Yoga Pratiği ile Rıza Kültürü Oluşturma

90e0b09d448307a1c81d564575cb7569

Yoga Pratiği ile Rıza Kültürü Oluşturma

Travmaya Duyarlı Yoga ya da travma bilgili yoga / hareket çalışmalarında dokunma meselesini uzun uzun anlatıyorum. Hafta sonu yaptığım son eğitimde üzerine çokça konuştuğumuz bir konu olduğu için yazmak istedim. 

Özellikle ülkemizde kişisel alan ve kişisel sınırlarla ilgili bilgi ve davranış muğlaktır.  Kişisel alan/ sınır kavramı kültürel olarak pek bilinmez ve anlaşılamaz. Dolayısıyla çok fazla ihlal vardır. Sıra beklerken önümüzdekilerin dibine gireriz, kaldırımda alan olmasına rağmen öteki kisilerin dibinden geçeriz,   toplu taşımada nefesler birbirine karışacak kadar yakınlaşırız, halbuki o noktanın bir adım ötesi olsa olsa sarılmak ya da öpüşmektir. Tanımadığımız çocuklara hiç çekinmeden, düşünmeden dokunur, öper, yanağından kesme alırız. Liste daha uzar gider… Tam da bu yüzden özellikle ülkemizde konuyu gündeme getirmek ve hatta tartışmaya alan açmak için “Rıza Kartları” ndan bahsetmek istiyorum. 

Dokunmak ve dokunulmak karmaşık bir mesele. Bir başkasına fiziksel yakınlık gösterme konusunda aslında hemen oluşan derin ve hassas bir şey var. Dokunma güven ister ve kırılganlığı ortaya çıkarır; birbirine bağlanırken, kişilerden biri güvenlik açığına izin vererek kendi bedenindeki özel alana diğerinin girmesine izin verir.

Çoğu yoga stüdyosunda, eğitmenin fiziksel yönlendirme yapması, yoga uygulanmasının onaylanmış bir parçası haline gelmiştir. Ve diğer geleneksel uygulamalar gibi, normalleşmeyi sorgulamak bazen zorlaşır; Başka bir deyişle, bir stüdyo alanını yöneten bir dizi söylenmemiş kurala katılmamak ya da itiraz etmek zor olabilir.

Bazı öğrenciler yoga eğitmeninin istikrarlı ve bilgili bir biçimde onları pozda derinleştirmesini teşvik edebilirken, diğerleri – belki de travma deneyimi olanlar veya kronik ağrı çekmiş olanlar – yönlendirme ile ilgili daha karışık duyu ve duygulara sahip olabilirler. Aslında, herkesin dokunulma isteği günden güne, andan ana değişebilir.

Birçok yoga topluluğu, kültürel paylaşım, kapitalizm, ırkçılık, beden pozitifliği ve feminizm gibi konuların, yoga alanlarını nasıl dönüştürdüğü üzerine tartışmalarla, sosyal ve politik sorunların kişisel pratiğimizi nasıl etkilediğini anlamaya başladı. Bu yüzden bütünsel ve somutlaşmış bir hareket olarak, yoga / hareket öğretmeni fiziksel bileşenlerle birlikte rıza politikasını dikkate almalıdır.

Rıza birçok yerde tartışılmıştır, ancak çoğunlukla ve doğal olarak cinsel şiddete, utanca meydan okuyan, aynı zamanda hayatta kalanı destekleyen feminist harekete dayanır. Ancak, rıza hakkındaki argümanlar cinsiyetin ötesine ulaşır, daha geniş olarak ele almak gerekir; Fikrimizi değiştirmek için evet ve hayır diyebilmek, her durumda cinsiyet ayırmadan, her insan için geçerlidir.

Yoga, pozda düzeltme yapılması gerektiği fikrini taşıdığından, yoga eğitmenleri de kendi üzerlerinde baskı hissedebilirler; Bu baskı, öğretmenlerin  fiziksel olarak yardım / düzeltme yapmazlarsa, yeterince iyi olmadıklarını hatırlatan ince bir mesaj bile olabilir. Ayrıca dokunmak için gerçekten güvenilir bir onay alma konusundaki belirsizlik, ek stres yaratabilir.

Bir yoga öğretmeni öğrencilere sınıfta yüksek sesle  “Size elle düzeltme / yönlendirme yapabilir miyim?” diye sorabilir. Ama birçok sebepten dolayı, bu soru kolay ve anlaşılır bir cevabı sınırlar; Topluluğun içinde  samimi ve cömert bir teklife kaba davramamanız gerektiği öğretilmiştir. Dolayısıyla cevap güvenilir olmayabilir.  Rızanın normal veya doğal olmadığı, fiziksel haklarının sıklıkla sorgulandığı bir sosyal dünyada öğrencinin ihtiyaçlarını ifade etmesi utanç verici, zorlayıcı veya hatta imkansız olabilir.

Yoga kültürünün birçok yönü bize genellikle bedenlerimizi ve zihinlerimizi tam olarak bilmediğimizi hatırlatıyor – aslında bağlantıyı koparmaya teşvik de ediyor olabilir miyiz? Yoga dersinde bir rıza kültürü oluşturmak, sadece biriyle bağlantıya geçmek ve dokunmak için izin istemekten çok daha fazlasıdır. Kendimizi ve bedenlerimizi tanımadığımızın altı çizilirken; sosyal dünyadaki aktif savunmamıza yönelik bir sorgulama oluşur. Böylece kişisel sınırlarımızı aşmaya teşvik ediliriz.

Bir rıza kültürü oluşturmak ise, bu kimlikleri ve geçmiş deneyimleri bedenimizde birbirimize gösterme şeklimizin, nefes alanımızın ve eylemlerimizin bir parçası olduğunu bilerek, birçok farklı kimliğe ve hayat deneyimine değer verdiğimiz ve saygı duyduğumuz anlamına gelir. Sınırlar, kendini onaylama ve seçim yapma hakkındaki konuşmaları normalleştirmekle ilgilidir.

Dokunmak önemlidir. Aynı zamanda güzel bir yoga çalışmasına yaşamının bir bölümünü ayırmış bir kişinin bilgisini, fiziksel bir yolla aktarma pratiği yapmasına izin vermek de önemlidir.

Bu nedenle, öğrencilerin uygulamaları sırasında “Evet” ile “Hayır” arasında geçiş yapmasına izin veren rıza kartları gibi araçları önemli buluyorum.

Travma bilgili yaklaşımlarla, Kuzey Amerika’da oldukça yaygın kullanılan bu kartlar ilk olarak 2013 yılında Christian Slomka and Jamilah Maiika tarafından Toronto’da önerildi. 

Slomka bir röportajında şöyle demişti: “Bir insanın neler yaşadığını ve dokunmanın bir tetikleyici olup olmadığını her zaman bilemeyiz (özellikle rıza olmadan). Tecavüz ve cinsel istismar, rızaya önem göstermeyen bir kültürde devam edebilir. Rızanın bizim için önemli olduğunu göstererek, kültürde bir değişimi güçlendirebileceğimize inanıyorum. Nihayetinde rıza, daha güvenli bir alan geliştirmemize yardımcı olacaktır. ”

Ülkemizde belki bu kartlar öğrenciler tarafından pek anlaşılmayabilir; tam da bu noktada “Rıza” olgusunu konuşmak, düşündürmek için tohum atabiliriz. Travma bilgili sınıflarda bu, olmazsa olmaz uygulamalardan biridir. Ve bence büyük bir fırsattır. Bu kartları dahil ederek, yoga eğitmenleri öğrencilerine hayati bir mesaj verir… Seçim sana ait.

Rıza kartları, bir stüdyonun ya da öğretmenin kültürüne iyi entegre olmuşsa, topluluklarının bilinçli bir seçim yapma, hesap verebilirlik ve öğrencinin kendi bedeniyle ilgili kararına öncelik verdiğini vurgulamaktadır. Herkesin kişisel farkındalığını  geliştirmesine, hem öğretmenlere hem de öğrencilere, düzeltmeleri / yönlendirmeleri, sunma ve alma süreçlerinde yetki vermesini sağlar. En önemlisi, birbirimizle, gerçekten konuşmamız gereken iyileştirici toplum olgularını oluşturmaya devam edebilmemiz için bu konuşmaları yapmamız gerekir.

*Derslerimde kullandığım kartlardan esinlenerek kendi dersiniz için kartlar oluşturabilirsiniz 🙂

Uzm. Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut Dere 2019

 

Reklamlar

Çocuklar için öz düzenleme önerileri

Çocuklar için öz düzenleme önerileri

Çocuklar endişe, üzüntü, korku, öfke vb hislere kapıldıklarında ya da aşırı uyarıldıklarında sözle telkin etmek pek bir işe yaramaz. Duyusal olarak da desteğe ihtiyaç duyarlar. Çocukların regülasyonuna yardımcı olabilecek bazı öneriler paylaşmak istiyorum. Bu önerileri bir reçete gibi algılamak yanlış olur. Her durum özeldir ve her çocuğun ihtiyacı farklıdır; ama bu öneri ve oyunları deneyebilirsiniz.

  • Ara vermek 🙂
  • Köpüklü balon üflemek.
  • Rüzgar çarkı üflemek.
  • Sakız çiğnemek.
  • Spor lastiklerini çekiştirmek.
  • Sert bir şekeri emmek.
  • Smootie gibi yoğun bir içeceği pipetle içmek.
  • Suyu pipetle köpürtmek.
  • Buz emmek.
  • Serin su içmek.
  • Organik hoş kokulu yağlarla oynamak. (Sürmek, koklamak vb)
  • Müzik dinlemek.
  • Sesli kitap dinlemek.
  •  Doğa sesleri dinlemek.
  • Yürüyüş yapmak ya da bisiklete binmek. (Çocuklar, hava nasıl olursa olsun her gün  açık havada yeterince vakit geçirmelidir.)
  • Sert olmayan zeminlerde zıplamak. (Örn. yatak, koltuk, trambolin)
  • Salıncakta sallanmak.
  • Lego ile oynamak.
  • Yap-Boz ile oynamak.
  • Tebeşir  ile çizim yapmak.
  • Resim yapmak/boyamak.
  • Bir kediyi ya da köpeği sevmek.
  • Ağaca tırmanmak.
  • Sessiz bir yere gitmek.
  • Ses geçirmez kulaklık takmak.
  • Gözleri kapatıp 10 dan geriye saymak.
  • Şarkı söylemek ya da enstrüman çalmak.
  • Zihin kavanozu kullanmak.
  • Akvaryumda balıkları izlemek.
  • Dans etmek.
  • Yoga yapmak.
  • Baş aşağı durmak.
  • Köpüklü banyo yapmak.
  • Organik hoş kokulu bir losyonu kendine sürmek.
  • Masaj- Kas ve  eklemleri rahatlatma.
  • Saçı ya da bedeni fırçalamak.
  • Aynada komik suratlar yapmak.
  • El işi yapmak.
  • Gölge oyunu ya da kukla ile oynamak.
  • Duvarı itmek.
  • Güneş gözlüğü takmak.
  • Işıkları kapatmak.
  • El feneri ile kitap okumak.
  • Merdiven çıkmak ya da tırmanma duvarına tırmanmak.
  • Olumlama yapmak.
  • Oyun hamuru ile oynamak ya da Stres topu sıkmak.
  • Ağır iş yapmak. (Temizliğe/ Bahçe işlerine yardım vb)
  • Ağır bir battaniye sarınmak ya da ağırlık taşımak. (Örneğin sırt çantasını  biraz fazla doldurup onunla bir süre yürümek.)
  • Battaniye ile sıkıca sarmalanmak.
  • Bir oyuncağa ya da yastığa sıkıca sarılmak.
  • Birine sarılmak.
  • Hayvanlarla oynamak.
  • Hayvan taklitleri yapmak.

