Yeni başlayanlar için MidWest

serveimage

Öncelikle şunu söylemeliyim bu yazı kişisel günlük deneyimlerle ilgilidir 🙂 Politik ya da ideolojik olarak Amerika güzellemesi yapacak değilim ; )

  1. Selamlaşma Meselesi

Yolda, süpermarkette filan bolca selamlaşmak makbul! Yolda yürüyorsun, yanından geçen biri sana bakıp gülümsüyor ve “Merhaba”, “Güzel bir gün!” vb şeyler söylüyor.  Yıllar önce bununla ilk karşılaştığımda durup konuşan kişinin arkasından bakakalıyordum.

-Birine benzetti… Kesin.

-Tanıyor muyum acaba?

-Bizim mahallede oturuyor olabilir mi?

Yok tanımıyorum, o da beni tanımıyor. Zaten herhangi bir şekilde aslında seninle ilgilenmiyor. Yanından geçerken sadece “Merhaba! Seni görüyorum” diyor. Gülümsüyor. Samimi ya da değil, zaten konu samimiyet değil; konu günlük yaşam pratikleri… Ama biri sana gülümsediğinde doğal olarak sen de gülümsüyorsun; ayna refleksi. Beynin de mutlu olduğunu düşünüyor. Oh şimdi hep birlikte mutluyuz!

Bazen kişisel sıkıntılılar, bazen/ çoğu zaman ülke gündemi yüzünden kimsenin birbirini görmeye hali yok… Yaşadığımız topraklarda o kadar çok şeyle meşgulüz ki birbirimizi görecek durumda değiliz. Bırak tanımadığın birine selam vermeyi apartman görevlisi ya da manavla konuşurken bile orada değiliz. Eski sıcaklık yok… Ailemize, sevgilimize, arkadaşımıza bakmaya halimiz kalmıyor bazı günler… Dahası son yıllarda adamlar kadınlara bakmaya korkuyor, kadınlar adamlara… taciz derdinden. Yere ya da boşluklara bakarak yürüyoruz yollarda. Yanımızdan geçeni görmezden gelmek daha güvenli geliyor. Farkında olmadan yabani olmuşuz haliyle…

Gelince elbette ilk dikkatimi çeken yine bu selamlama mevzusu oldu. Eski zamanları anımsattığı için pek bir hoşuma gitti bu sefer. Ama başka türlü bir gerginlik yarattı bünyede 🙂

 Merhaba! Nasılsınız?

Merhaba! İyiyim sağol! …..

Acaba “Sen nasılsın?” demeli miydim. Ayıp oldu şimdi görüyor musun! Dönüp, bir koşu yanına gidip  “Sen nasılsın?” desem mi? Yok canım abarttın… Kafada böyle sorular…

Bu sohbet ne kadar uzamalı ne kadar kısa kesilmeli henüz orta yol bulamadım 🙂 Sonuçta yürüyüp geçiyoruz yahu 😀

2. Trafik Meselesi

Geçen gün arabadayız yolda ilerliyoruz. Ben konuşmaya dahil olamıyorum çünkü hipnotize olmuş gibi akan trafiği izliyorum. Evet trafik akıyor. Ben de izliyorum. Araçların arasındaki takip mesafesini ölçsek kesin hepsininki aynı çıkar. Bildiğin altın oran!

Bu arada Amerikalılar kesinlikle iyi şoför değiller. Bu yüzden olsa gerek trafik ve kurallar müthiş işliyor. Kimse gerekmedikçe şerit değiştirmiyor. Kimse birbirinin dibine yanaşmıyor. Dur-Kalk , Yavaşla- hızlan gibi dertler yok… Niye tüm arabalar otomatik vites anlamıyorum. Zaten aracı cruise controle koyuyorsun gidiyor. Hatta muhtemelen trafik kazaları korkaklıktan ya da aşırı nezaketten oluyordur:

Sen geç! Yok Allasen sen geç! Yok geç ben beklerim! Hayır hayır sen geç!

Millet duymayan kalmasın burada yaya diye bir şey var! Bu yayalar, sen ben gibi insanlar, senin benim gibi karşıdan karşıya filan geçiyorlar. Ama arada büyük fark var. Bizde kritik kitle yaratman lazım. Yani kaldırımda bekliyorsun. İnsanlar birikmeye başlıyor, yeterince kalabalık olursan bize özgü bir içgüdü ile birlikte hareket edip bir arabanın durmasını sağlayabilirsin. Ya da aşırı hızlı bir çıkış yakalayıp araba sana çarpmadan bir şekilde diğer kaldırıma koşacaksın. Büyük marifet bu! Burada ise bir araç karşıya geçme ihtimali olan bir yaya görürse 3 – 4 metre kala durup bekliyor. Hep bekliyorlar… Geçenlerde kaldırımda yürüyorum. Karşıdan bir araç geliyor sağa sinyal vermiş dönecek. Döneceği yola 1 metre kala durdu. Beni bekliyor! Ulan geç! benim karşıya geçmeme daha 3 metre var.. Yok bekliyor. Bünye stres yoksa stres yaratacak tabi, sonuçta Türk insanıyız. Başladım koşar adımla yürümeye, vicdan yaptım adam beni bekliyor diye.

