Travmanın Paradoksu

5f99e1b9d881a619ebddba0e477cdcc2

Travmanın Paradoksu

Yaklaşık bir yıl kadar da yaşadığım bölgenin büyük bir hastanesinin acil servisinde Travma Bilgili Bakım projesi yürüttüm. Fiziksel büyük yaralanmalardan, kazalara, şiddet, ateşli saldırı, taciz, madde kullanımına kadar, farklı yaşlardaki yüzlerce hasta ve çok çeşitli travma olgusu ile karşılaştım. Travma bilgili hastane olma yolunda çalışırken defalarca duvara çarptık. Çünkü bu aslında yara bakımından farklı bir şey değil. Siz yarayı özenle temizlerken başkası gelip üzerine steril olmayan bir bez koyarsa çabanızın pek bir kıymeti kalmıyor.  Travma bilgili yaklaşımın da tam bu yüzden yayılmacı bir yol izleyerek toplumun her kesimine ulaşmasını çok önemli buluyorum. Elbette bu yaklaşım birincil olarak riskli alanlara öncelik vermeli. Bununla birlikte toplumda bir travma prevalansı oluşturmamız gerekiyor.

Travma, genellikle yokuş yukarı bir mücadeledir. Mesele sadece insanların iyileşmesine yardımcı olacak teknikleri ve müdahaleleri bulmaktan ibaret değildir. Çalışma yapılan alanlar aslında uzun vadede daha büyük sistemlere hizmet eder. Travmanın insanların yaşamları üzerindeki etkisinin anlaşılmasına yardımcı olmak da en önemli girişimdir. 

Travma bilgili bakım olarak adlandırılan yaklaşım, en basit basit anlatımıyla, sorduğumuz temel sorularda bir değişimle açıklanabilir: “Senin derdin ne? / Ne sorunun var?” sorusu “Sana ne oldu ?” ve daha önemlisi “Sana olan şey, hayatında yaşamaya nasıl devam ediyor?”, “Bugün hayattaki fonksiyonunu nasıl etkiliyor?” sorularına dönüştü. Bu açıdan travma konusunda bilinçli yaklaşım daha fazla hassasiyet ve anlayışın derinleşmesine yardımcı oluyor. Ancak bu noktada paradoks devam ediyor, çünkü toplum olarak oldukça açık bir şekilde, travmanın gerçekten ne anlama geldiğini anlamak için hala biraz isteksiz davranıyoruz.

1980 sonrası travma sonrası stres bozukluğu ya da TSSB tanısı tanındı ve bu alanda çalışanlar için gerçekten önemli bir kilometre taşıydı. Ancak TSSB her zaman sınırlı bir tanı olmuştur. Çünkü bu tanı, yetişkinliklerinde travma geçirenlerin “yetişkin” deneyimlerine dayanmaktadır. Travmatik olayın müdahaleci anı ve duyumlarıyla yaşamanın neye benzediğini ve travma ile ilgili herhangi bir uyarandan kaçınmak için, sayıca çok fazla olan baş etme stratejileriyle nasıl yaşadıklarını anlatabilme becerisi ile de sınırlıdır.

Fakat gerçek şu ki, onlarca yıllık araştırmadan sonra bile, çok önemli dramatik öykülere sahip çocukların sadece% 25’inin TSSB kriterlerini karşıladığını görüyoruz. Çünkü çocukluk çağı travması ve kendini gösterme şekli derinden farklıdır; çocuk için çok kritik ilişkiler içinde gerçekleşir ve kişinin gelişimi üzerinde yıkıcı etkisi olabilir.

Adamım Bessel… Bessel van der Kolk’a olan saygımı kelimelerle ifade etmem çok zor ama tam bu noktada, ona ve çalışma arkadaşlarına müthiş bir şükran duyuyorum. Hala resmi olarak tanınmasa da gelişimsel travma bozukluğu adını verdikleri başka bir tanıyı bıkmadan, usanmadan savunuyorlar ve yaptıkları klinik çalışmalar doğrultusunda DSM’ e sokmaya çalışıyorlar. Üstelik bu uğraş yeni de değil neredeyse 30 yıllık araştırmaya dayanıyor.  Öncelik, şu an gelişimsel travma bozukluğu üzerine, ama bunun dışında üzerine çalıştıkları başka travma bozuklukları tanıları da var. 

Gelişimsel Travma Bozukluğu tanısı, erken travmanın etkisinin ne kadar yaygın ve kalıcı olabileceğini anlamak için çok güçlü bir çerçeve sunmaktadır. Üstelik sadece çocuk üzerinde değil, ergen ve sonrasında yetişkinlerde travmatik reaksiyonu başarılı bir şekilde çözemezsek insan gelişiminin sonucunun ne olacağına dair bize büyük bir resim gösterir. 