Hayvan taklitleri oyunu aşağıdaki görselde anlatılıyor. Her bir hayvan taklidi 45 saniye sürer. Taklitlerin arasında 15 saniye dinlenin. Hareketleri çocuğunuzla birlikte yapmaya çalışın, hatta mümkünse hayvanların özelliklerini de düşünerek birlikte hikayeler yaratabilirsiniz. Hem bu oyunu hem de yukarıdaki önerileri istediğiniz sıklıkta uygulayabilirsiniz.

Cocuklar icin oz duzenleme oyunu

Uzm. Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut Dere 2019

Gelişimsel Travma Hakkında Her Öğretmenin Bilmesi Gereken 10 şey

f33a423053226cd333b4a0d1e37d85cc

Gelişimsel Travma Hakkında Her Öğretmenin Bilmesi Gereken 10 şey

Travma yaşayan çocuklar için öğrenme büyük bir mücadele olabilir…

Yas ile üzüntü son derece açık bir şekilde kendini gösterir.  Travmada ise, semptomlar büyük ölçüde farkedilmeyebilir çünkü başka problemlere benzerlik gösterir: huzursuzluk, öfkeli davranışlar, konsantre olamama, talimatlara uyamama veya grup halinde çalışmanın zorluğu vb… 

Genellikle, bu semptomlara ve tepkilere neden olanın travma olduğunun tespit edilmesi yerine öğrenciler çoğu zaman kaygı bozukluğu, davranış bozuklukları, hiperaktivite veya dikkat dağınıklığı bozukluğu gibi yanlış tanılar alırlar.

Travma yaşayan çocuklar için öğrenmek çok zor olabilir. Bununla birlikte, travma yaşantısını davranışın kökü olarak tanımlayabildiğimizde, çocuklarımızın okuldaki sıkıntılarla başa çıkmalarına yardımcı olma yaklaşımımızı düzenleyebiliriz. Detroit merkezli, Starr Küresel Öğrenme Ağı’nın bir programı olan Ulusal Travmalar ve Kayıplar Enstitüsü’nün klinik direktörü Caelan Kuban Soma, travma deneyimi sebebiyle kendi kendilerine yardımcı olacak stratejiler geliştiren çocukları anlamak için bu ipuçlarını sunuyor.

1. Travma yaşayan çocuklar damarınıza basmaya çalışmıyor.

Bir çocuğun sorunu varsa, günün başında ya da gün içinde bir işi yapmakta ya da derse geçişte zorlanabilir. Çocukların, evlerinde endişelenmelerine neden olan bir durum nedeniyle dikkatlerinin dağılabileceğini unutmayın. Çocukları geç kaldığı için veya ev ödevini unuttuğu için kınamak yerine, o çocuğa yardım etmek için görsel bir ipucu ya da  hatırlatma hazırlayarak onu onaylamaya ve onunla uzlaşmaya çalışın.

Caelan “Bakış açını değiştir ve travma geçirmiş çocuğun damarına basmaya çalışmadığını hatırla” diyor.

2. Travma geçiren çocuklar sürekli olarak sonra ne olacağı konusunda endişeleniyorlar.

Sınıfta günlük bir rutin sakinleşebilir, bu yüzden mümkün olduğunca bir yapı ve öngörülebilirlik sağlamaya çalışın. Caelan, sözlerin travma geçiren çocuklar için anlamlı olmadığını, duyusal ipuçlarına ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Günün nasıl gelişeceğini açıklamanın yanı sıra sınıf programı, ne zaman ve hangi aktivitelerin (matematik, okuma, öğle yemeği, teneffüs vb.) yapılacağını gösteren işaretler veya bir storyboard/pano kullanın.

3. Durum senin için o kadar da kötü görünmese bile, çocuğun önemli olduğunu düşündüğü ve endişe duyduğu şey bu.

Travmayı yargılamamaya çalış. Ilgili öğretmenler olarak, istemeden bir durumun o kadar da kötü olmadığını tahmin edebiliriz, fakat en önemli şey çocuğun o stres hakkında nasıl hissettiğidir. “Çocuğun algısı olduğunu hatırlamamız gerekiyor… Durumun, kontrollerinde olmadığını, yaşamlarının veya güvenliklerinin risk altında olduğunu hissediyorlar” diyor Caelan Kuban Soma.

Mesele tek bir olay bile olmayabilir, ancak kronik stresin doruk noktası önemlidir- örneğin, yoksulluk içinde yaşayan bir çocuk, ailesinin zamanında kira ödeyebilmesi, işlerini sürdürebilmesi veya yeterli yiyeceği olmaması konusunda endişe duyabilir. Bunun gibi devam eden stres faktörleri travmaya neden olabilir. Soma, “Sinir sistemimizi dört ila altı haftadan daha uzun süre aktif halde tutan her şey travma sonrası stres olarak tanımlanır” diyor.

4. Travma her zaman şiddet ile ilişkili değildir.

Travma genellikle şiddet ile ilişkilendirilir; ancak çocuklar boşanma, taşınma, fazla mesai (kurslar, ilave dersler vb) veya zorbalık gibi çeşitli durumlarda travma geçirebilirler. Soma, “Tüm çocuklar, özellikle bu zamanlarda ve bu yaşlarda, zaman zaman aşırı stres yaşıyorlar” diyor ve ekliyor “Olgular düşündüğünüzden daha yaygın.

5. Yardım edebilmek için travmaya tam olarak neyin sebep olduğunu bilmek zorunda değilsin.

Travmatik bir durumun sebebine odaklanmak yerine, acı çeken çocuklara verebileceğiniz desteğe odaklanın. Çocuğun hikayesinin her detayını almak yerine, o anda gördüklerinize bağlı kalın – incinme, öfke, endişe… Gizlilik, travmadan muzdarip öğrencilerle çalışırken en önemli konudur, ve travma bilgili okullar genellikle öğretmenlerin izlemesi gereken bir gizlilik protokolüne sahiptir. Empati ve esneklikle birlikte etkili bir şekilde yanıt verebilmek için travmanın derinliklerini kazmak zorunda değilsiniz.

6. Travma yaşayan çocukların bir şeyde iyi olduklarını ve dünyayı etkileyebileceklerini hissetmeleri gerekir.

Soma, çocuklara hedef belirleme, hedeflerine ulaşmaları ve bu konuda ustalık ve kontrol duygusu hissetmelerini sağlayacak fırsatları bulunmasını öneriyor. Onlara, sınıfta iyi yapabilecekleri işleri verin veya başkalarıyla partner olarak yardımcı olmalarını sağlayın. “Çok güçlendirici” olacaktır diyor. “Başaracaklarını ve ilerleyebileceklerini bildiğiniz bir alanda o çıtayı tutturmaları için ayarlama yapın.” Öğrencinin matematikte iyi olduğunu söylemek yerine, hissetmelerini sağlayacak deneyimler bulun. Travma duyusal bir deneyim olduğu için, çocuklar cesaretlendirmeden daha fazlasına ihtiyaç duyarlar – somut görevlerle kendi değerlerini hissetmeleri gerekir.

7. Stres ve öğrenme becerisi arasında doğrudan bir bağlantı var.

Çocuklar stresli olduklarında, öğrenmeleri zorlaşır. Çocuklarınızın durumlarını anladığınızı ve onları desteklediğinizi göstererek, sınıfınızda güvenli, kabul edilebilir bir ortam oluşturun. Soma, “Travma yaşayan çocuklar, kendilerini güvende ve desteklenmiş hissetmedikleri sürece öğrenmekte zorlanıyor” diyor. “Öğretmen, çocuğu daha az endişeli hale getirmek ve elindeki göreve odaklanmasını sağlamak için ne kadar çok şey yapabilirse, o çocuktan göreceğiniz performans o kadar iyi olur.” Stres azaltma çalışmaları  ve akademik sonuçlar arasında doğrudan bir bağlantı var. 

8. Öz düzenleme travma geçiren öğrenciler için büyük bir zorluk olabilir.

Travmalı bazı çocuklar duygusal olarak uygun olmayan ebeveynlerle büyüyor ve kendi kendini sakinleştirmeyi öğrenmiyorlar. Bu yüzden rahatsız edici davranışlar geliştirebiliyorlar ve uzun süre odaklanmakta zorluk çekebiliyorlar. Başa çıkmalarına yardımcı olmak için düzenli beyin araları planlayın. Günün başında, boş zaman, oyun oynamak ya da biraz dinlenmek için derse ne zaman ara verileceğini hatırlatın. “Davranış patlak vermeden sağalırsa, çocuğu başarıyla düzenlediniz” diyor Soma. Bir çocuk, bir sonraki görevden önce kendini şarj edebileceğini ya da bir mola verileceğini anlarsa, 20 dakikalık bir çalışma bloğuna geçebilir.

9. Çocuklara gün boyunca rahat etmelerine yardımcı olmak için arada boş boş durabileceklerini belirtmek sorun değil.

Travma deneyimi olan öğrenciler için, doğrudan onlara yardım etmek için neler yapabileceğinizi sorabilirsiniz. Birkaç dakika boyunca kulaklıkla müzik dinlemek veya kafalarını masalarına koymak isteyebilirler. Soma, bir adım geri çekilip onlara sormamız gerekiyor diyor; “Sana nasıl yardım edebilirim? Kendini biraz daha iyi hissettirmek için yapabileceğim bir şey var mı? ”

10. Travmalı çocukları sınıfınız dışında da destekleyebilirsiniz.

Okul büyük bir döngü. Travma bilgili strateji ve yaklaşımları, otobüs şoförlerinden gönüllü  ebeveynlere, güvenlik görevlilerine kadar tüm çalışanlarla paylaşın.

Soma, herkese hatırlatmak gerekiyor: “Çocuğu, davranışı tanımlamaz” diyor. Tipik olarak, bu davranışın altında gerçekleşen başka bir şey var, bu yüzden hassas olun. Kendinize sorun, ama “Bu çocuğun derdi ne?” demek yerine, “Bu çocukta neler olup bittiyor merak ediyorum” diye sorun. Bu travma bilgili yaklaşım çocukları görme şeklimizdeki büyük değişim yaratır. 