Hal böyle olunca, ben normal olarak geçen sefer trafik sınavından kalmıştım 🙂 Türk kafasıyla araba kullanırsan sana ehliyet vermiyorlar. Neymiş efendim STOP levhasında full stop yapmamışım. Arkadaş durayazdım ! Bizde var böyle bir eylem. Durayazma! Duruyor gibi yapıyorsun ama durmuyorsun. Dümdüz yol. Her yer göz alabildiğine tarla, durup neyi görmem gerekiyor ki? Siz siz olun ehliyet filan alacaksanız Amerikalı gibi düşünün. Örneğin:

Soru: Aracın sol sinyali yanıyorsa aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A: Sola dönecek

B: Yavaşlayıp sola dönecek.

3. Yiyecekler ve Şeker meselesi

Yıllar önce benim bulunduğum yerde Türk damak tadına uygun Türk ürünleri satan yerler bulmak daha zordu. Şimdi hemen herşey var. Elbette dünyanın geneli gibi Amerika’da da bir kesim sağlıklı beslenmeye dikkat ediyor. Organik marketler fazlalaşmış. Ürün çeşidi inanılmaz. Fiyatlar daha da inanılmaz. Sağlıklı besleneceğim dediğinde servet ödemek zorunda değilsin.

Çok canımı sıkan bir konu oldu: Eskiden buradaki sebzeyi meyveyi beğenmezdim, tadı yok bizimki gibi değil diye düşünürdüm. Zaten sadece belli bölgelerde yetişiyor. Şimdi burada tarladan ya da organik marketten domates alıyorsun bizim çocukluğumuzun gerçek domatesi, uzun zamandır İzmir’de böyle domates yemedim. Tarım ülkesiydik değil mi bir zamanlar… Bizde tarımın korkunç bir duruma geldiğini biliyoruz ama bu şekilde görmek sarsıcı oldu. Elbette tarım ve gıda vb politikalarımızın sefilliğini şuradan da anlamak mümkün. Burada bizim memleketten olan herşey Greek adı altında satılıyor. Öyle pazarlanıyor… Marka değerimiz yok…

Önemli uyarı! Dışarıda yemek içmek akıl karı değil çünkü herşeyin içinde şeker var! Bol miktarda şeker! Fast food değil iyi bir restauranta gittiğinizde bile çoğu şey şekerli 🙂

4. İş Güç Meselesi

Burada genel olarak yaptığın işi iyi yapıyorsan, bu yeterli! Yani zengin babaya, birilerinin araya girmesine, torpile-tanıdığa, tanıtım için para verip kendi gazete haberini yaptırmaya filan gerek yok. Mezun olduktan sonra zaten seni alanında uzman sayıyorlar, dolayısıyla bir daha sınava girmeye, kadro açılsın diye beklemeye de gerek yok. İş ilanlarına baktığında her ilanda aranılan özellik son derece net ve gerçekçi. Senin niteliklerin tam olarak uyuyorsa başvuruyorsun. Sağladıkları imkana göre de karar veriyorsun. Kadro açılana kadar şu işi yapayım idare edeyim derdi yok… Hele bir de niteliklerin zanaat ve sanat ile ilgiliyse daha da iyi… İş görüşmesi yaptığında sana saygı duyan, seni çok ciddiye alan birinin karşısındasın. Kendini ispat etmek zorunda değilsin. Kendini şişirmeye ya da karşılıklı oyunlara /güç gösterisine gerek yok. Ben buyum diyorsun, yetiyor 🙂 Dahası burada bilgine önem veriliyor. Çünkü biliyor-muş gibi yapan yok.

