“Travma Bedende Yaşar” ne demek ? 1. Bölüm

serveimage

“ Travma Bedende Yaşar” Ne demek?

1. Bölüm – Kimyasallar

Travmatik deneyimden sonra beden kayıt tutar, bunu biliyoruz… Ama bu ne tam olarak ne anlama geliyor?
Sinir sisteminin düzenli akışında çalışmaması ve bunun bedeni etkilenmesi tam olarak ne demektir? Nasıl etkileri olur? İnsana ne yapar? Travma neden karmaşıktır?

Hocam Bessel van der Kolk “Travma psikolojik değil fizyolojiktir. Travma sadece psikolojik olarak değil, fizyolojik olarak da hasar bırakır; özellikle de beyinde. Travma tedavilerinin başarısızlığının nedeni bu durumu ve büyük resmi göz ardı etmeleridir” der.

Bedenimizdeki kimyasallar, DNA gibi düzenleyici moleküller sayesinde düzgün çalışır ve hangi işi yapacakları konusunda zaman içinde evrimleşmiştirler. Beynimizdeki ödül ve ceza mekanizmasını doğal olarak etkileyen bu kimyasallar ilkel atalarımızın hayatta kalma şansını arttırmıştır. Kimyasallar, nöronlar ve dolayısıyla beyin, hem toplumsal iletişim, hem de bireylerin genel sağlığı için onemli. Ancak zaman zaman hata yapabilirler bu hatalar ölümcül değildir ama düzelmez ve birikirse tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Şimdi bu bilgiyi bir kenara koyalım.

Ödül /ceza mekanizması büyük oranda beynimizin hipotalamus bölgesi tarafından kontrol edilir. Sinirlerimizde ve hormonlarımızda sorun oluşursa psikolojik dengemiz bozulur. Beyin, bunu kontrol etmek/dengelemek için çeşitli hormonlar salgılar; ama içerideki sorun çözülemiyorsa beynimiz de aşırı çalışarak bu sorunun önüne geçmeye çalışır.

Böylece sürekli birbirini tetikleyen kısır bir döngü oluşur. Travma sonrası stres bozuklukları da beyindeki sinir bağlantılarının veya hormonal aktivitenin sürekli tetiklenerek, uyaranların varlığı altında bozulmasıyla oluşan bir olgudur.

Hemen hatırlatayım her travmatik deneyim travmatik bozukluğa yol açmaz. Travmatik deneyim travmatik stres bozukluğuna yol açtığında bedende neler değişir kabaca bakalım. Kabaca diyorum çünkü özellikle aşağıda yazacağım kimyasallar  mevzusu başlı başına bir uzmanlık konusudur, tam olarak bütün değişimleri ve etkileri anlamak icin cilt cilt okumak lazım…
Travma çoğu zaman insanın fiziksel ve ruhsal sağlığını etkiler ama her zaman aşağıda yazdıklarımın hepsi görülecek anlamına gelmez. Bunların görülmemesi, travmadan etkilenmediğiniz anlamına da gelmez. Travmatik bir deneyimden sonra, olayı nasıl karşıladığınıza ve farklı etkilere bağlı olarak (destek mekanizması, genetik, sosyolojik etkiler vb) travma beden sistemine etki eder.

Travma sonrası bozukluklarda,
Nörolojik olarak,
– Beynin frontal lobunda fonksiyon bozuklukları
– Hipokampus hacminde azalma
– Amigdala ve amigdalayla bağlantılı yapılarda artmış aktivasyon
– Broca alanında fonksiyon kaybı
– Beynin sağ tarafında yanallaşma
Psikofizyolojik olarak aşırı otonomik yanıtlar ve bir sürü kimyasal değişim olur.

Aşağıda okuyacağınız yazı travma sonrası hormonal değişiklikler üzerine, teknik kelimeler kafa karıştırabilir ama hangi hormon ne iş yapıyor ve zincirleme olarak birbirini nasıl etkiliyor sırayla yazdım. Dönüp bu neydi diye bakabilirsiniz.  O zaman başlayalım….

Travma sonrası Kimyasal (Hormonal) Değişimler:

Travmatik deneyimi olan kişilerde  (TSSB tanısı olmasa bile) kontrolsuz sağaltımlar ve tetiklenmeler aşağıda göreceğiniz üzere zaten son derece ayarsız olan kimyasal dengeyi iyice bozabilir.

