede bir araya gelmek çok önemlidir. Bağlanma modellerimiz tehdide karşı en büyük korunmadır. Örneğin, travmatik bir olaydan sonra ebeveynlerinden ayrılan çocukların uzun vadede ciddi olumsuz etkilere maruz kalmaları ihtimali çok yüksektir. Bir çalışma II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’de Blitz’te yaşayan ve Alman bombardıman saldırılarına karşı korunmak için kırsal bölgeye gönderilen çocukların, aileleri ile birlikte kalan ve geceleri barınaklarda geçiren ve yok edilmiş binalar ve ölü insanlar gibi korkutucu görüntülere dayanan çocuklardan çok daha kötüye gittiğini göstermiştir.

Travma geçirmiş insanlar ilişkiler bağlamında iyileşirler: Aileler, sevdikleriniz, AA toplantıları, gazi organizasyonlar, dini topluluklar veya profesyonel terapistler vb. Bu ilişkilerin rolü, utandırıcı, öğüt veren veya yargılanmış hissettirmeden fiziksel ve duygusal güvenlik sağlamaktır; ve mağdurlarının, gerçeği tolere etmek, gerçekle karşı karşıya gelmek ve bunu işlemek için cesaretini güçlendirmektir. Gördüğümüz gibi, beyin devreleri ağının çoğu başkalarıyla uyumlanmaya adanmıştır. Travmadan kurtulma, diğer insanlarla (tekrar) bağlantı kurmayı gerektirir. Bu nedenle, ilişkiler bağlamında oluşan travmanın iyileştirilmesi trafik kazaları veya doğal felaketlerden kaynaklanan travmadan daha zor olmaktadır. Toplumumuzda, kadınlarda ve çocuklarda en sık görülen travmalar, ailelerinin veya yakın arkadaşlarının elinde gerçekleşir. Çocuk istismarı, taciz ve aile içi şiddet, sizi sevmesi gereken kişiler tarafından uygulanmaktadır. Bu, travmatize edilmeye karşı en önemli koruma kalkanını mahveder.

Sizinle ilgilenmesi, bakım ve korunma için doğal olarak döndüğünüz kişiler sizi korkutur veya reddederse, kapanmayı ve hissettiğiniz şeyleri göz ardı etmeyi öğrenirsiniz. 3. bölümde gördüğümüz gibi, sizinle ilgilenen kişiler size sırt çevirdiğinde, korkmuş, öfkeli veya sinirli hissetmek ile başa çıkmanın alternatif yollarını bulmanız gerekir. Terörünüzü tek başınıza yönetmeye çalışmak bir başka problemin ortaya çıkmasına neden olur: Ayrışma, umutsuzluk, bağımlılıklar, panik duygusu ve yabancılaşma, kopukluk ve patlamalarla yıpranan ilişkiler.

Bu öyküye sahip hastalar, uzun zaman önce olan olayla şu an hissettiklerinin ve davranış biçimlerinin bağlantısını nadiren farkederler. Onlar için herşey yönetilemez görünmektedir. Rahatlama, olanları kabul edip, mücadele ettikleri görünmez iblisi tanıyıncaya kadar gerçekleşmez. Hatırlatayım, örneğin 11. bölümde, pedofil papazların istismar ettiği insanlar, düzenli olarak spor salonuna gittiler, anabolik steroidler aldılar ve öküz kadar güçlülerdi. Ancak bununla birlikte, röportajlarımızda çoğu zaman korkmuş çocuklar gibi davranıyorlardı, içerideki yaralı çocuklar hala çaresiz hissediyordu. İnsan teması ve uyumu, fizyolojik özdenetimin kaynağı olmasına rağmen, “Yakınlık” sözü genellikle incinme, ihanet ve terk edilme korkusunu uyandırır. Utanç bu konuda önemli bir rol oynamaktadır: “Ne kadar çürük ve iğrenç olduğumu öğreneceksin ve beni tanımaya başlar başlamaz beni terk edeceksin.” Çözümlenmemiş travmanın, ilişkiler üzerinde korkunç bir bedeli vardır. Sevdiğin biri tarafından saldırıya uğradığın için kalbiniz kırılmışsa, bir daha canınızı yakmamak için kalbinizi yeni birine açmaya korkuyorsunuz demektir. Hatta aslında, sana tekrar zarar verme ihtimaline karşı sen onlara zarar vermeye çalışıyor olabilirsin.