Çeviri  ve derleme:  Uzm. Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut Dere 2019

Orjinal metin : https://www.weareteachers.com/10-things-about-childhood-trauma-every-teacher-needs-to-know/

 

Travmanın Paradoksu

5f99e1b9d881a619ebddba0e477cdcc2

Travmanın Paradoksu

Yaklaşık bir yıl kadar da yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin acil servisinde Travma Bilgili Bakım projesi yürüttüm. Fiziksel büyük yaralanmalardan, kazalara, şiddet, ateşli saldırı, taciz, madde kullanımına kadar, farklı yaşlardaki yüzlerce hasta ve çok çeşitli travma olgusu ile karşılaştım. Travma bilgili hastane olma yolunda çalışırken defalarca duvara çarptık. Çünkü bu aslında yara bakımından farklı bir şey değil. Siz yarayı özenle temizlerken başkası gelip üzerine steril olmayan bir bez koyarsa çabanızın pek bir kıymeti kalmıyor.  Travma bilgili yaklaşımın da tam bu yüzden yayılmacı bir yol izleyerek toplumun her kesimine ulaşmasını çok önemli buluyorum. Elbette bu yaklaşım birincil olarak riskli alanlara öncelik vermeli. Bununla birlikte toplumda bir travma prevalansı oluşturmamız gerekiyor.

Travma, genellikle yokuş yukarı bir mücadeledir. Mesele sadece insanların iyileşmesine yardımcı olacak teknikleri ve müdahaleleri bulmaktan ibaret değildir. Çalışma yapılan alanlar aslında uzun vadede daha büyük sistemlere hizmet eder. Travmanın insanların yaşamları üzerindeki etkisinin anlaşılmasına yardımcı olmak da en önemli girişimdir. 

Travma bilgili bakım olarak adlandırılan yaklaşım, en basit basit anlatımıyla, sorduğumuz temel sorularda bir değişimle açıklanabilir: “Senin derdin ne? / Ne sorunun var?” sorusu “Sana ne oldu ?” ve daha önemlisi “Sana olan şey, hayatında yaşamaya nasıl devam ediyor?”, “Bugün hayattaki fonksiyonunu nasıl etkiliyor?” sorularına dönüştü. Bu açıdan travma konusunda bilinçli yaklaşım daha fazla hassasiyet ve anlayışın derinleşmesine yardımcı oluyor. Ancak bu noktada paradoks devam ediyor, çünkü toplum olarak oldukça açık bir şekilde, travmanın gerçekten ne anlama geldiğini anlamak için hala biraz isteksiz davranıyoruz.

1980 sonrası travma sonrası stres bozukluğu ya da TSSB tanısı tanındı ve bu alanda çalışanlar için gerçekten önemli bir kilometre taşıydı. Ancak TSSB her zaman sınırlı bir tanı olmuştur. Çünkü bu tanı, yetişkinliklerinde travma geçirenlerin “yetişkin” deneyimlerine dayanmaktadır. Travmatik olayın müdahaleci anı ve duyumlarıyla yaşamanın neye benzediğini ve travma ile ilgili herhangi bir uyarandan kaçınmak için, sayıca çok fazla olan baş etme stratejileriyle nasıl yaşadıklarını anlatabilme becerisi ile de sınırlıdır.

Fakat gerçek şu ki, onlarca yıllık araştırmadan sonra bile, çok önemli dramatik öykülere sahip çocukların sadece% 25’inin TSSB kriterlerini karşıladığını görüyoruz. Çünkü çocukluk çağı travması ve kendini gösterme şekli derinden farklıdır; çocuk için çok kritik ilişkiler içinde gerçekleşir ve kişinin gelişimi üzerinde yıkıcı etkisi olabilir.

Adamım Bessel… Bessel van der Kolk’a olan saygımı kelimelerle ifade etmem çok zor ama tam bu noktada, ona ve çalışma arkadaşlarına müthiş bir şükran duyuyorum. Hala resmi olarak tanınmasa da gelişimsel travma bozukluğu adını verdikleri başka bir tanıyı bıkmadan, usanmadan savunuyorlar ve yaptıkları klinik çalışmalar doğrultusunda DSM’ e sokmaya çalışıyorlar. Üstelik bu uğraş yeni de değil neredeyse 30 yıllık araştırmaya dayanıyor.  Öncelik, şu an gelişimsel travma bozukluğu üzerine, ama bunun dışında üzerine çalıştıkları başka travma bozuklukları tanıları da var. 

Gelişimsel Travma Bozukluğu tanısı, erken travmanın etkisinin ne kadar yaygın ve kalıcı olabileceğini anlamak için çok güçlü bir çerçeve sunmaktadır. Üstelik sadece çocuk üzerinde değil, ergen ve sonrasında yetişkinlerde travmatik reaksiyonu başarılı bir şekilde çözemezsek insan gelişiminin sonucunun ne olacağına dair bize büyük bir resim gösterir. 

Insan gelişimini olabildiğince basit anlatacağım. Görmeyi umduğumuz şey, bir insanın dünyayı güvenilir bir şekilde algılayabilmesi, objektif bir şekilde problem çözebilmesi ve geleceği esnek bir şekilde planlayabilmesidir. Bir kişinin duygularını tanımlayabilmesini görmeyi bekleriz. Duygularını ve duyumlarını yeterince uzun süre tolere edebilmesini dolayısıyla, deneyiminin bir öğrenme sürecine dönüşmesini bekleriz. Elbette bu öğrenme ile onları yönetebilmesini bekleriz. Kişinin istikrarlı bir kimlik duygusu geliştirebileceğini ve öz yeterlik için kapasite geliştirebileceğini umarız. Kişinin güvene dayalı ilişkiler kurabileceğini ve ihtiyaç duyulduğunda destek ve yardım için bu ilişkilere güveneceğini umarız.

Artık insan gelişimi alanlarının tümü sağlıklı ve iyi düzenlenmiş bir beyine dayanıyor. Sağlıklı gelişimde, yetişkinlikte gördüğümüz, düşünen beyin ve duygusal beynin birlikte iyi / uyumlu çalışabilmesidir. Böylece stres ya da sıkıntı yaşadığımızda beyin baş edebilme mekanizmalarını kullanır ve bizi stabil bir duruma geri getirebilir. Bu gelişimin temelidir ve bu temel çocukluk çağı travmasında çok derinden etkilenir.

Travma geçirmiş bir beyinde gördüğümüz gerçekten çok kritik üç etki vardır. 

Bunlardan ilki duygusal beynin tam anlamıyla sağ kalım (survival) beyin yapısına dönüşmesidir. Çünkü, travmatik bir deneyimle büyüyen çocuklarda, onları beslemesi, koruması ve onlara rehberlik etmesi beklenen ilişkilere güvensiz hale gelecekleri deneyimler yaygındır. Böylece vücutlarında güvensiz, duyguları ile güvensiz ve sonuçta kaotik ve tehlikeli bir dünyayı anlamaya çalıştıkça düşünceleriyle de güvensizdirler. 

Travmatize olmuş bir kişinin beyninde gördüğümüz şey, beynin bir kısır döngüde sürekli olarak, temel otomatik hayatta kalma tepkilerine ( Savaş /Kaç / Don) dayanmasıdır.

Bu olgular, bir çocuk, bir ergen ya da bir yetişkinde kendini çok farklı şekillerde gösterebilir ama temelde sinir bilimcilerin açıkladığı üzere otomatik yanıtlardır. Hatta sinir bilimciler bunu kelimenin tam anlamıyla düşünen beynin kaçırılması (hijack) ya da zorla alıkonması olarak tarif eder. Yani güçlü olumsuz duygularla, bilinçli ve düşünen beynin düşmanca ele geçirilmesidir.

Şimdi lütfen bu etkinin derinliğini düşünün. Çünkü insanların, iyi kararlar aldığı ya da kötü kararlar aldığına dair temel bir inancımız var. Beyin bilimi ve yapılan çalışmalar gösteriyor ki bu o kadar basit değil… Travmatize beyin, karar verme tarzını oluşturmak için düşünen beynine güvenilir bir şekilde erişemez ve onu kullanamaz.

Kişinin vermesi gereken kararlar ya da yönelimleri düzenleyecek beceriye ulaşımı yoktur. Bu da travmatik beyinde gördüğümüz ikinci büyük etkidir; beyindeki alarm sistemi korkunç şekilde çarpıklaşmıştır.

Hepimizin tehlikeyi kaydetmek ve tehlikeyi işlemek için bir alarm sistemine ihtiyacımız vardır. Ama ya alarm sistemi her yerde tehlike algılayacak kadar çarpıksa; Tehlikeli durumlarda tehlike ve nötr durumlarda tehlike ve daha trajik olanı çoğumuzun iyi ya da olumlu olarak değerlendirdiği durumlarda tehlike algılıyorsa…

Büyümenin nasıl bir şey olduğunu düşünün… Kafanda bir alarm var, Tehdit! Tehlike! Tehdit! Tehlike! diye sürekli yanlış bir uyarı veriyorsa, bu, mevcut olmaya, etrafınızdaki kaynakları ve ilişkileri kullanmanıza derin bir müdahaledir.

Travma deneyimlemiş beyinde gördüğümüz üçüncü derin etki, şimdiki zamanı değerlendirme ve deneyimden öğrenme yeteneğidir. Bu durumu bazıları teflona zımpara etkisi olarak örneklendirir. Bence bu erken deneyimlerin gücünü ve gerçekte beyni nasıl yapılandırdığına dair yerinde bir örnektir. Erken dönemdeki olumsuz deneyim o kadar güçlü ve ağırdır ki, yaşamın daha sonraki dönemlerinde gerçekleşen iyi deneyimleri gölgeler. Önemli ve ihtiyaç duyulan yeni iyi deneyimler, basit bir şekilde erken dönem olumsuz deneyimlerin gücünü devre dışı bırakamaz.

Sonra bu insanların genellikle iyileşemeyeceğini düşünüyoruz? ya da iyileşmeye karşı dirençli olduklarını, ya da sunduğumuz önerilere uygun olmadıklarını… Çünkü davranışsal bir sağlık sistemi var ve daha kısa süreli olan tedaviler savunuluyor. Ancak gelişimsel travma kısa sürede tedavi edilemez, zaman alır. Maalesef, en çok yardıma ihtiyacı olan insanlar iletişim kurması ve ulaşması en zor olanlardır. O zaman akla şöyle bir soru geliyor: Travma deneyimi olan ve beyin işletimi hasarlı onlan insanlara yardım edebilmek için daha iyi durumda olmalarını mi beklemek lazım? Bunu düşünmek rahatsızlık verici ama geleneksel yöntemleri kullanmaya devam etmekte kararlıysak cevap “Evet.” olabilir. Ama aslında  cevap yankılanan bir “Hayır!” olmalı.* 

Travma bağlanması ve beyin bilimlerinde onlarca yıl süren araştırmalardan sonra travmayı nasıl iyileştireceğimiz hakkında artık daha fazla bilgiye sahibiz. Herşeyi bilmiyoruz. Ancak, daha fazla bilgimiz ve daha fazla umudumuz var; beyne ulaşabilir ve onu sakinleştirebiliriz. Süregelen yöntemler dışında, Neurofeedback, bedene yönelik çalışmalar, Duyu Bütünleme, EMDR ve daha fazlasını biliyoruz. Bu yöntemleri de devreye sokarak yardıma ihtiyacı olanlar için, şu anda sahip olduğumuz müdahalelerden daha verimli sonuç alabiliriz. Bazılarının “Vay.. Size iyi şanslar” dediğini biliyorum. Açıkça yapmamız gereken çok iş var ama iletmek istediğim daha büyük bir mesaj çünkü travma hepimizi etkiler. Çocukluk çağı travmasının derin etkisini gösteren olumsuz çocukluk çağı deneyimleri (ACE) çalışması için Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan çalışmaya bakmanız bunu anlamak için yeterlidir.*

Anksiyete, depresyon, madde bağımlılığı ve intihar gibi tahmin edebileceğiniz şeylerin dışında, çocukluk çağı travması, kalp hastalıkları, otoimmün hastalıklar gibi bir dizi kronik tıbbi hastalığın en güçlü ve tek belirleyicisidir. Pek çok araştırmacı, çocukluk travmasının dünyanın en büyük halk sağlığı krizi olduğunu söylüyor. Travma alanındaki profesyonellerin elbette devam eden çalışmaları var. Ancak şimdi toplum olarak da çalışmamız gerekiyor. 