1. Noradrenalin
Bu arkadaş strese tepki olarak salgılanan bir nörotransmiter. Sinir sisteminde ‘Kaç ya da savaş’ cevabından sorumlu. Tehlike anında kaçmak ya da savaşmak için hızlı kararlar verebilmemizi sağlar. Beyine giden oksijen miktarını arttırır. Kalpten kan pompalanmasını düzenler. Kaslarımıza glikoz ve lipitleri daha verimli ve hızlı şekilde verir. Konsantrasyon ve dikkat süremizi uzatır vb. Stres karşısında noradrenalin ve adrenalin salınımındaki artış, bir savunma tepkisidir, bedeni tehlikeye karşı uyarmaya yarar.
Ama travma sonrası stres bozuklukları gibi uzamış stres durumunda noradrenalin ve adrenalin tüketimine bağlı olarak bazal seviyeler düşer. Bu da Noradrenalin ve adrenalin reseptörlerinin duyarlılığını arttırır. Sonuç olarak sistem düşük dozdaki adrenalin ve noradrenaline de aşırı tepki vermeye başlar.

2.  ACTH
Stres karşısında bedenin ilk yanıtı, hipotalamustan gelen uyarılarla (CRH) hipofiz ön lobundan adrenokortikotropik hormon (ACTH) salınımını arttırmak. ACHT nin en önemli görevi adrenal bezin cortex kısmından glukokortikodlerin salgılanmasını idare etmek. Ayrıca glukokortikoidler yanında adrenal meduladan adrenalin salgılanmasını teşvik ediyor. ACTH salınımı artınca kortizol ve adrenalin ile noradrenalin salgılanmasında artışa neden olur. Bu hormonların artışı ve otonom sinir sisteminin aşırı etkinliği, alarm reaksiyonu denilen sürecin başlamasına neden oluyor.
Travma ya da kronik bir biçimde strese maruz kalma durumunda normal işleyiş bozuluyor. Sistem kendini dengelemek icin kısır döngüye giriyor dolayısıyla hem akut hem de kronik olarak uyumsuzluk yaratıyor.

3. Kortizol
Kortizol, böbrek üstü bezinin kabuk bölgesinde üretilen, vücudun strese gösterdiği tepkiyle ilişkili bir hormon. Kortizol hormonu vücuda gelen herhangi bir zararlı etken karşısında (sahip olduğu çok yönlü etkilerle) vücudun kendi kendini savunma mekanizmalarını harekete geçirir.  İnsan sağlığı için en önemli glikokortikoid kortizol. Kardiovasküler, metobolik, immünolojik ve homeostatik görevleri var. Yani vücudun doğal olarak salgıladığı bir steroid. Başlıca üç işi var:
–  kandaki şeker miktarının kontrolüne yardımcı olmak
–  vücudun stresle başa çıkabilmesine yardımcı olmak
–  kan basıncı ve kan dolaşımını kontrol etmeye yardımcı olmak
Örneğin ameliyat, yaralanma, su kaybı gibi durumlarda üretime geçiyor, enerji üretiminin devamlılığı, kan şekeri seviyesi, gerekli kalp ve ciğer fonksiyonlarının korunması açısından hayati önem taşıyor.
Ancak travma sonrası bozukluklarda normalde beklenenin aksine stres tepkisini gösteremez adeta donar. Hatta Travma sonrası stres bozukluğu hastalarında uzun süre normal değerlerin altında seyredebilir. Kortizolün normalin altında olmasının tehlikesi büyük. Ancak daha riskli ve aynı zamanda ilginç olan travma sonrası bozukluklarda kortizolün davranışı. Beklenmeyen zamanlarda tetiklenmelere bağlı olarak aniden aşırı yükselip, yüksek değerlerde seyredebilir. Diğer hormonlar düzene girmiş gibi görünürken kortizol hala kafasına göre takılabilir.
Vücutta yüksek miktarda kortizol bulunduğunda, kortizolün ana görevi olan organizmayı savunma etkisi tamamen tersine döner. Organizma deyim yerindeyse kendiyle savaşır. Yüksek kortizol bağışıklık sistemini baskılar, çok çeşitli enflamasyon ve immün sistemi hastalığına sebep olabilir. Kortizol salgılanmasının arttığı bazı durumlarda, insulin hormonunun aşırı salgılanması yüzünden yağlanma (kilo alma) olur. Prolaktin yükselebilir. Antikor üretimi ve lenfoid dokularda hücre yapımı durma noktasına gelir, kemiklerde protein yıkımına ve buradaki kalsiyumun da kana verilmesine yol açar. Diğer yandan “Noradrenalin” hormonun damarları büzücü etkisi, kortizol tarafından güçlendirilir. Yani travma bozukluklarında kortizolün ne yapacağı belli olmaz… ( Kortizol üzerine ayrı bir yazı dizisi çevireceğim.)