Bu durum iyileşmeye karşı gerçek bir meydan okumadır. Travma sonrası reaksiyonların yaşamınızı kurtarma çabaları ile hareket etmeye başladığını fark ettikten sonra, iç ritminizle (veya kakofoninizle) yüzleşmek için cesaret toplayabilirsiniz, ama bunun için yardıma ihtiyacınız olacaktır.

Size eşlik edecek kadar güvendiğiniz birini bulmanız gerekir, duygularınızı güvenle tutabilen ve duygusal beyninizdeki acılı mesajları dinlemenize yardımcı olabilen biri…

Terörünüzden korkmayan ve en karanlık öfkenizi karşılayabilen bir rehber lazım. Kendinizden çok uzun süre saklamak zorunda kaldığınız bölünmüş deneyimleri keşfederken bütünlüğünü koruyabilmeye yardımcı olabilecek biri… Yoğun olarak travmatize olmuş bireylerin bir çapaya ihtiyacı var ve bu işi yapmak için çok sayıda yönlendirmeye…

4. Profesyonel Terapist Seçimi

Yetkili travma terapistlerinin eğitimi, travmanın gerçek etkisini öğrenmek, istismar ve ihmali iyi tanımak ve hastalara yardımcı olabilecek  çok sayıda çeşitli tekniklerin ustalığını kullanarak; danışanı dengelemek ve sakinleştirmek, travmatik anıları boşaltmaya yardımcı olmak, tekrar dinlenebilmesi (rest) için zemin hazırlamak, hastaları eski hallerindeki kadınla ve erkekle temasa geçirme becerileri gerektirir.

İdeal olarak terapist de hangi terapiyi uygularsa uygulasın alıcı tarafta olacaktır. Terapist için kişisel mücadelesinin ayrıntılarını danışan ile paylaşmak uygunsuzdur ve etik değildir, ancak terapiste hangi terapi biçiminde eğitim aldığını sormak konu travma olduğunda son derece mantıklıdır; bu eğitimi ya da beceriyi nerede edindiler ve sana önerdiği bu terapiden kişisel olarak nasıl bir fayda gördüler.

Travma için “tercih edilen tedavi şudur” diye bir kavram yoktur, ve kendi özel yönteminin sorunlarınıza verilen tek çözüm olduğuna inanan herhangi bir terapistin iyileşmeniz yolunda yardımcı olmak için emin adımlar atan birinden ziyade sadece bir ideolog olduğundan şüphelenebilirsiniz. Hiçbir terapist muhtemel her etkili tedaviyi bilemez, ve kendi önerdiği yöntemler dışında başka tedavi seçeneklerini araştırmanız için alanlar (kişiler/yöntemler) sunmak zorundadır. Ayrıca sizden öğrenmeye açık olmalıdır. Hastanın kendini güvende hissetmesinde ve anlaşıldığını hissetmesine yardımcı olduğu sürece cinsiyet, ırk ve kişisel geçmiş konuyla alakalı olabilir.

Bu terapistle temelde rahat hissediyor musun? Kendi bedeninde ve sizin yanınızda bir insan olarak rahat hissediyor gibi görünüyor mu? Güvende hissetmek, korkularınız ve endişelerinizle yüzleşmeniz için gerekli bir şarttır. Sert, yargılayıcı, her şeyi çözmüş görünen ukala, ajite ya da katı bir terapist seni muhtemelen korku, dışlanma, aşağılanma hislerine terk edecektir ve bu tavır travmatik stresi çözmeye yardımcı olmaz. Ayrıca sizi tedavi eden kişinin birazcık bile etkili olduğunuzu düşünmüyorsanız, siz de büyüyüp değişebileceğinizi düşünmezsiniz.

Kritik soru şudur: Terapistinizin, sizin kim olduğunuzu öğrenmek için merak duyduğunu hissediyor musunuz? ve “genel geçer TSSB hastası ya da travma hastası değil” sizin ihtiyacınız olanı öğrenmekle ilgilendiğini hissediyor musunuz? Yoksa sadece bir tanı anketindeki semptomların listesini mi temsil ediyorsunuz ya da terapistiniz içinde olduğun durumdaki davranışlarını, neyi neden yaptığını ya da düşünce biçimini anlamak için sana zaman ayırıyor mu? Terapi, işbirliğine dayalı bir süreçtir – benliğinizin karşılıklı olarak araştırılmasını içerir. çocukluğunda kendine bakmakla yükümlü kişiler tarafından şiddete maruz kalan hastalar genelde kimse ile güvende hissedemezler…

(Introceptive Yoga ile ilgili bölüm yakında…)

Çeviri: Uzm. Ece Türkmut

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2016

THE BODY KEEPS SCORE by Dr. Bessel van der Kolk. Copyright © 2014