Tekrar düşünmenizi rica ediyorum, çocukluk çağı travmasının özü, güçlü ikili ilişkilerde gerçekleşir. Pek çok bilimsel yaklaşım, temel ilişki modelinde yaraların olduğunu ve iyileşmeyi teşvik etmek için yeni ilişkiler kurmak gerektiğini söyler.

Ama, hangi kişinin, ilişki modelini iyileştirme yolunda belirleyici bir katalizör olabileceğini asla tahmin edemeyiz. Bu bir öğretmen, bir antrenör olabileceği gibi, bir işletmeci de olabilir; bir polis, avukat olabileceğini gibi bir komşu ya da sanatçı da olabilir. 

Bu yüzden sizden hepimizin travmadan etkilendiği fikrini almanızı / anlamanızı rica ediyorum. Her birimiz bedeli hem kişisel hem de toplumsal olarak ödüyoruz. Hem kişiden kişiye hem de toplumsal olarak birbirimizle bağ kurduğumuzda insanların iyileşmesine yardımcı olabiliriz. Dolayısıyla travma bilgili olmak hepimizin ilgilenmek zorunda olduğu bir meseledir. Geleceği ancak böyle iyileştirebiliriz. 

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

* Bu yazı Dr. Kelly’nin travma bilgilendirme çalışmalarının önemini anlattığı bir dersten alıntılar içermektedir.

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Bırakın Çeneniz Konuşsun

e25d635543f0b77ed00ea83d2ef8ae64

Bırakın Çeneniz Konuşsun 

İfade için güvenli alan

Travmatik deneyim ya da olumsuz çocukluk çağı deneyimlerinin vagus sinirinde fonksiyon bozukluklarına yol açtığını biliyoruz. 12 Kranial sinirin en uzunu olan, Vagus sinirinin, ventral vagal kolunun en önemli işlevlerinden biri sosyal temas ve zevk ile ilişkilidir. Doğrudan yüz kaslarını, sesi etkiler ve ifadeyi belirlemeye yardımcı olur ve sosyal iletişimde aktiftir. Göz teması, işitme, yemek yeme, konuşma, şarkı söyleme, şefkat gösterme / bakım, öpüşme, gülümseme ve bazılarının söylemiyle doğrudan kalpten kalbe teması sağladığı söylenir. Kişiler arasında, temasa geçmedeki rolünden ötürü, ventral vagal sistem, aynı zamanda kişinin öz güvenini destekler, ancak bu anlattıklarımın aktif olması için kişinin makul miktarda, gerçekten güvende hissetmesi gerekir.

Uzun süreli baskılanan duygular ve ifadeler, tehlike, travmatik deneyim veya kronik stres de ventral vagal sistemin gelişimini köreltebilir veya sistemi bozabilir. Buna ek olarak, özellikle travmatik deneyimde Broca alanın da fonksiyonu bozulur. Bessel van der Kolk bunu sessiz/sözsüz terör olarak nitelendirir. Yani travmatik deneyimi ifadede, ifadesiz kalma, söz bulamama…

Bu körelme, kendini ifadede sıkışıklık; yani sesin kendi rengini ve potansiyelini bulamaması, çene, boyun ve üst gövdede gerginlik, mikro mimiklerde ya da gözlerde donukluk olarak kendini gösterebilir. Kişi kendi sözlü ve sözsüz ifadelerine tam olarak hakim olamadığı gibi iletişimde bulunduğu kişinin de sözlü ve sözsüz iletişim verilerini doğru yorumlayamaz.

İfade alanı, özgün ses ve sessiz kalarak kendini koruma arasında bir savaş halindedir. Duyulma, anlaşılma ihtiyacımız, onaylanma ve güvenliğe yönelik ihtiyaçlarımızla mücadelele eder. Ama ihtiyaçlarımızı göz önünde tutarak, tarafsızca ve değişime zorlamadan; rahatlamak, hareket ve ifade için zamanla güvenli bir alan yaratabiliriz…

İfadenizi, düşüncelerinizi, duygularınızı iletmek için ses çıkarmaya yardımcı olan ve sizi destekleyen çene; dil, boğaz ve çevresindeki kasları ve kemikleri içerir. İfadenin bulunduğu alandaki fiziksel hareketler sesi oluşturur. Hareketsizlik sessizdir.

Ağız, nefes, beslenme, sözlü anlatım, duyu ve dokuyu algılama, öpüşme ve sözlü dokunuşla başkalarına bağlanmak için temel geçittir. Bebekler ve küçük çocuklar, herşeyi ağzına koyarak, dünyalarını coşkuyla araştırırlar. Duygularını önce ağlayarak, gülerek, anlamsız sesler çıkararak ve sonunda kelimelerle ve şarkılarla özgürce ifade etmeyi öğrenirler.

Çocuklar büyüdükçe, çoğu keşifte ve ifadede sağlıklı sınırlarla karşılaşırlar. Sınırlar hakkında bilgi sahibi olurlar:

Ne zaman “iç sesi” kullanabilirim?

Ne zaman dudaklar ve dil yerine, göz ve parmaklarımla keşfedebilirim?

Gizlilik ve nezaket göstermek için kelimeleri nasıl seçerim ?

Sevgi dolu ve tutkulu bir öpücük vermeden önce karşı tarafın durumunu nasıl değerlendirebilirim ?

Ne zaman ve ne yiyeceğimi, bedenimde nasıl dinlerim?

Duyguları içsel olarak yönetmenin yanı sıra, sesin içine sızmasına nasıl izin veririm? 

Bu sağlıklı sınırlar, ifade yolunu canlı, açık ve ulaşılabilir kılar.

Ancak çok fazla çocuk, seçimler ve ifadeler yüzünden cezayla ve utandırma yoluyla sağlıksızlık sınırlarla karşılaşır. Bu onları susturur. İstismar dahil olmak üzere aile sırları, her ne pahasına olursa olsun içeride tutulur. İstismar, zorla besleme, fiziksel şiddet veya sözlü taciz doğrudan ağzı etkileyebilir. Tüm beden, utanç ve korkudan dışavurum halini kısıtlar. Ailede ya da sosyal çevrede onaylanmak, kabul görmek için “iyi çocuk” rolünü fazla benimseyerek kendini ya da olumsuz duygularını ifade edememe / kısıtlama hali yani bir başka deyişle, duyguları yutma gerçekleşir. Özellikle de öfkeyi ifade etmekteki sosyal baskı ve tutma hali kronikleşir. Uzun zaman tutalan ya da yutulan ifade, bir zırh oluşturmaya başlar. Çene kasları sıkılaşır ve rahatlamaya direnç gösterir.

jaw_musclesYandaki resimde Temporalis ve Masseter kaslarının kafatasındaki yerini görebilirsiniz. Şimdi çenemizde nazik bir keşif yapalım. Üst ve alt dişleriniz şu an birbirine dokunuyor mu? Diş hekimleri, dişlerimizin çiğnemedikleri veya yutma eylemini desteklemedikleri sürece birbirlerine dokunmaları gerekmediğini hatırlatır. Sıkıştırılmış bir çene, dişlerinize zarar vereceği gibi, TME (temporomandibular eklem), boyun ve baş ağrısına neden olabilir. Halbuki bir kas sapı, çeneyi hafif açık bir pozisyonda tutmak için rahatça desteklemektedir. 

İfade için güvenli bir alan oluştururken aynı zamanda kendimiz için ifadeyi kolaylaştıracak bazı stimulasyonlar yaratabiliriz.

Şimdi nazikçe ve yavaşça çenenizi birkaç kez açın ve kapatın. Vücudunuzun geri kalanında ne olduğuna dikkat verin. Kolayca nefes almaya devam ediyor musunuz yoksa nefesinizi tutuyor musunuz? Boynun ve boğazın hareketi rahat mı yoksa sıkışık mı? Omuzlar yerli yerinde duruyor mu yoksa çenenizi hareket ettirmek için yardımcı mı oluyorlar? Herhangi bir yargıda bulunmaya gerek yok sadece bu duyumları fark etmeye çalışabilirsiniz. 

İçeriden hareket:

Çeneniz açık V şeklinde açısıyla her iki uçtan kafatasına bağlanır. Ağzınızın tabanı da dil köküyle doldurulur, kemik değildir. Samimi bir merakla, çenenizi hareket ettirin. Parmaklarınızın kulaklarınızın hemen önündeki TME’de  (çene eklemi) hafifçe hareket etmesine izin verin. Çeneniz bu eklemlerde düşmekte ve kaymaktadır. Üst dişleriniz kafatasının bir parçası olarak sabittir. Çenenizin hareketi sarsıntılı, takılı veya asimetrik ise, daha yavaş veya daha kısa bir mesafe içinde hareket etmeyi deneyin. Üst ve alt dişler arasında boşluk yaratmak için çenenizi biraz aşağıya bırakın. Alt çenenizi çok minicik bir mesafede kulaklardan uzaklaştırın sonra yavaşça kulaklara doğru yaklaştırın. Yine çok kısacık bir mesafede iki yana doğru yavaş ve nazikçe hareket ettirin. Sonra ağzınızı açın, üst ve alt dişleriniz arasındaki  hafif boşluğu koruyarak tekrar kapatın.

Eğer  geceleri dişlerinizi sıkıyor veya gıcırdatıyorsanız, yatmadan önce yukarıdaki gibi birkaç yumuşak hareket, çenenizin daha fazla seçeneğe sahip olduğunu hatırlatabilir.

Kendine masaj:

Temporal ve masseter kaslar (şekle bakın) çeneyi kapalı olarak çeker. Genellikle masajı severler. Çenenizin alt köşelerinden başlayarak, her iki taraftan kulaklarınıza yakın elmacık kemiğine kadar nazikçe masaj yapın. Masseter vücuttaki en güçlü kaslardan biridir ve biraz daha fazla baskı/bası isteyebilir. Bu daha derin basıları deneyimlerken nazikçe dokunmayı unutmayın. 

Temporali rahatlatmak için, parmaklarınızı elmacık kemiklerinden, şakaklara, kulaklarınızın üstünden kulakların arkasına, kafatasına doğru ilerletin. Parmaklarınız farklı yönlerde ve küçük daireler çizerek hareket edebilir. Kaslarınızın size neyin iyi hissettirdiğini söylemesine izin verin. Çenenizde, başınızda veya boynunuzda fark hissediyor musunuz ?