4. CRH
CRH, beyinde öğrenme mekanizması üzerinde etkili. Hipotalamusun salgıladığı bu hormon, amigdala ve hipokampus gibi öğrenme ile ilgili beyin bölgelerini uyarır. ACHT sekresyonu ve genel stres yanıtlarını yönetir. Dolayısıyla etkisini ACHT üzerinden gösterir. (ACHT 2. maddeydi) Normal miktarda CHR hormonu zihni açar, dikkati arttırır, öğrenmeyi hızlandırır. Aşırı salgılanması bedeni gerçekle ilgili olmayan aşırı tepkili ve alarm durumuna iter. Travma sonrası stres bozukluğunda CRH yüksektir ve hipervijilans halinin sebeplerinden biridir.

5. Serotonin
Serotonin merkezi sinir sistemi, kan pıhıtısı ve bağırsaklarda bulunuyor. Vücuttaki serotoninin % 80-90 gibi bir çoğunluğu, sindirim sistemi içerisinde. Psikolojik dengemiz için vazgeçilmez… Hocam Bessel van dar Kolk travma bozuklukları ya da diğer psikolojik rahatsızlıkların tedavilerinde beslenme planının tedaviye dahil edilmesini aksi takdirde tedavinin işe yaramayacağını savunuyor. Gut yani bağırsak iyileşmezse psikoloji de iyileşmez. Serotonin, psikoloji ve sosyal davranışı, iştah ve sindirimi, uyku, hafıza ve cinsel istek ve fonksiyonları etkiler.
Travma bozukluklarında kronik ve başa çıkılamayan stres serotonin miktarının azaltır. Çeşitli araştırmalar, beyin serotonin düzeyindeki düşmelerin agresyona, uyku düzeninin bozulmasına, beslenme alışkanlıklarının ve ağrıya duyarlılığın değişmesine sebep oluyor.

6. Dopamin
Dopamin, beynin ödül ve zevk merkezinde rol alan yardımcı bir nörotransmitter. Ödül mekanizmamızı tetikleyerek bize gereken enerjiyi sağlıyor. Psikolojik bozukluklarda da serotonin gibi büyük rolü var. Travma bozukluklarında dopamin dengesi de bozulur. Özellikle medial prefrontal kortekste dopamin neoseptorleri artıyor. Bu da psikozlara zemin hazırlar. Bu arada Dopaminin yüksek aktivitesi şizofreni gibi hastalıklarla da ilişkilendirilir.

7. Asetilkolin
Asetilkolin, merkezi sinir sisteminde iletim sisteminin bir parçası olarak görev yapar. Bireyin dikkati ve uyarılmasında önemli bir rol oynar. Çevresel sinir sisteminde ise bu nörotransmiter otonom sinir sisteminin önemli bir parçası ve istemsiz kasları etkinleştirmek için çalışıyorlar. Ayrıca motor hareket ve bellekten de sorumlu…
Travma sonrası bozukluklarda asetilkolin yapımı ve yıkımı artıyor. Asetilkolin uyku, hafıza, ezberleme, rüya görmek ve de öğrenmek için çok gerekli bir kimyasal. Ancak insan vücudunun bu kimyasalı çok salgılaması durumlarda şiddetli titremeler, kabuslar görme ya da daha kötüsü Parkinson hastalığı gibi bazı hastalıklara neden olma ihtimali var. Asetilkolin’in artması ACTH salınımı ve sempatik uyarıya neden oluyor. Döndünüz mü başa ACTH neydi diye… Ayrıca travma sonrası stres bozukluğunda görülen yetenek/ beceri kaybı denilen fenomende malesef rolü var.