5. Eğitim

Amerika’da eğitim genel olarak kötü. (Bizim eğitimin son zamanlardaki haliyle kıyaslamıyorum tabi.) Ama kurallara uyma, nezaket ve disiplin çok erken yaşta öğretiliyor. Örneğin kardeşimi okula götürüyorum. İlkokul. Okulun kapısı saat 8:30 da açılıyor. 8:40 da kapı kapanıyor. Çocuklar erken gelirse kapıda bekliyor. Gözetmen öğretmenler kapı açılınca onları içeri alıyor. 8:40 da kapı kapanıyor. Geç kaldı diye bir şey yok. Öğrenci de Veli de geç kalamaz. Burada bir esneklik yok. Tam saatinde ya okuldasın ya bütün gün yoksun. Dolayısıyla kimse geç kalmıyor 😀 Çocuklar sınıflarda oturarak öğrenmiyor. Sürekli hareket halindeler. Mesela, küçük tarlaları var her çocuk kendi sebzesini yetiştirip hasat ediyor. Sonra onu kuşlara sincaplara veriyor. Bir başka örnek: ödev verildiyse ödev o gün akşam yapılmalı. Çünkü haftalık ders programını veli ya da öğrenci bilmiyor. Tabi okula kitap taşımadıkları için bu sistem kolay. Çocuk, filanca derse 3 gün var bu ödevi sonra yaparım diyemiyor. Veli “aman bugün beden varmış, gitmeyiversin” diyemiyor. Çocuklar günün belirli saatlerini mutlaka dışarıda açık havada geçiriyorlar. Kar kış farketmiyor… Zaten çocukları lahana gibi giydirmediklerinden üşümüyor da veletler. Ota boka ağlayıp zırlayan çocuk meselesine girmeyeceğim. Hayır ağlamıyorlar! Arkadaş, anne değilim, konuşmak kolay diyeceksiniz ama kesin bir yanlışlık var bu işte. Biz bir şekilde çocukların ayarını bozuyoruz memlekette… Bağırmadan, zırlamadan derdini anlatan, gerekirse fikrini savunan, sorumluluklarını bilen ama büyümüş de küçülmüş değil “çocuk gibi” çocuklar var..

6. İdareten iş yapmak yok.

Yahu bu nasıl rahatlatıcı bir şey. Karmaşa, gürültü, kaos yok… Tek telaşlı şey sincaplar. O kadar 🙂 Herşey bir seferde doğru düzgün yapılıyor. Şehir planlamasından tut, kahve dükkanına kadar herşeyin nasıl olması gerektiği düşünülmüş. Ağacın aşı karnesi var ben daha ne diyeyim! Ağaçların hangi tarihlerde aşılandığını takip etmek için küçük metal madalyon gibi bir şey var; Ağaçlara çivili. Oradan takip ediyorlar aşı zamanını Düşün! Gerçekten! Mesela ağaç yeni dikilmişse, şimdi bu mevsimde ağaçları plastik boru benzeri malzeme ile sarıyorlar düzgünce. Nedenmiş? Kış geliyor ağaç üşümesinmiş! Git hırsından ağaçı tep! Ulan insan olarak bu kadar kıymetimiz yok bizim memlekette 😀 Sonra neymiş ağaçlar belli bir mevsimde sadece belirli bir biçimde budanacakmış. Bizdeki gibi belediye geldi kuşa çevirdi yok. Ağacımız bile yamuk yılık 😀

Herşey kurallı olunca yani sürekli big boss size ne yapacağınızı söyleyince kafa çalıştırmaya gerek kalmıyor. Buranın insanı da doğal olarak akılca tembelleşmiş, naapsınlar 🙂 Ülkemin her şeyi kaotik olduğu için bizim harika pratik zekamız burada parlıyor.

7. Herkes kendi evinin önünü temizlese…

Çocukken çok duyardık bunu, ilkokulda kompozisyon filan yazardık. Herkes evinin önünü temiz tutarsa tüm mahalle temiz olur. Uygulamalı anlatım için buraya buyurun! Sonbahar ağaç yaprakları temizlenecek. Her biri tek tek toplanıp recycle torbalarına doldurulacak. Bir firma var bu işle uğraşan o firma gelip yaprakları alacak. Kış… Kar yağıyor! Kapının önü, garaj yolu, kaldırım kürenecek. Biri senin evinin önündeki kar yüzünden kayıp düşerse sen suçlusun. O yüzden burada ayakkabının altına sakız yapışmıyor!  😀

8. Doğa

Bu salak adamlar her yere AVM ve bina yapmadıkları için bol bol park var; ormanlık ve göl kenarı doğal alan var. Tabi bir de vahşi hayvanlar 🙂 Şehir merkezi dışında her yer inziva yeri gibi 🙂 Benim bulunduğum yerde hava o kadar temiz ki ilk geldiğimde fazla oksijenden burnum kanardı 😀

-yüzün gözün parlamış?

-oksijen o, oksijen… kafa açıyor 😀

Amerika rüya mı? Elbette değil 😀 Sadece farkettim ki son zamanlarda Türkiye’de çok yorulmuşuz, çok gerilmişiz, stres içindeyiz, travmatize durumdayız ve çoğu zaman farkında değiliz. Ülke derdi… Geçim derdi… Güvenlik derdi… Gelecek derdi… Burası elbette rüya ülke değil ama günlük hayatta küçük ölçeklerde (karşıdan karşıya geçmek gibi) mücadele etmeye gerek olmadan yaşayabildiğin bir yer. İnsanların seni gördüğü, sana gülümsediği bir yer. Kendini ve yeterliliklerini özellikle iş konusunda sorgulamadığın, eksik hissetmediğin bir yer. Bu gelişimde çokça huzur bulduğum bir yer.

Selamlar herkese 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s