Insan gelişimini olabildiğince basit anlatacağım. Görmeyi umduğumuz şey, bir insanın dünyayı güvenilir bir şekilde algılayabilmesi, objektif bir şekilde problem çözebilmesi ve geleceği esnek bir şekilde planlayabilmesidir. Bir kişinin duygularını tanımlayabilmesini görmeyi bekleriz. Duygularını ve duyumlarını yeterince uzun süre tolere edebilmesini dolayısıyla, deneyiminin bir öğrenme sürecine dönüşmesini bekleriz. Elbette bu öğrenme ile onları yönetebilmesini bekleriz. Kişinin istikrarlı bir kimlik duygusu geliştirebileceğini ve öz yeterlik için kapasite geliştirebileceğini umarız. Kişinin güvene dayalı ilişkiler kurabileceğini ve ihtiyaç duyulduğunda destek ve yardım için bu ilişkilere güveneceğini umarız.

Artık insan gelişimi alanlarının tümü sağlıklı ve iyi düzenlenmiş bir beyine dayanıyor. Sağlıklı gelişimde, yetişkinlikte gördüğümüz, düşünen beyin ve duygusal beynin birlikte iyi / uyumlu çalışabilmesidir. Böylece stres ya da sıkıntı yaşadığımızda beyin baş edebilme mekanizmalarını kullanır ve bizi stabil bir duruma geri getirebilir. Bu gelişimin temelidir ve bu temel çocukluk çağı travmasında çok derinden etkilenir.

Travma geçirmiş bir beyinde gördüğümüz gerçekten çok kritik üç etki vardır. 

Bunlardan ilki duygusal beynin tam anlamıyla sağ kalım (survival) beyin yapısına dönüşmesidir. Çünkü, travmatik bir deneyimle büyüyen çocuklarda, onları beslemesi, koruması ve onlara rehberlik etmesi beklenen ilişkilere güvensiz hale gelecekleri deneyimler yaygındır. Böylece vücutlarında güvensiz, duyguları ile güvensiz ve sonuçta kaotik ve tehlikeli bir dünyayı anlamaya çalıştıkça düşünceleriyle de güvensizdirler. 

Travmatize olmuş bir kişinin beyninde gördüğümüz şey, beynin bir kısır döngüde sürekli olarak, temel otomatik hayatta kalma tepkilerine ( Savaş /Kaç / Don) dayanmasıdır.

Bu olgular, bir çocuk, bir ergen ya da bir yetişkinde kendini çok farklı şekillerde gösterebilir ama temelde sinir bilimcilerin açıkladığı üzere otomatik yanıtlardır. Hatta sinir bilimciler bunu kelimenin tam anlamıyla düşünen beynin kaçırılması (hijack) ya da zorla alıkonması olarak tarif eder. Yani güçlü olumsuz duygularla, bilinçli ve düşünen beynin düşmanca ele geçirilmesidir.

Şimdi lütfen bu etkinin derinliğini düşünün. Çünkü insanların, iyi kararlar aldığı ya da kötü kararlar aldığına dair temel bir inancımız var. Beyin bilimi ve yapılan çalışmalar gösteriyor ki bu o kadar basit değil… Travmatize beyin, karar verme tarzını oluşturmak için düşünen beynine güvenilir bir şekilde erişemez ve onu kullanamaz.

Kişinin vermesi gereken kararlar ya da yönelimleri düzenleyecek beceriye ulaşımı yoktur. Bu da travmatik beyinde gördüğümüz ikinci büyük etkidir; beyindeki alarm sistemi korkunç şekilde çarpıklaşmıştır.

Hepimizin tehlikeyi kaydetmek ve tehlikeyi işlemek için bir alarm sistemine ihtiyacımız vardır. Ama ya alarm sistemi her yerde tehlike algılayacak kadar çarpıksa; Tehlikeli durumlarda tehlike ve nötr durumlarda tehlike ve daha trajik olanı çoğumuzun iyi ya da olumlu olarak değerlendirdiği durumlarda tehlike algılıyorsa…

Büyümenin nasıl bir şey olduğunu düşünün… Kafanda bir alarm var, Tehdit! Tehlike! Tehdit! Tehlike! diye sürekli yanlış bir uyarı veriyorsa, bu, mevcut olmaya, etrafınızdaki kaynakları ve ilişkileri kullanmanıza derin bir müdahaledir.