Dışarıdan hareket:

Şimdi çenenin ön tarafına dudağın altına elinizi koyun ve çenenizi çok küçük açılarda yukarı aşağı ve yanlara doğru hafifçe sallayın. Çeneniz harekete izin veriyor mu, yoksa hareket tutuk mu? Çeneniz ve eliniz birlikte hareket ederse ne olur aynı hareketi sallamak yerine daha da yavaş deneyebilirsiniz? İlk başta hareketlerin çok küçük olması önemlidir, çene yapısı güçlü olduğu kadar narindir. Çenenizi kontrol etmeye yardım etmek için başka bazı kasların devreye girdiğini hissediyor musunuz ? Mesela boyun, omuzlar veya karnınızdaki diğer kaslar?

Güç kullanmak yerine kapıyı nazik bir dikkatle açın. Bu egzersizlerde kesinlikle güç kullanmıyoruz, sadece çeneyi gevşetmek için hassas bir alan yaratıyoruz. 

Şimdi parmak uçlarınızla, dudakların hemen altında çenenin hemen önüne minik vuruşlar (tapping) yapın. Sonra parmakları dudağın üstüne çıkarın ve burnunuzun hemen altına minik vuruşlar yapın. Sonra ellerinizi yavaşça çenenin iki yanına, oradan yukarı gözlerin altında elmacık kemiklerine, daha sonra şakaklarınıza ve son olarak alnınıza doğru yönlendirerek bu minik vuruşlara devam edin. 

Çeneniz şimdi nasıl hissediyor? Biraz rahatladıysa, esneme, daha derin solunum ya da karnızda guruldamaya şahit olabilirsiniz. Gerginlik ile ilgili duygu veya düşünceleri de fark edebilirsiniz. Yargılamaya yönelik herhangi bir iç ses yükseliyor olabilir? Bu deneyimle ilgili olumsuz hisler yükseliyorsa, muhtemelen bu duygular çenenizde saklanmıştı. Ellerinizi, bir çocuğun yüzüne dokunur gibi şefkatle kendi yüzünüze yönlendirebilirsiniz. Ya da tapping yani minik vuruşları tekrarlayabilirsiniz. İhtiyaç hissettiğiniz kadar uzun ve sık  bu önerileri uygulayabilirsiniz. 

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Bebek Tantrumları / Öfke Nöbetleri

fc11a288c3fec4eb5897f854087144b7.jpg

Daha önce bahsetmiştim ACE (Adverse Childhood Experiences Studies) çalışması ortaya koyuyor ki, çocukluk travmalarının ya da diğer ismiyle olumsuz çocukluk deneyiminlerinin  %46’sının kaynağının ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişim hatalarından kaynaklanıyor. Üstelik bu oran cinsel ya da fiziksel istismardan önce geliyor. Yani çocuğumuzla geliştirdiğimiz bağ ve iletişim biçimimiz çok ama çok önemli.

Ama bazan çocuklar bizi gerçekten çok zorlayabiliyor… Vuruyorlar, Tekmeliyorlar, Tırnaklıyorlar, Isırıyorlar… Peki küçük çocuklar neden agresifleşir? Ortamı sakinleştirmek için  bazı öneriler sıralayacağım…

Küçük çocukların çoğu, zaman zaman agresifleşir. Bu sizin kötü bir ebeveyn olduğunuz anlamına gelmez ancak sizin için harekete geçme çağrısıdır. Evet, bazen minik, tatlı bebeğiniz bir baş belasına dönüşebilir. Ama agresif küçük bir çocuk üç yaşına kadar kötü ya da itaatsiz değildir. Aslında size bir şey anlatmaya çalışıyor ve henüz etkili bir iletişim için, dil becerileri ve duygusal alışkanlıkları gelişmemiştir. Ya da onları dinlediğinizi ve anladığınızı hissetmiyorlar bu yüzden de şiddet dikkatinizi çekmenin en etkili ve tek yolu oluyor. 

Küçük çocuklardaki agresyon genellikle, makul (yemek yeme, dikkat çekmek, sarılmak ) ya da değil (başkasının oyuncağı, tehlikeli bir şey, şeker vb) istediklerini şeyi elde edemediklerinde olur. Bu noktada bağlam önemlidir. Tahmin edileceği gibi, bebekler yorulduğunda, endişeli olduğununda, iyi hissetmediğinde, açken ya da başka bir şekilde stresli kaynağına maruz kaldığında saldırgan olma eğilimindedir. Çocuğun gözünden bakıldığında, bu öfke patlamaları, çocuğun güçsüzlüğü göz önünde tutulursa son derece makul bir tepkidir. Başka ne yapabilirler ki ? 

Peki çocuğunuz kontrolü kaybettiğinde bunu nasıl karşılayacaksınız ? 

Hemen belirteyim cezalandırmak ya da ayıplamak hiçbir işe yaramıyor. Hatta, siz de öfkelendiğinizde ve duruma sabırsızca yaklaştığınızda işler daha da kötüleşiyor. Böyle bir tavır sergilediğinizde, öfkenin ve sabırsızlığın bu biçimde dışa vurumunu pekiştirdiğiniz gibi, çocuğun kötü davranışına yol açan hüsranı arttırmış oluyorsunuz. 

Bir çocuk şiddet eğilimi gösterdiğinde, çocuğun düşündüklerini ve hissettiklerini anlamalarına ve iletişim kurmalarına yardımcı olmak için ve ayrıca ebeveynliğinize ince ayar yapmak için harika bir fırsatınız olur. Çocuğunuzun saldırgan davranışını karşılama biçiminiz iyi bir öğrenme anına dönüşebilir. Böylece yüksek olasılıkla siz de mizah ve bakış açınızı koruyarak, akıllıca ve nazik davranmış olursunuz. Aşağıda size yardımcı olabilecek bazı müdahaleleri sıralayacağım: 

  1. Dikkatinizi çocuğa verin. Çocuğunuzla birlikteyken elektronik cihazlardan mümkün olabildiğince kaçının. Bir şey söyledikleri veya yaptıkları zaman, dikkatli bir şekilde yanıt verin, böylece ilginizi çekmek için iletişimi tantrumlarla ve saldırganlıkla yükseltmek zorunda kalmazlar.
  2. Çocuğunuza sıklıkla temas edin. Gün boyunca sıcak ve yakın kucaklaşma zamanları ve alanları sağlayın. Sevginizi aktif ve sık olarak gösterin.
  3. Oynamak, uyumak ve yemek için görsel bir program hazırlayın. Güvenilir ve uygulanabilir bir program, çocuğun dünyanın güvenli ve öngörülebilir olduğunu hissetmesine yardımcı olur. Aynı zamanda fiziksel ihtiyaçlarının karşılandığı bilincini artırır. Beden ve dürtülerini daha fazla anlamasını sağlamak için proaktif bir adımdır.
  4. Saygı. Çocuğun bu öfke nöbetlerine ve dürtülerine saygı gösterin; saygı çocuğun hislerini paylaşmasını kolaylaştırır. 
  5. Makul küçük seçimler yaratın. Çocuğunuza makul derecede, yapabileceğiniz kadar kontrol ve çok seçenek verin. Örneğin, “Ayakkabılarını giymenin zamanı geldi. Kendin mi yapmak istiyorsun yoksa yardım ister misin? ”, “Köftenin yanına yoğurt mu istersin domates mi?”, “Bir kitap seçebilirsin, ben de sana okurum”.
  6. Farklı uyarım çeşitleri sağlayın. Bazen çocuklardaki saldırganlık can sıkıntısını yansıtır. Çocuğunuzun  farklı türde ve yeterince (müzik, fiziksel, entelektüel, sosyal, görsel vb) uyaran aldığından emin olun.
  7. Aktif oyun için yeterli zaman sağlayın. Oyun ve hareket çocuğun sağlıklı gelişimi için çok önemlidir. Örneğin, iki yaşındaki bir çocuk her gün üç saat aktif fiziksel egzersize ihtiyaç duyar. İdeal olarak, bunun büyük bir kısmının açık havada gerçekleşmesi gerekir. Tantrumlar bazen daha fazla fiziksel aktiviteye duyulan ihtiyacı yansıtır. Temiz havada, bir topu tekmelemek ya da koşmak onu rahatlatabilir. 
  8. Uyumlu bir ortam yaratmaya çalışın. Çocuklar, çevrelerinde neler olup bittiyorsa onu taklit eder. İstedikleri şeyi elde etmek için vuran çocuklarla zaman geçiriyorlar mı? Evde veya anaokulunda yaşayabilecekleri endişeler veya gerginlikler var mı? Evdeki iletişim modeli nasıl? Yüksek sesli tartışmaları kastetmiyorum bile, örneğin “Yemek hazır!” diye bağırarak iletişim kuruyor musunuz? 
  9. Rol oyunu; farklı olasılıklar yaratın. Sakin bir anda ve sevecen bir şekilde, son zamanlarda yaşadığınız şiddet içeren bir olayı yeniden canlandırın. Olayla ilgili şiddet, saldırganlık veya öfke dışındaki olasılıklar ve iletişim örnekleri hakkında onu sizinle birlikte düşünmeye teşvik edin. Bu, hislerle ilgili sözcük bulma ya da bir yastığa vurma olabilir. Ardından rolleri tersine çevirin, böylece agresif çocuğu siz oynuyorsunuz ve çocuğunuz ebeveyn rolünü oynuyor. Çok küçük çocukların bile, yetişkinlerin asla düşünemeyeceği, nefis yaratıcı alternatiflerle karşılaştıklarını görüyoruz. 
  10. Şiddet yerine bazı iyi kısa alternatiflerin görsel bir listesini hazırlayın. Çocuğunuzdan da öneri isteyin. Çocuğunuzun vurmak, tekmelemek vb yerine kelimeleri kullanmayı öğrenmesine yardım edin. Örneğin:
  • Uzaklaş. Çocuğunuza, birinin ona kötü davrandığını hissettiğinde uzaklaşmasını öğretin. “Onları senden uzaklaştırmak istemiyorsun, ama ikiniz de çok öfkelendiyseniz, uzaklaşmak senin ya da onun tırmalanmasından daha iyi bir fikir olabilir.”
  • Ona sessiz bir köşe yaratın. Çocuğunuzun, vurması vb. gerekiyormuş gibi hissettiğinde gitmeyi seçebileceği özel bir köşe yapın. Kitap, oyuncak veya doldurulmuş oyuncak hayvanları orada bulundurabilirler. Özel bir battaniyeye veya başka bir nesneye sahiplerse, onu sessiz köşeye götürmelerine izin verebilirsiniz. Agresif olduklarında sessiz köşeye gitmek isteyip istemediklerini sorabilirsiniz.  Ancak sessiz köşeye gitmeyi kesinlikle bir tür ceza olarak yapmıyoruz. Bu köşe, düşüncelerini toplamak ve duygularını kontrol altına almak için yeni ve huzurlu bir yer olarak deneyimlenmeli.
  • Fiziksel olun. Bazı küçük çocuklar saldırganlıkta fiziksel alternatiflerden yararlanır. Sakin bir anda, çocuğunuzun sevdiği bazı seçenekleri öğrenin. Bu bir vurma yastığı, havaya yumruk sallarken zıplamak, öfkeli bir dans yapmak ya da eğilip ayak parmaklarına dokunmak bile olabilir.
  • Bir ejderha gibi nefes ver. Çocuğun sakince derin bir nefes almasını, bu nefesi biraz tutmasını sonra bu nefesi yavaşça vermesini istiyoruz. Bunu bir oyuna dönüştürebilirsiniz:  “Hadi şimdi bir ejderha gibi nefes alalım. Büyük bir ateş yapacağız, şimdi daha da büyük bir nefes al, nefesi biraz tut, ve şimdi bütün ateşi üfleyelim.” diyebilirsiniz ya da köpüklü balon üfleme oyunu yapabilirsiniz. 
  • Yardım isteyebilirsin. Çocuğunuzun öfke nöbetlerini ya da saldırgan dürtülerini yardım isteğine dönüştürmesini sağlayın. Bir kod geliştirebilirsiniz, böylece şiddete başvurmak yerine bunu önlemek için yardımınızı isteyebilir. Bu, “Sarılmaya ihtiyacım var” ya da “Kızgın ejderhaları yakaladım” olabilir. Kod hayal gücünüze kalmış. Sonra çocuk kodu kullandığında, ona sarılmaya ve neler olup bittiğini dinlemeye hazır olduğunuzdan emin olun.
  1. Kendinize iyi bakın. Çocuğa kendi duygularını ve davranışlarını düzenlemeyi öğretmenin en iyi yolu, kendinizin de iyi bir duygusal öz-düzenleme modeli olmasıdır. Kendi duygularınızı yönetmenin yollarını bulun, böylece sakin, düşünceli ve saygılı bir davranış modeli gösterebilirsiniz. Çocuğunuza bağırmayın. Öfke ve bağırma aynı zamanda, iri bir yetişkinin küçücük bir çocuğa zorbalığıdır, bunun da bir saldırganlık biçimi olduğunu unutmayın. 
  2. Çocuğu ayıplamayın ya da tantrum sırasında başka bir yetişkinin ayıplamasına imkan vermeyin. Unutmayın, daha iyisini öğrenene kadar bu öfke nöbetleri onun iletişim kurma yolu. Kendini, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmesini istiyoruz ama ayıplama ona sadece kendini ifade etmenin onaylanmayan bir şey olduğunu öğretir. 
  3. Yardım almak. Eğer küçük çocuğunuzun saldırganlığı ile başa çıkma, onu engelleme ya da şiddete maruz kalma konusunda hala rahatsız ediyorsanız, ya da çocuğunuz üç ya da daha büyük bir yaştaysa ve hala kontrolden çıkmış davranıyorsa bir profesyonele danışmanın zamanıdır. Öfke ve şiddet ile ilgili bazı olgular profesyonel yardım gerektirebilir.