8. GABA
GABA, beyinde doğal olarak üretilebilen en önemli kimyasallardan biri. Bir anti-epileptik ve aynı zamanda gevşemeye yardımcı olan bir kimyasal. Travma bozukluklarında özelikle serebral kortekste olmak üzere beynin çeşitli bölgelerinde GABA reseptörlerine bağlı Cl-iyon transportunun azaldığı biliniyor. CI-iyonu nedir dersen yazmadım artık o kadar detayını…
Bilmek gereken GABA eksikliğinde anksiyete, epilepsi, uykusuzluk gibi hastalıklar görülebiliyor. Daha fenası GABA eksikliği beyinde sinir iletisini yavaşlatıyor.

9. Opiatlar
İnsan organizmasının kendi ürettiği morfine (endorfin) kısaca opiatlar deniliyor. Bu arkadaşlar, insan vücudunda ağrıyan dokularda ağrının azalması için beyin dokuları tarafından üretilen hormonlar. Bu hormonun işi, ağrının şiddetini azaltmak ve vücuda daha az rahatsızlık vermesini sağlamak için sinirleri uyuşturmak.
Travma sonrası stres bozukluğunda ağrı eşiği yükseliyor. Bu da analjeziye sebep olur. Analjesi, bilinç kaybı olmaksızın ağrı duyumsamasının olmaması durumu, yani ağrı yitimidir. Örneğin yapılan bir çalışmada savaş filmi izletilen gaziler arasında TSSB’si olanlarda koşullanmış stres analjezisi görülürken, olmayanlarda analjezi görülmemiş.
Travma sonrası bozukluklarda gördüğümüz duyu kaybı olgularının tamamı opiatlarla mı ilgili tam bilmiyorum açıkçası  ama travma sonrası bağımlılık sorunu ile de ilişkili olduğunu biliyoruz.

10. Oksitosin ve vazopresin
Oksitosini üreme, orgazm, doğum ve doğum sonrası etkisi sebebiyle “aşk hormonu” diye biliriz. Ama sosyal tanıma, eşler arasındaki bağ, anksiyete gibi davranışlardan da sorumlu.
Oksitosin salgılanmasındaki yetersizlik sosyopati, psikopati, narsisizm ve genel manipülasyon eğilimi doğuruyor.
Vazopresin ise aslında öncelikli olarak bedendeki suyun tutulmasından sorumlu bir hormon. Böbrekler ve kalp damar sağlığı için kritik bir hormon. Ama aynı zamanda hafıza ve saldırganlık üzerinde de etkisi var.
Travma bozukluklarında noradrenalin ve vazopresin salınımı travmatik anıların bellekte aşırı bir biçiminde sabitlenmesine neden oluyor. Opiotler ve oksitosin de belleğin kayıt yapmasını bozuyor. Travma sonrası görülen amnezi (hafıza kaybı) ve dissasiotif amneziler (parçalı hafıza kaybı) bu yüzden. Olayın flashback’ler veya kabuslar yoluyla tekrarlanması ya da amneziye rağmen tetiklenmeler stres hormonlarının yeniden salgılanmasına ve bu da anı izini beyinde daha fazla güçlendirmeye sebep olur. Ayrıca yeni bilgiyi işleme becerisinde zorlanmanın sebeplerinden biri bu etki…

İşte böyle… umarım konuya meraklı herkes travmada kimyasallar mevzusunu anladı…  Bu zincirleme kimyasal kısır döngünün sonuçları bir sonraki yazıda… Şimdilik şöyle bir ip ucu vereyim… Benlik olarak hissettiğiniz şey beynin kendisinin iç süreçlerinin bir ürünü. Yani benlik hissinin tamamen sinirsel bir olgu olduğunu kesin olarak biliyoruz.

Derleyen: Ece Turkmut Dere

Axis Mundi Project

Post Travma Çalışmaları ve Introceptive Yoga Türkiye

Tüm Hakları Saklıdır. Yayınlanan çeviri, makale, yazı, döküman, dosyalar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © Ece Turkmut 2017

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s