Travma deneyimlemiş beyinde gördüğümüz üçüncü derin etki, şimdiki zamanı değerlendirme ve deneyimden öğrenme yeteneğidir. Bu durumu bazıları teflona zımpara etkisi olarak örneklendirir. Bence bu erken deneyimlerin gücünü ve gerçekte beyni nasıl yapılandırdığına dair yerinde bir örnektir. Erken dönemdeki olumsuz deneyim o kadar güçlü ve ağırdır ki, yaşamın daha sonraki dönemlerinde gerçekleşen iyi deneyimleri gölgeler. Önemli ve ihtiyaç duyulan yeni iyi deneyimler, basit bir şekilde erken dönem olumsuz deneyimlerin gücünü devre dışı bırakamaz.

Sonra bu insanların genellikle iyileşemeyeceğini düşünüyoruz? ya da iyileşmeye karşı dirençli olduklarını, ya da sunduğumuz önerilere uygun olmadıklarını… Çünkü davranışsal bir sağlık sistemi var ve daha kısa süreli olan tedaviler savunuluyor. Ancak gelişimsel travma kısa sürede tedavi edilemez, zaman alır. Maalesef, en çok yardıma ihtiyacı olan insanlar iletişim kurması ve ulaşması en zor olanlardır. O zaman akla şöyle bir soru geliyor: Travma deneyimi olan ve beyin işletimi hasarlı onlan insanlara yardım edebilmek için daha iyi durumda olmalarını mi beklemek lazım? Bunu düşünmek rahatsızlık verici ama geleneksel yöntemleri kullanmaya devam etmekte kararlıysak cevap “Evet.” olabilir. Ama aslında  cevap yankılanan bir “Hayır!” olmalı.* 

Travma bağlanması ve beyin bilimlerinde onlarca yıl süren araştırmalardan sonra travmayı nasıl iyileştireceğimiz hakkında artık daha fazla bilgiye sahibiz. Herşeyi bilmiyoruz. Ancak, daha fazla bilgimiz ve daha fazla umudumuz var; beyne ulaşabilir ve onu sakinleştirebiliriz. Süregelen yöntemler dışında, Neurofeedback, bedene yönelik çalışmalar, Duyu Bütünleme, EMDR ve daha fazlasını biliyoruz. Bu yöntemleri de devreye sokarak yardıma ihtiyacı olanlar için, şu anda sahip olduğumuz müdahalelerden daha verimli sonuç alabiliriz. Bazılarının “Vay.. Size iyi şanslar” dediğini biliyorum. Açıkça yapmamız gereken çok iş var ama iletmek istediğim daha büyük bir mesaj çünkü travma hepimizi etkiler. Çocukluk çağı travmasının derin etkisini gösteren olumsuz çocukluk çağı deneyimleri (ACE) çalışması için Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan çalışmaya bakmanız bunu anlamak için yeterlidir.*

Anksiyete, depresyon, madde bağımlılığı ve intihar gibi tahmin edebileceğiniz şeylerin dışında, çocukluk çağı travması, kalp hastalıkları, otoimmün hastalıklar gibi bir dizi kronik tıbbi hastalığın en güçlü ve tek belirleyicisidir. Pek çok araştırmacı, çocukluk travmasının dünyanın en büyük halk sağlığı krizi olduğunu söylüyor. Travma alanındaki profesyonellerin elbette devam eden çalışmaları var. Ancak şimdi toplum olarak da çalışmamız gerekiyor. 

Tekrar düşünmenizi rica ediyorum, çocukluk çağı travmasının özü, güçlü ikili ilişkilerde gerçekleşir. Pek çok bilimsel yaklaşım, temel ilişki modelinde yaraların olduğunu ve iyileşmeyi teşvik etmek için yeni ilişkiler kurmak gerektiğini söyler.

Ama, hangi kişinin, ilişki modelini iyileştirme yolunda belirleyici bir katalizör olabileceğini asla tahmin edemeyiz. Bu bir öğretmen, bir antrenör olabileceği gibi, bir işletmeci de olabilir; bir polis, avukat olabileceğini gibi bir komşu ya da sanatçı da olabilir. 

Bu yüzden sizden hepimizin travmadan etkilendiği fikrini almanızı / anlamanızı rica ediyorum. Her birimiz bedeli hem kişisel hem de toplumsal olarak ödüyoruz. Hem kişiden kişiye hem de toplumsal olarak birbirimizle bağ kurduğumuzda insanların iyileşmesine yardımcı olabiliriz. Dolayısıyla travma bilgili olmak hepimizin ilgilenmek zorunda olduğu bir meseledir. Geleceği ancak böyle iyileştirebiliriz. 

Ece Türkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

https://www.projectaxismundi.com

* Bu yazı Dr. Kelly’nin travma bilgilendirme çalışmalarının önemini anlattığı bir dersten alıntılar içermektedir.

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2018

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s