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

*Yazı Psychology Today’ den derlemeler içermektedir.

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Gelişmekte olan yeni bir alan: Bebek Ruh Sağlığı

5ebd137dbc57fe211194573d802c9163.jpg

Gelişmekte olan yeni bir alan: Bebek Ruh Sağlığı 

Yakın zamanlarda bir arkadaşım bana bir elektronik posta gönderdi. Bebeği için uyku eğitimi danışmanlığı almıştı ve fikrimi soruyordu… Mektubu incelediğimde şaşkınlık içinde kaldım. Hemen danışman ile ilgili internet üzerinden bir araştırma yaptım ama konuya yetkinliğini kanıtlayacak bir bilgi bulamadım. 

Bu danışman bebekle ve aileyle tanışmadan internet üzerinden bir reçete düzenlemişti: Şu saatte uyandır, bu saatte yedir, filanca saatte yatır, sonra su saatte uyandır… Yatır, ağlarsa yanına git ama pes etme, bir süre sonra alışacak…! Alışacak ?

İnanmak istemedim… Birilerinin böyle bir reçete verebilecek cesarette olmasına, dahası birilerinin de bu reçeteyi uyguladığı düşüncesi / gerçeği son derece talihsiz… Üstelik reçete karşılığında ciddi de bir ücret talep ediliyordu. 

Bebekler robot değil ki… uyuyan bebeği uyandır, istemeyen bebeği o saatte yemeye zorla… Çocuk elbette belli sınırlar ister ve o sınır içinde rahat hisseder. Ancak “bırak ağlasın, alışır” yaklaşımının ne kadar yanlış olduğu artık tartışma konusu bile değil…

Ama anladığım kadarıyla son zamanlarda bazı aileler uyku eğitimini, tuvalet eğitimi gibi olması gereken bir durum olarak algılıyor. Bebeğin ebeveynden ayrı, bütün gece deliksiz uyması ne ara bu kadar önemli bir mevzu haline geldi bilemiyorum. Çünkü bu ilk emailden sonra üç ayrı arkadaşım aynı konuda fikrimi sordu. Henüz bir çocuğum yok, ancak bu tip soruları genelde gelişimsel ve travma – bağlanma bilgilerim doğrultusunda ve bu alandaki deneyimim ölçüsünde cevaplarım. Bence uyku için eğitim gerekmez, bebek zaten uyur, daha rahat uyuması için uygun şartlar hazırlanır sadece… Anne, baba da buna destek olur. Uyku zaten bebeklerin temel ihtiyacıdır ve gerekli şartlar sunulursa uykuları düzene girer ve bebekler yanlarında biriyle de uyuyarak bu temel ihtiyacını giderir, bu emmek kadar doğaldır. Uyku zaten zamanla düzene girecektir, her bebek için her reçete (her uyku eğitimi yaklaşımı uygun) değildir.

Ayrıca bazı çalışmalar gösteriyor ki bir bebek ne kadar çok kucağa alınır ve dokunulursa o kadar daha az derin uykuya dalar ama fiziksel ve ruhsal gelişimi de bir o kadar sağlıklı olur. Çünkü ilk 15 ay, derin uyku bebek için tehlikelidir; sıklıkla uyanma çocuğu ani bebek ölümlerinden korur. Uyku eğitimi vereceğim diye bebek ve ebeveyn bağını riske atmak, çocuğun hem ruhsal hem fiziksel sağlığına uzun vadede hasar verebilir. Zaten ilk yıllar bağlanma açısından zaten hayati önem taşır… Yani bebeğin ağlayarak tek başına uyumayı öğrenmesi mi daha önemlidir, yoksa anne baba ile geliştireceği bağ mı daha önemlidir sorusunun cevabı son derece basittir. 

Son zamanlarda olumsuz çocukluk çağı deneyimleri (ACE) ve Travma teorileri üzerine çalışmalar ilerledikçe yepyeni araştırma alanları da açıldı; Prenatal yani hamilelik döneminde fetüs, doğum, doğum sonrası ve erken çocukluk dönemine yönelik psikiyatri ve psikoloji çalışmaları başladı. Biliyoruz ki hayatın ilk yıllarında, bir çocuğun beyni saniyede 1 milyondan fazla sinirsel bağlantı üretir. Araştırmacılar da, beyin gelişimimizin bu çok erken yıllarında, yaşadığımız şeylerin bizi nasıl etkilediğini daha iyi anlamaya başladılar. Yaşamımızın ilk yıllarındaki bu deneyimler daha sonraki yıllardaki öğrenme, davranış ve fiziksel iyiliğimizi / sağlığımızı etkiliyor. 

Bebekler ağlayarak da iletişim kurar. Ağlamaya yanıt verilmemesi bebek için stres ve çaresizlik hissi yaratır. Ağlamasına uzun süreli cevap verilmeyen bebeklerde stres hormonu olan kortisolun arttığı ve dolayısıyla da gelişimsel açıdan dezavantajlı olduğu bilinmektedir ve bu yüzden, ebeveynlerin bebeklerinin ağlamasına tutarlı şekilde cevap vermeleri gerekir. 

Bebek ruh sağlığı…

Psikolog ve Avustralya Çocuk Ruh Sağlığı Kurumu’nun başkanı Jenna Thornton’a göre, bu multidisipliner alan (bebek ruh sağlığı), özellikle bağlanma teorileri, sinir bilim, motor gelişim ve travma teorilerinden yola çıkarak 0 ile 3 yaş arasındaki çocukların duygusal ve sosyal gelişimini desteklemeyi amaçlıyor: “Çocukların, hem rahat hem de rahatsız edici bir dizi duyguyu ifade etmesinin yanı sıra, deneyimlemelerine, bu duyguları yönetmelerine ve aynı zamanda çevrelerini keşfetmelerine ve öğrenmelerine yardımcı olmak.” diyor ve ekliyor “Çalışmalar temelde, çocukların bakım verenlerle ve akranlarıyla yakın ve güvenli ilişkiler kurmasını desteklemeyi amaçlar”.

Çok mu genç?

Jenna*, bebeklerin ve küçük çocukların gerçek duygusal ve sosyal ihtiyaçlara sahip olmaları için çok küçük oldukları inancının çok büyük bir yanılgı olduğunu söylüyor. Jenna, “Fiziksel ihtiyaçlarının bakıcıları tarafından karşılanması kesinlikle önemlidir. Ama bağlanma teorisi, gösteriyor ki duygusal gereksinimlerine cevap vermek bebek için hayati derecede önemlidir.” diyor.

Jenna, erken dönemlerde desteklenen iyi bir zihinsel sağlığın, çocuklara duygularını yönetme, güçlü ilişkiler kurma ve başarılı bir öğrenme modeli geliştirme için özgüven kazandırdığını söylüyor.

“Ama bunu yalnız yapamazlar”…

Peki bir çocuğun gözünden bu neye benzer ? Ağlayan bir bebek için onu neyin üzdüğünü anlayamasanız bile bu, ağlamaya cevap vermek, kucaklamak ve yatıştırmak anlamına gelebilir. “Biliyoruz ki, sakin ve şefkatli bir şekilde ağlamaya cevap verdiğimizde ve onların duygularını yönetmelerine yardım ettiğimizde, zaman içinde, büyüdükçe kendileri için bunu nasıl yapabileceklerini öğreniyorlar” diyor.

Yürümeye başlamış çocuk içinse destek, çocuğun bakış açısına açık olmakla başlıyor. Jenna ilişkiler bağlamında şunu da ekliyor: “2 yaşındakilere çok stresli ve üzücü gelen bir şey bir yetişkin ile aynı olmayabilir, çocuğun duygularını isimlendirmeye ve doğrulamaya yardımcı olmak daha dayanıklı, daha nazik, daha güçlü ve daha akıllı bir yetişkinin gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca çocuğun duygularını bir olay ile ilişkilendirmek ve duygularını hissettirmek ve kendilerini güvende hissetmeleri için de iyidir.” Bu da basitçe şöyle örneklenebilir: “Kızgın olman çok normal, çünkü Joey oyuncağını aldı. Bu bana olsaydı ben de çok sinirlenirdim. Kızgın olmanda bir sorun yok. Bu büyük bir duygu, ve kendini tekrar iyi hissedene kadar seninle kalacağım.”

Dünyada güvende hissetmek…

Bebekler doğdukları andan itibaren bizimle bağlantı kurmaya hazırlar, ve beyin sıcak, olumlu ve duyarlı ilişkilerle daha iyi büyüyor. “Bakım verenleriyle oluşturdukları bu güvenli ilişkiler, hayatın daha sonraki dönemlerindeki ilişkiler için güçlü bir temel oluşturmasına yardımcı olma açısından gerçekten çok önemli” diyor. Doğdukları andan itibaren bizim bebeklerle ilişkimiz güvenli bağlar geliştirmelerine yardımcı oluyor, böylece bizimle ve dünyada güvende hissediyorlar ve sonuçta kendinden emin ve bağımsız yetişkinler oluyorlar.

Özetle diyeceğim şudur ki uyku eğitimi reçeteleri yerine, önce biraz bağlanma teorileri ve ACE üzerine kafa yormak lazım…

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

*Jenna Thornton röportajının orijinali Avustralya’da yayın yapan Particle’dan alıntılanmıştır.

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Travmatik Stres ve Otoimmün Hastalıklar

d67ce3e183dc0dea1f8067a425178c22

Travmatik Stres ve Otoimmün Hastalıklar 

30 yıllık dev bir çalışma ile stres ve otoimmün hastalık arasındaki bağlantıyı ortaya koyuyor.

30 yıllık veriyi kapsayan ve bir milyondan fazla insandan oluşan bir kohort grubunu (istatistik) inceleyen büyük bir çalışma, TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) da dahil olmak üzere, çeşitli stres bozukluklarından muzdarip olan kişilerde, Artrit ve Crohn hastalığı gibi otoimmün hastalıkların gelişmesi riskinin artması arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor.

Bazı travmatik yaşam stresleri ve otoimmün bozukluklar arasındaki bağlantı bazen biraz daha açıkça görünebilir. Sonuçta, çoğumuz mide ağrısı gibi fiziksel semptomlarla kendini gösteren stres deneyimlemisizdir. Ancak, şaşırtıcı bir şekilde, strese dayalı psikiyatrik durumlar ve bağışıklıkla ilişkili spesifik hastalıklar arasındaki doğrudan bağlantıyla ilgili bilimsel çalışma bugüne kadar sınırlıydı.

Yeni ve olağanüstü büyük ölçekli gözlemsel bir çalışma, İsveç’te 30 yıl boyunca bir milyondan fazla olgu izledi. TSSB’den, akut stres reaksiyonu ve uyum bozukluğuna kadar stresle ilişkili bir bozukluk teşhisi konmuş 100.000 den fazla hastayla çalışıldı. Bu denekler, 30 yıllık süre boyunca herhangi bir stres temelli bozukluk tanısı konmayan bir milyon denek ile eşleştirildi.

Çarpıcı sonuçlar, tanısı konan stres bozukluğundan şikayetçi olanların, ilerleyen zamanlarda 41 farklı otoimmün hastalıktan birinin tanısının konulması olasılığının yüzde 30 ila 40 daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Bu otoimmün hastalıklar arasında Romatoid artrit, Sedef hastalığı, Crohn hastalığı ve çölyak hastalığı gibi hastalıklar var.

Araştırmanın önde gelen bilim insanlarından biri olan Unnur Anna Valdimarsdóttir: “Önceki araştırmalardan, aşırı stresin bağışıklık sistemimizi bozabileceğini biliyorduk, ancak bu araştırma, TSSB ve diğer stres bozuklukları tanısı olan bireylerde, otoimmün hastalıklarının yüksek oranda artan riski arasındaki doğrudan bağlantıyı gösteren ilk çalışmadır.” diyor.

Calışma otoimmün hastalık riskinin, genç yaşta TSSB tanısı alan bireylerde fazla olduğunu gösteriyor.  Ve daha da ilginç olarak, tanıdan kısa bir süre sonra TSSB için tedavi gören hastalar, daha sonraki otoimmün hastalıkları geliştirmede daha düşük oranlar sergilemiş. Bu açıdan bulgular, stres ile otoimmün bir hastalığının başlangıcı arasında nedensel bir bağlantı olduğunu öne süren hipotezi destekliyor. Araştırmacılar aynı zamanda bulgularla ilgili temkinli olduklarını, şimdilik sadece bir korelasyonun çizilebileceğini düşündüklerini söylüyor.

Belki de bu çalışmadan çıkarılacak en ikna edici sonuç psikolojik stres ve fiziksel enflamasyon durumları arasındaki güçlü bağın doğrulanmasıdır. Daha önce bazı araştırmalar çeşitli psikolojik rahatsızlıkların beyindeki enflamasyondan kaynaklanabileceğini düşündüren zorlayıcı bir hipotez vardı. Son zamanlarda yapılan bir çalışma, beyin enflamasyonu ile intihar düşüncelerini açık bir şekilde ilişkilendirecek kadar ileri gitti.

Psikolojik bozukluk ya da enflamasyon durumu bulgularını “hangisi önce başlıyor / tetikliyor” argümanına dönüştürmeye çalışmak cazip gelse de, son calışma bu olgunun çok daha karmaşık ve birbiriyle bağlantılı bir ilişki içinde olduğunu ortaya koyuyor. 

Yani otoimmün hastalıklar ve psikolojik durumlar temelde aynı madalyonun iki yüzü olabilir, ve bu garip bütünsel bağlantıyı ne kadar çok anlayabilirsek, hem zihin hem de beden içinde farklı hastalıkların daha doğru tedavi edebiliriz.

Kaynak: İzlanda Üniversitesi – çalışma JAMA dergisinde yayınlandı.

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

637af23313054e9ddf0902a2626cfa05

Travmayı tanımıyorsanız, travma bilgili bakım (trauma informed care) sunamazsınız…

Bu yazıyı yakın zamanda  okuduğum bir başka yazı ve kendi deneyimlerimle derleyerek sunmak istedim. Bir süredir yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin (Mercy) acil servisinde, trauma informed care yani travma bilgili bakım projesi yürütüyorum. Travma Bilgili Bakım (Trauma Informed Care) travma konusunda yaygınlaşan bir yaklaşım modeli. Bunun bir benzeri okullarda uygulanıyor: Travma Bilgili Okul (Trauma Informed School) ya da Travma Bilgili Ebeveynlik (Trauma Informed Parenting) adı altında çeşitli yaklaşımlar görebilirsiniz.

Türkiye’de travma bilgilendirme konusundaki zorluklarla Amerika’daki zorluklar birbirinden çok farklı. Kültürel ve sosyal olarak iki tarafta da hiç akla gelmeyecek dirençlerle karşılaşabiliyorsunuz. İnanın travma konusunda yapılan onca calışma ve öncü oluşuma rağmen toplum sağlığı açısından, burada da yolun epey başındayız… Ancak bizden biraz farklı olarak travma konusundaki eğitimlere daha ılımlılar; Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ve travmanın (özellikle ilerleyen yaşlarda) yaşam boyu sağlık problemleri yarattığını ve bu bağlamda acil servise yapılan ziyaretlerin çok daha fazla olduğunu biliyorlar.

Benim bu projedemde uyguladığım model üç gruba ayrılıyor: Genel olarak acil servis doktorları, hemşireleri, teknisyenleri ve hasta kabul biriminde çalışanlar için Travma Bilgili Bakım. İkinci grup Care for First Responders dediğim ilk müdahale ekibi (ambulans, itfaiye, acil servis profesyonelleri, polisler) için kendine öz bakım. Son grup ise Care for careers dediğim hasta yakınlarına yönelik çalışmalar… Tabi her şey kolayca olmuyor ama çalışmaya devam ediyoruz… 

Eldiven kullanmadan hastanın kan sızıntısını temizlemeyeceğiniz ya da hastanızın kolunu sterilize etmeden damar yolu açmayacağınız gibi, tıpta çok iyi bilinen bazı evrensel kurallar var. Bence travma bilgili bakım da tıpkı bu kurallar gibi evrensel olmalı ve hastanede bir hasta ya da hasta yakını ile karşılaştığımız her durumda, o kişinin travmatize olmuş olabileceğini hesaba katmalıyız.

Elbette bu tek başına yeterli değil . Çünkü biz de insanız yoruluyoruz, öfkeleniyoruz ya da bizim de yaralı yerlerimiz devreye giriyor. Böyle durumlarda objektif kalıp “travma bilgili” lenslerimizi takmak pek kolay olmayabiliyor. Sonuç olarak hastaya, hasta yakınına ve kendimize karşı başarısız oluyoruz. 

Okuduğum yazıda kendi deneyimlerime benzeyen çok sayıda örnek vardı, ben bir tanesini paylaşayım… Hemen her gün yaşadığım basit bir örnek…

Hastaneye genç bir travma vakası geldi, yani hayati durumu tehlikede… Silahla yaralanma. Doktor ve hemşireler hastayı stabilize ettiler. Ameliyata almadan bazı testlerin sonuçlarını ve ameliyathanenin hazırlanmasını bekliyorlar. Yani doktor ve hemşireler için artık hastanın hayati tehlikesi yok. Test sonuçlarına göre ameliyata girilecek. Hastanın yakınları “quiet room” yani sessiz oda dediğimiz izole edilmiş, mahremiyeti olan bir odada bilgilendirildi. Ama doğal olarak duyduklarını anlayabilecek durumda değiller. Anne,  bir an önce ameliyata ve yoğun bakıma alınması gerektiğini düşündüğü için sürekli soru sorup yardım istiyor. Giderek ses yükseliyor, öfkeleniyor ve iş çığırından çıkıyor. Havaya savrulan tehditler ve küfürler başlayınca yasa gereği hemen devreye güvenlik giriyor. Güvenlikten izin isteyerek, (yine de kapı önünde nöbet tutuyorlar) dakikalarca durumun kontrol altında olduğunu açıklıyoruz. Her seferinde sabırla başka yöntem ve örnekler deneyerek anneyi bizi duyabileceği bir noktaya getiriyorum.  Maalesef burada en ufak taşkınlığa müsade yok maalesef diyorum çünkü yasalar gereği  benim “çok normal bir tepki” olarak gördüğüm dışa vurum, burada çok sert müdahalelerle bastırılıyor ve sonuçta travmayı daha da büyütmekten başka bir işe yaramıyor. 

Masama döndüğümde doktorlardan biri soğukkanlılığını yitirmişti – son derece kızgın “Boşuna dil döküyorsun” dedi. “Seninle asla böyle konuşamaz, biz burada yardım etmeye çalışıyoruz! Herkesin asabını bozdu”

“Oğlunu kaybetmekten korkuyor.” dedim. – “Yine de böyle konuşamaz, seninle böyle konuşmasına asla izin vermemeliydin!” ve söylenmeye devam etti… 

Konuşurken görüyorum ki doktorda da bir şeyler çok tetiklenmiş, sinirden eli ayağı titriyor. Hatırlatıyorum, -Travma doktorusun ama travmayı pek iyi tanımıyorsun, o yüzden bunu (trauma informed care) yapıyoruz. Kadının tepkisini kişisel almıyorum. Bu tepki çok normal – istediği şeyi elde etmek için kendini ve sesini böyle yükseltecek; çünkü şiddetli (abusive) bir ailede büyüdüysen onlardan öğrendiğin tek şey budur. Çocukken korkudan ölüp ölüp dirilirsin ama stres altındayken tek bildiğin iletişim paterni olarak bu yüzeye çıkar.”

Bizden farklı olarak doktor bu cümlelerimi ukalalık olarak algılamıyor. Bana cevap yetiştirmeye ya da baskınlık kurmaya da çalışmıyor. Ama söylediğimi şimdi de doktoru duymuyor çünkü bu anne her yönüyle bu adamı tetiklemiş durumda. 

Doktorun hayat hikayesini bilmememe imkan yok – gerek de yok. Belki sabahtan beri kaçıncı insanın yaşamını elinde tuttuğu için yorgun, belki zor durumda olan birine yardım etmeye çalışırken karşılaştığı tepkiyi hazmedemiyor. Annenin ona minnettar olması gerektiğini düşünüyor. Belki böylesine bir öfke patlamasında kadının ağzının payını veremedi diye kızgın. Belki de büyüdüğü ailede öfkelenmeye ya da öfkeyi göstermeye izin yoktu. Dolayısıyla travma üzerine yaptığımız onca eğitim ve çalışma, triune brain, travmayla beynin nasıl değiştiği, olumsuz cocukluk çağı deneyimleri (ACE) gibi bilgiler bir an havaya uçuveriyor…

Travma bilgili bakım uygulayabilmek için travmayı görebilmeniz, tanıyabilmeniz gerek. Bu yüzden projenin yapısını biraz güncelledim ve travmanın kendini nasıl gösterdiği üzerine daha çok duruyoruz. 

Kendi travma geçmişimizden kaynaklanan birçok etiket, önyargı ve tepki var. Diğer insanların davranışlarına takılıp travmayı gözden kaçırıyoruz.

Pasif agresif? Kontrol delisi? Travma.

Hijyen eksikliği? Duygusal manipülasyon? Travma.

Savunmacı? Agresif ? Travma.

Altta yatan travmayı tanıyamıyorsak,  bizim için “doğru” olan şeye karşı çıkan insanları cezalandırma eğilimindeyiz ya da onları damgalayıp, dışlıyoruz.

Anne uzun uğraşlar sonunda daha dengeli bir hale geldi. Ama onu cahil, küfreden, histerik kadın olarak dışlamak ya da yargılamak çok kolay olurdu.

Bu arada her günüm böyle geçse kendimle gurur duyardım, ne kadar şefkatli ve doğru bir tavırda olduğumu, bu işi ne kadar iyi çözdüğümü filan düşünürdüm. Ama bazı günler bazı diyaloglarda ben de karşı tarafa sinirleniyorum, iletişim kurmaktaki beceriksizliğe kızıyorum ya da verdiğim cevapları yeterince iyi bulmayıp kendime yükleniyorum. Her zaman “travma bilgili” lenslerden bakmak, her zaman bu bilgileri ve şefkati korumak kolay değil. 

Böyle durumlar için size bazı sorular önermek istedim: 

  • Yargılama yapmadan, tepkim (fiziksel, duygusal, zihinsel) neydi ve nasıl karşılık verdim?
  • Davranış kişisel değerlerime aykırı mıydı?
  • Öğrendiğim sosyal değerlere karşı saldırı var mıydı?
  • Travmamı tetikliyor muydu?
  • Diğer kişide travma yanıtına tanık oldum mu?
  • Kendim ve diğer kişi için şefkat bulabilir miyim?
  • Cezalandırmak, sarsmak, utandırmak veya haddini bildirmek için karşılık verdim mi?

Bu soruların sadece birinin karşı taraftaki kişi ile ilgili olduğunu farketmişsinizdir. Bir başkasının ihtiyaçlarına cevap verme ya da  travmasıyla bağ kurma yeteneğimiz, kendi duygularımızı ne kadar iyi düzenleyebileceğimize dayanıyor. Bazı günler ben de başarısız oluyorum. Durumu onarmak için girişimde bulunmam (yarı gönüllü ve belki hala öfkeli) iyi sonuç vermeyebiliyor. Ama kendime yüklenmiyorum ve travma bilgili lenslerimi tekrar deniyorum. Siz de deneyin derim…

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

Geç Kalmak…

KB9786059746564-1

Geç kalmak…

Hayatım boyunca “geç kalıyorsun” diye eleştirildim. Hep böyleydim galiba, baştan başlamak hep hoşuma gitti… İstediğim bölümü bulana kadar 3 üniversite değiştirdim mesela… Ama öyle kazandım da gitmedim değil… Gittim, okudum “Bu bana uymadı.” dedim, tekrar girdim sınava…“Şimdiye bitirmiştin – Geç kalıyorsun…”

Çok iş yaptım, hiçbiri amatörce değildi… Hepsini tam profesyonellikte öğrendim, uyguladım üstelik aynı zamanda… Yani hep birden çok işim vardı. Hala da öyle… Bir süre sonra başka bir iş daha yapınca ya da yeni bir eğitime daha başlayınca yine “Geç kalıyorsun” -lar başlardı… “Daha ne öğreneceksin…” , “Ne gerek var?” , “Emekliliğe geç kalıyorsun, sigortana geç kalıyorsun”… En cesuru da “Hayata geç kalıyorsun”

Kime göre, neye göre???

Önümde “katılacağım eğitimler listesi” uzayıp giderken, bazılarına öncelik verince, sertifika hak edişlerime geç kalıyorum mesela. Bunu biliyorum, ama mühim değil. Bessel van der Kolk ve Boston Travma Merkezi’nden eğitim almayı tam 8 sene planladım.  Yığınla yazışma, okuma, bütçe vs. derken çok zaman geçti yine…

Hocam Bessel van der Kolk’un kitabı “Beden Kayıt Tutar” Türkçe’ye çevrildi (Nurdan Cihanşümül Maral, Önder Kavakçı, Hayal Demirci) ve bu ay basıldı. Ben çeviriye talip olduğumda – geç kalmıştım – başka biriyle çoktan anlaşmışlardı. Ama sanki kitabı ben yazmışım, kendim çevirmişim gibi sevindim. çünkü bence bu yüzyılın en önemli bilim adamı Bessel ve bu yüzyılın en önemli konusu  malesef travma… “Terapide Travmaya Duyarlı Yoga” kitabını çevirmeye talip olduğumda ise Bessel’in kitabı ile yakın zamana yetişsin istedim – olmadı. Önce yayıncı bulamadım.  Yayıncı bulduğumda da resmi evraklar geç tamamlandı.

Dürüst olayım, son aylarda nihayet içimde derin bir kaygı oluşmaya başladı… Geç mi kalıyorum gerçekten…

Tekrar okula dönmek, doktora yapmak için vaktim var mı?  Çeviriler bekliyor, kitaplar bekliyor, projeler bekliyor, vakit geçiyor… Burada görüşmelerimde sıklıkla karşılaştığım bir soru var: “Fazla niteliklisiniz (over qualified) niye baştan başlıyorsunuz?” diyorlar. Ben de “çünkü bu ülkede başlangıç seviyesindeyim (entry level)” diyorum,  gülüyoruz çok…  Ama bir yandan da içim bir garip oluyor.  Ülke değiştirdim yeni ve yine baştan başlıyorum. Geç mi kalıyorum gerçekten…

Maalesef bu geç kalıyorum kaygısının beni ele geçirmesine hepten izin verdim bu hafta. Büyük bir hastanenin, ilk müdahale biriminde çalışmaya başladım; Hasta kabul ve acil servis müdahale birimi “travma-bilgili” (trauma informed care) olacak. Hastane düzeni ile ilgili eğitim alıyorum, böylece iletişim için doğru yönlendirme yapabileceğim. Ama 4 gündür öyle saçma prosedürler öğreniyorum, o kadar garip şeylere vakit harcıyorum ki kendimi sorguluyorum… “Ne işin var burada ?”, “Şimdiye üç sahne yazmıştın”, “20 sayfa çeviri yapmıştın” vs…

“Niye buradasın?”  diye kendimi yerken, hiç kimsenin içinde bulunmak istemeyeceği ama “Niye buradasın?” a cevap olacak bir gün yaşadım… Hayatta korkunç şeyler oluyor… Önüne geçemiyoruz ama zararı azaltmak için birbirimize ve iş birliğine ihtiyacımız var… Travmayı önleyemiyoruz. Ama ikincil travma ya da travmanın daha da yaralayıcı olmasının sebebi çoğu zaman destek mekanizması; Yani destek için ilk gelen her kimse, aile olabilir, doktor, polis vb… Travma-bilgili yaklaşımlar bu yüzden önemli.

Küçük bir çocuk travma öyküsü ile acile getirildi… Birimdeki her insan için infial uyandırıcı bir olaydı. Bir yandan protokoller işliyor, bir yandan da herkes vekaleten travmatize* durumda… Derin bir nefes aldım; real deal…

Amerika’da böyle durumlar için müdahale son derece profesyonel. Sosyal hizmetler uzmanı, psikolog, pediatri ve polisler gelecek. Herkes birlikte çalışacak. Bu kişiler zaten (çoğu  zaman) bu vb. durumlar icin özel eğitim almış. Peki onlar gelene kadar ne olacak? Çocukla ya da aileyle hiç mi konuşmayacağız… Zaten şokta olan bu insanlara süreçle ilgili nasıl bilgi vereceğiz… Doktorlar, hemşireler insan değil mi ? Ne kadar kontrol etmeye çalışsalar da doğal olarak öfke, üzüntü yüzlere ve tavırlara yansıyor… Travma-bilgili bakım ilk burada devreye giriyor…

Henüz 4. günümde, herkesin bir adım geri çekilip, “Buyrun sıra sizin” dedikleri an, niye buradayım-ın cevabını aldım.  Acil doktoru, “Bugüne kadar böyle yaptık, sen de kimsin?” demedi onun yerine, “Normalde şöyle tetkik yaparım, sonra bunu yaparız, senin önerin nedir?” dedi. Benim önerimi hem hasta, hem ailesi hem de kendisi için almaktan ya da dinlemekten gocunmadı… Aklına yatmayan sordu, cevabımı merakla dinledi… Ufacık değişiklikler yaparak uzman ekipler gelene kadar en zararsız ortamı sağlamaya çalıştık. Yine ufacık müdahalelerle acil müdahale biriminin “vekaleten travmatize” olmasının önüne geçmeyi denedik… Bugün zor bir gündü, duygusal olarak çok yorucuydu ama doktoru, hemşiresi, teknik elemanı, hasta kayıt vs. birlikte elimizden geleni yaptık. Hem mağdur, hem aile, hem kendimiz için… Elbette mağdur çocuk için yol uzun… Keşke öyle yazılıp çizildiği gibi kolay olsa ama kimsenin travmasını çözümlemedik…

Niye burayadayım, niye taşındım sorusuna çok cevabım var ama en önemli sebep insanlardaki bu tavır; bilgiye saygı ve açıklık…  İşte tam böyle bir anda bir şeye “geç kalmış” olmadığımı,  tam zamanında olmam gereken bir yerde olduğumu, öğrendiğim bir bilgiyi paylaşabilmenin, belki bir kişiye, bir nebze yararı dokunabileceğini hissettim.

*Bessel van der Kolk’un kitabını okuyun, okutun; travma-bilgili olmaya adım atmış olursunuz, – geç kalmadan- keşke hiç lazım olmasa ama ilk müdahale önemli.

Ece Turkmut Dere

Vekaleten travmatizayon:  Travmatik bir deneyim yaşamış kişiye destek olurken; kişinin yaşadığı hikayeyi, terörü, öfkeyi ve umutsuzluğu daha düşük seviyede siz de yaşayabilirsiniz. Bu durum “travmatik karşı aktarım” ya da “vekaleten travmatizasyon” olarak bilinir.

 

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018